Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
İbrahim Utku Başyazıcı’nın “Güneş Duası” isimli romanı, merkezine bir karakteri değil de tekmil coğrafyayı alan Marquezyen bir anlatı. Karadeniz’in bir köşesi, pagan inançlarından Osmanlı dönemindeki kozmopolit yapısına kadar avaz avaz bağırmayan büyülü gerçekçi bir anlatımla kaleme alınmış. Sıkı bir ilk roman. Zeynep Arkan’ın 3. kitabı olan “Gözleri Olan Hiçbir Şeyi”, şiirseverler için sadra şifa olacak cinsten. Arkan, bana kalırsa nazım sathına ustaca yerleştiriyor imgelerini, sakil durmuyor. Ayakları gölgelere dolaşmadan yolculuğuna devam ediyor. Joseph Roth’un dilimize ilk kez çevrilen “Sağ ve Sol” romanı, mizahi vurgusu yüksek, tam bir burjuva taşlaması. Kaypak kentsoyluların Nazi postallarını nasıl cilaladıklarını henüz 20’li yıllardan haber veren bir kehanet-roman. Leyla Aydemir’in “Yunan ve Roma Ekseninde Eski Çağ Dünyasında Kadın Şifacılar” isimli eseri bu konulara ilgisi olan insanlar için gayet hacimli ve doyurucu bir kitap. Otacı kadın bahsini kadim iki medeniyetin izinde takip eden evladiyelik bir eser.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Nerede okudum hatırlamıyorum lakin bir bilim haberinin manşetten verildiği en son sene 1969’muş: İnsanlığın Ay’a ayak bastığı yıl. Edebiyatta bundan daha şanslı bir durum söz konusu olabilir. Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü’ne layık görüldüğünü duyuran birkaç gazete bunu o gün manşetlerine taşımıştı. Ama sonra böyle bir şey mevzubahis oldu mu, sanmıyorum. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. senesini kutladık. Hoş, kutladık değil de kurtlandık dersem kim karşı çıkabilir? Sönük, kadük, ruhsuz bir kutlamaydı bu. Edebiyat ve sanatla ne kadar taçlandırabildik tartışılır. Olayların içinde edebiyat olmadıktan sonra edebiyat olaylarını köpürtmeye çalışmak neden? Bu sene, kahve mamullerine epey zam geldi. İlla bir cevap aranacaksa bu durum edebiyat dünyamız için ilk sıraya konulabilir.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Devlet kurumlarında ne varsa edebiyat ortamlarımızda da o var. Köşe başı Nepotizm. Kimse kimseden liyakat beklemiyor, sadakat umuyor. Sadakat? Küçücük edebî muhitler, yayınevleri, dergiler, platformlar bile modern bir tarikat gibi davranırsa oradan müstakil bir fikir yahut fert çıkmaz. Posta oturan, üç beş mürit de buldu mu, asrın münekkidi oluveriyor. Adam kayırma, hizipçilik, hamilikart muhabbeti, kolektif narsisizm vb. bulaşıcı hastalıkların şerrinden edebiyata sığınırım.
