Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
İki kitaptan kısaca söz edeyim. Birincisi Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk Rus yazar İvan Bunin’in Eyüp Karakuş çevirisiyle raflardaki yerini alan öykü kitabı Güneş Çarpması. Bu yıl okuduğum en iyi öykü kitaplarından biriydi, özellikle kitaba ismini veren öyküyü çok beğenmiştim. Öykü türüne meraklı herkesin okuması gerekiyor bence.
İkinci kitap ise kurgu dışı. Eric Berkowitz’in Duygu Akın’ın çevirisiyle Türkçeye kazandırılan Tehlikeli Fikirler adlı kitabı. Antik çağdan günümüze sansür tarihini hayranlık uyandırıcı bir detaycılıkla okura sunan muazzam bir çalışma.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Bir yayınevimizin, hadi ismini de vereyim, Dedalus’un yapay zekâ destekli edebi çeviriye geçmesi, bunun ortaya çıkış şekli ve sonrasında doğan tartışmalar. Yapay zeka vasıtasıyla edebi bir metni çevirip Türk okuruyla buluşturmaya karar veriyorsanız bunu okurdan gizleyemezsiniz ama editör ve çevirmenlerin hak ettikleri parayı alamadığı, bandrol skandallarının birbiri ardına patladığı, toplamda iki bin adet satmış kitabın üç dört baskılı gösterilip pazarlandığı böylesi bir ortamda şaşıramıyorum da olan bitene. Bu tartışmada benim için en akılda kalıcı unsur, yapay zeka destekli çeviri konusunda çevirmenler dahil hiç kimsenin muhafazakar bir tutum içine girmemesiydi. Karşı çıkanlar bile “şimdilik” bunun doğru olmadığını yazıyordu. Sanırım gerçekten de bir devrimin arifesindeyiz.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Yıllar yılı gerek burada, gerek başka platformlarda, hatta son romanımda bile edebiyat camiasını eleştirdim. Bazen sert bir tonla bazen sarkazmla… Ne var ki son yıllarda, bilhassa son bir yılda ortada sahiden bir camia var mı, derin bir kuşkuya kapılmış durumdayım. Dışarıdan nasıl göründüğünü biliyorum, deli-dahi yazarların bir arada yiyip içip bıyık altından güldürecek arsızlıklar, çılgınlıklar sergilediği, meydan okumaların, kavgaların cereyan ettiği bohem bir ortam. Belki geçen yüzyıl Montmartre’da veya yarım asır önce Beyoğlu’nda böyle kenetlenmiş bir camia söz konusuydu ama günümüzde çalı çırpının rüzgârla savrulduğu metruk bir kasabayı andırıyor edebiyat ortamı. Kimsenin kimseden haberi yok. Kitabımız yayımlandığında Twitter’da birbirimizi tebrik ediyoruz, bir iki ay orada burada hakkında birkaç yazı çıkıyor, birkaç röportaj yapıyorsun, sonra unutulup gidiyorsun. Ancak Orhan Pamuk, İhsan Oktay Anar gibi isimlerin yeni kitabı çıkınca kamuoyunun spot ışıkları edebiyat dünyasına çevriliyor, o curcuna da birkaç haftaya kalmadan sona eriyor. Şu an Türkiye’de hangi edebiyatçının topluma etkisi Youtube influenerları ile yarışabilir, emin olamıyorum açıkçası. En son ne zaman bir edebiyat eseri gündeme oturdu, ne zaman yer yerinden oynadı, ne zaman okurları böldü hatırlamıyorum bile.
Farz edelim ki gerçekten karşımızda bir camia var, o halde hiç öyle aranmaya gerek yok, senelerdir çözmek için bir arpa boyu yol kat etmediğimiz problemler önümüzde ele alınmayı bekliyor: Eleştiri eksikliği, yazar-çevirmen ve editörlerin hak ettikleri maddi karşılığı alamaması, atölyelerin özellikle Türk öykücülüğünü tektipleştirmesi, ödül mekanizmasındaki adaletsizlikler…
Ödül demişken, yıllar yılı Türkiye’deki edebiyat ödüllerinin genellikle hak edene değil çevresi iyi yazarlara verilmesinden ve jürilerde hep aynı isimleri görmekten yakınmışımdır. Ancak bu yıl Yunus Nadi Ödülleri’nde öykü dalında iki değil, üç değil, tam dört öykü yazarımıza ödül verilmesi benim adıma zirveydi. Tek görevi seçmek olan bir seçici kurul varlık sebebini yerine getiremiyorsa o kurulun orada ne işi var anlamıyorum. Var olduğunu öne sürdüğümüz edebiyat camiasında da durumun gülünçlüğü vurgulayan ben dahil birkaç kişi dışında herkes tebrik etmekle yetindi.
Bence edebiyatın en büyük talihsizliği, en masrafsız sanat oluşu… Yönetmesi zor bir ekibe, dudak uçuklatan bir bütçeye, pahalı malzemelere ihtiyacın yok. Bir bilgisayar ve bolca vakit kâfi… Ve ne yazık ki herkes bunun farkında, diyerek sözlerimi tamamlayayım, anlayan anlasın.
