Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2024!

Arlin Çiçekçi

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

En beğendiğim demek doğru olmaz ama belki de son okuduklarımdan biri olduğu için hikayesi hâlâ aklımda dolaşan “Bir Kimya Meselesi”nden bahsedebilirim. Filiz Sarıalioğlu tarafından Türkçe’ye çevirilen bu Bonnie Garmus romanı, arka planında 1960’ların hak mücadelelerinin olduğu bireysel bir hikayeyi anlatıyor. Bu tür dönem romanları, zamanının ruhunu aktarmasının yanısıra bugüne de ayna tutuyor. Okurken bir yandan 1950’lere göre ne kadar çok mesafe kaydettiğimizi düşünürken, bir yandan da Elizabeth Zott’un kadın kimliği ile karşılaştığı zorlukları, baskıyı, önyargıları, en basit günlük aktivitesinde bile sürekli bir mücadele vermesi gereğini; günümüz kadınları olarak hala deneyimlediğimizi bir kez daha fark ettim. Politik doğruculuk ile yüzeyde değişmiş gözüken ayrımcılık; en ufak bir sürtüşmede, kadının en ufak bir hak arama çabasında ayan beyan ortaya çıkıyor. Dönem romanlarını bu yüzden daha da çok seviyorum, geçmişte layıkıyla yüzleşilmemiş, üzeri süslü kavramlarla kapatılmış her konunun bugünün de ayıbı olmaya devam ettiğinin ispatı niteliği de taşıyorlar.

Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

En önemli edebiyat olayı demek doğru olur mu bilemiyorum ama benim 2023’ün en önemsediğim projelerden biri Yayıncı-Gazeteci Nazlı Berivan Ak’ın “Kitapçı” belgeseli oldu. Yayın dünyasının en hayati damarlarından biri olan bağımsız kitapçıları ve onların sorunlarını, İsmail Kün’ün kurucusu olduğu Antik Sahaf özelinde görünür kılan bir belgesel.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Edebiyat ortamına has olmayan ülke genelinde derin bir mutsuzluk var. Belki de edebiyatla hemhal olmuş insanların anlatmaya, aktarmaya, paylaşmaya dair daha büyük bir heves duymasından dolayı bu mutsuzluk edebiyat çevresinde daha görünür hale gelmiş olabilir. Adalet kavramının gün gün eridiği, hukuka, yasalara güvenin kalmadığı, geçim derdinin giderek kemikleştiği bir ortamda ister istemez üretim şevki de mekanı terk ediyor. Bir linç furyasıdır gidiyor mesela. Herkesin şevkle üretebildiği bir ortamda, insanların, birbirlerinin ne yaptığı veya ne yapmadığı ile bu kadar ilgileneceklerini düşünmüyorum. Bugünkü ortamda ise üreterek varlık gösteremeyenler, çareyi, başkalarını ‘yok’ sayarak ‘var’ gözükme yönteminde arıyor maalesef.

Yoksulluk, adaletsizlik ve peşi sıra gelen mutsuzluk Türkiye için yeni kavramlar değil elbette ama sanırım son 15-20 yılda kitlesini hepten genişleten baskı insanların direncini, dirayetini ve iyiliğe olan imanını biraz daha zayıflattı.