Kış Uykusu’nuikinci izleyişimden sonra, yazdığım romana bir giriş bölümü eklemeye karar verdim. Beni bu fikre sevk eden şey, filmin tesiri altında düşünürken, aklıma “Acaba Nuri Bilge Ceylan, Keşifler Tarihi’ni filme çekecek olsa, nasıl başlardı?” şeklinde tuhaf bir sorunun gelmiş olmasıydı. Bu fikir hoşuma gitti, biraz kafamda işledim, sonra bir değil iki giriş bölümü yazmanın daha iyi olacağı sonucuna vardım. Evet, romanda geçen hikâyenin ortasına ve sonuna gönderme yapan iki ayrı bölüm yazıp en başa koyacaktım. Film birkaç dakikalık sekanslarla bu bölümlerden başlayabilirdi! Kış Uykusu’ndan az önce çıkmıştım, AVM’nin yemek alanları arasında kalan boşlukta biraz da sersem bir şekilde dolaşırken romanım zaten filme çekilmiş de ben de onu az önce salonda izlemişim gibi bazı sahneleri zihnimden geçirdim. Hiç fena değildi! Bu bahsettiğim iki bölümü tahminimden daha hızlı bir şekilde, bir iki günde yazdım ve birine Temas, diğerine Mesafe adını verdim. Her şey tamamdı. Artık Keşifler Tarihi sinemaya uyarlanabilirdi – üstelik, bana göre, benim kitabımda da üç saatlik bir filme yetecek kadar malzeme vardı. Geriye sadece birkaç ayrıntı kalıyordu: Romanın (nihayet) bir yayınevi tarafından basılması, dağıtılması, iyi kötü bilinir hale gelmesi ve metni okuyan NBC’nin buradan sağlam bir senaryo çıkabileceğine ikna olması, sonra da asistanına eserin müellifine ulaşması için talimat vermesi gerekiyordu!

Mor Salkımlı Ev’den öğrendiğimize göre Avusturya, Bosna-Hersek’i ilhak edince oradan fes almayı bırakmışız (feslerimizi neden biz üretmiyorduk, sorusunu şimdilik geçiyorum). Sonra 1911’de İtalya’nın Trablus’u işgal etmesi üzerine bu sefer İtalyan mallarına karşı bir boykot başlamış. Halide Edib şöyle yazıyor:
Herkes, “makarna yemeyin, İtalyan malları almayacağım, İtalyanca konuşmayacağım,” diye ant içip duruyordu.
Bugün de boykot pek sevdiğimiz, hemen benimsediğimiz kolaycı tutumlardan. Zaman zaman, diyelim beş-altı yılda bir, siyasi bir reaksiyon olarak Amerikan mallarına veya Fransız mallarına boykot görüntüleri birkaç hafta boyunca medyaya yansıyor. Ama bu boykot dalgaları bir süre sonra tavsıyor, her şey normale dönüyor, yeni bir boykot gazına kadar kimse IPhone falan kırmıyor!
Bu gösterileri çocuksu bulanlar pek haksız sayılmazlar. Yüzyıl önceki durumu Halide Edib’in ağzından okuyunca insan, demek henüz yeteri kadar büyümemişiz, diye düşünüyor. Meali şu olabilir: Hâlâ yeteri kadar üretmiyoruz!
***
Tuğralar Perişey’i karıştırırken bir sayfada daha önce aldığım notlara rastlıyorum. Bir şiire başlamış, biraz da ilerlemişim. Okuyunca şaşırıyorum, bu çoktan unuttuğum dizelere. Şiirin çağrışımı şüphesiz Tuğralar’dan geliyor. Ama ben onun düşüncesini, kaynağını hafızamda yakalayamıyorum. Bu yazdığım şeyin hayatımın ne’sine ya da ne zaman’ına denk geldiğini bulamıyorum. Öte yandan, beğeniyorum da yazdıklarımı, bu dizeler bana iyi bir şiirin tohumunu taşıyorlar gibi geliyor. Ama onları hangi duyguyla yazmaya başladığımı hatırlamıyorum ve, daha ilginci, şiirin ne anlattığını bir türlü anlayamıyorum.
“Şiir bir şey anlatmaz,” dedikleri yoksa bu mu, diye düşünüyorum.
***
İki Günizi önce Bayan Mildred’a hitaben yazdığım mektuptan sonra posta kutuma bir mesaj düştü. Bir sosyal medya arkadaşım orada yazılanın aslında ne olduğunu merak etmişti: Bir alıntı mıydı o kısa metin, yoksa bir kitaptan çeviri mi yapmıştım, tam anlaşılmıyordu. Ben de ona bu yazının fikrinin nasıl geldiğini ve onu nasıl yazdığımı anlattım kısaca.
Ama sonra Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’daki satırlar geldi aklıma. Arkadaşımın sorduğu soruya burada ikinci bir yanıt olarak bu alıntıyı vermek isterim. Okumak, okur olmak ve kurmaca yazmak gibi konuları deşen bu ünlü kitapta Calvino, kahramanı Ludmilla’ya okumakta olduğu roman hakkında şunları söyletir:
“…Evet, öyle, çok hoşuma gitti. Ama ben okuduğum şeylerin öyle ayan beyan ortada olmasından hoşlanmam, kim bilir neyin işareti olan, şimdilik ne olduğu bilinmeyen bir şeylerin varlığının belli belirsiz hissedildiği konuları yeğlerim…” (Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, YKY, s. 57)
***
Sayın Editör,
Artık fuar bittiğine göre yazabilirim. Geçi yoğunluğunuzun azaldığını düşünmüyorum. Ama kendimi hatırlatmak durumunaydım.
“Mayıs’taki kontenjanım” ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Size öyküde karar kıldığımı yazmıştım. Tavsiyenize uyarak birkaç gün düşündüm ve deneme dosyasının biraz bekleyebileceğine karar verdim.
Ne dersiniz? Ne zaman başlarız?
Beni habersiz bırakmayınız.
Sevgimle.
