Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.

Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

Mert Tanaydın

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Eskisine oranla çok fazla yeni kitapları takip edebildiğimi söyleyemem. Profesyonel görevimle okurluğumun artık aşırı kaynaşmasından pişmanlık duyduğumu bile söyleyebilirim. Ama her ikisinden de mürekkep bir cevap vereceğim:

Aziz Gökdemir’in kurgusal bir Osmanlı monarkının dönemini özgür ruhunu esaret altına aldırmayan kahramanlarıyla anlattığı romanı İmparatora Veda’sının İthaki’den yayımlanmasından mutlu olmuştum, ama yayınevinin idaresinin yaşadığı çalkantılara Aziz Bey’in hassasiyetiyle tepki göstermek durumunda kalması dostu olarak beni üzdü. Bir büyük yayınevinin yaşattığı bu çalkantı beni de fazlasıyla düşündürdü, özellikle son dönemde yoğunlaşan deneme dizisinde Onur Çalı’nın okumayı çok sevdiğim Dünlükler’i ve “aykırı seyir” dizisinde Emre Ağanoğlu’nun kaotik bir diyalog orjisi olarak kabaca yorumlayacağım Natürmort’u yayınevinin beğendiğim son dönem parlak kitapları olmuştu. Bu çalkantılarda Emre’nin kanımca çok daha doyurucu bulduğum denemelerinin yayımlanamayacak olduğunu duymam da düşüncelerimi koyulttu, neyse ki Onur Çalı’nın denemeleri kendisine yeni bir yuva buldu. Türkçe edebiyatta bir de İbrahim Yıldırım’ın romanlarının yeniden Kırmızı Kedi’den yayımlanmasını ve Sel’den çıkan son Enis Batur kitaplarından enfes kısa metinler içeren Elgin Taşlar’ı da işaret etmek isterim.

Metis’ten Gül Özlen çevirisiyle çıkan Gerbrand Bakker’in Berberin Oğlu, Can’dan Regaip Minareci çevirisiyle çıkan Jenny Erpenbeck’in Kairos ve Sia’dan Anıl Alacaoğlu çevirisiyle çıkan Judith Hermann’ın Yuva romanları (ayrıca İlknur Özdemir çevirisiyle Hermann öykülerinden oluşan Sadece Hayaletler, Ötesi Yok) bu sene okuyup beğendiğim romanlar oldu. Paul Auster’ın Baumgartner’ını Seçkin Selvi çevirisiyle okumak için sabırsızlanıyorum. Henüz çevrilmeden incelediğim romanlardan da son Booker Ödülü’ne layık görülen Paul Lynch’in Prophet Song’unu, bir de Don DeLillo ve Paul Auster hattından genç bir Amerikalı olan Greg Jackson’ın The Dimensions of a Cave’ini dikkat çekici olarak belirteyim.

Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Nobel Ödülü Jon Fosse’ye verildi (ödül ilanını daha dinlerken ilk cümleden tahmin etmiştim), Booker International’ın Georgi Gospodinov’un Zaman Sığınağı’na verilmesine sevindim, Booker’ı yukarıda belirttim zaten. Türkiye’deki ödülleri gün be gün takip ettik zaten, kimi arkadaşlarımız sevindi, kimileri bilendi. Şu ödül mekanizmalarını yıllardır bir gözle takip etmeme rağmen içimden son zamanlarda o gözü kapatmak geliyor nedense.

Kendi adıma Bilge Karasu günlerini ve sergisini sevdim, ama edebiyatın aktiviteli, sosyal iletişimli olan yanının aslında bana hiç uygun olmadığını her seferinde bir kere daha hissediyorum. Okunan edebiyatla, yalnız başına yaklaşılan edebiyatla, dolaylı aktarımla ilgiliyim ben, hurufatla, matbuatla, dijitalle. Bu açıdan dergiler, kitaplar, dijital yayınlar (son olarak Ercan y Yılmaz’ın kurduğu Veveya ve kardeşi dijital dergiler, Sanat Kritik, Parşömen, Duvar Kitap, k24 ve benzerleri) beni daha heyecanlandırıyor. Yeni zamanlarda da çeşitli nedenlerden bu yayınların ve bu yayınların bulunduğu yerlerin azalması beni üzüyor tabii, ama yeni kütüphanelerin, kitaplıkların, kitabevlerinin de açılıyor olması dilerim daha matbu bir ortam yaratır. Bu açıdan İBB’nin yaptıkları, yaşadığım Kadıköy’de açılanlar ve en son Meşrutiyet Caddesi’nde açılan Minoa Pera teselli ikramiyesi oluyor. Ekonomik açıdan kitap metasının diğer metalar gibi aşırı pahalı hale gelip nadirleşmesi, bizi biraz daha fazla sahaflara yöneltecek gibi görünüyor, bunu da belirtmeden geçmeyeyim.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Edebiyat ortamımızın içinde bulunduğu dünya, ülke ve toplum büyük sorunlarla yaşıyor. Bitmeyen kavgalar, kanıksanmaya başlanan savaşlar, yaşadığımız afetler ve felaketler, ekonomik ve toplumsal buhran, çok ciddi dönüşümlerin göbeğinde olmamız edebiyata hem deneyim sağlıyor hem de nefesini kesiyor. Yayıncılık alanında sağlıklı bir ekosistem uzun zamandır yok, dağıtımcıların ve kâğıtçıların en fazla kazandığı paylaşım oranlarında, emekçiler, yaratıcılar, üreticiler, kurumlar cambazlıklar yaparak teknelerini idare ediyorlar ama dümenlerini nereye kıracaklarını hiçbiri sağlıklı olarak bilemiyor, çünkü ufuk neredeyse kimse için gözükmüyor. En temel noktaya kadar iniyor kavga kimi zaman: Yaşam için, sağlık için, barınma için, beslenme için kıyasıya mücadele gerekiyor kimi yerlerde. Bu durumda özünde faydalı bir lüks olan kültür ve sanat/edebiyat yayıncılığı açısından belki de her kişinin veya birimin düşünmeye vakit ayırıp önceliklerini sağlıklı belirlemesi gerekecek: Yaptığımızı ne için yapıyoruz? Yapmamıza değecek mi? Hevesin ötesinde ama hırsın berisinde kalarak daha dengeli ve geleceğe götürecek bir üretim, paylaşım ve saklama mekanizmalarına şahıs bazında da kurum bazında da yönelmekte fayda görüyorum. Son yıllarda bu konularda hep tersine gittik, bol ama genel geçer üretimler, dengesiz paylaşımlar ve yok olan saklama mekanizmalarıyla çoraklaştık ama bunları fark etmek, belki durup düşünmemize, sonra da doğru istikamette dümen tutturmamıza yardımcı olacaktır. Ufuk kararsa bile umut insanın içindeyse, can çıkmadıkça yol bitmez.