Türk edebiyatının geleneğinde yıllıklar önemli bir yer tutar. Yıllıklarda bir yılın edebi dökümü yapılır, o yıl yayımlanan eserlerden seçmeler yayımlanır, yıl içinde yaşanan edebiyat tartışmaları özetlenirdi. Yıllıklarda bir de soruşturma bölümleri olurdu. Parşömen Edebiyat olarak, yıllıkların soruşturma kısmını yaşatmak ve sürdürmek niyetiyle başladığımız ve bu yıl dördüncüsünü yayımladığımız yıl sonu edebiyat soruşturmalarının, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için verimli bir kaynak olacağına inanıyoruz.

Soruşturmanın son sorusunu bilhassa çok önemsiyoruz. Sorunları dile getirmenin eleştiri kültürümüzün gelişmesine, birlikte düşünmeye ve giderek çözümler üretmeye varacağını umuyoruz.

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, yayın emekçilerine, kitapçılara edebiyatımızın halini sorduk. 2023’ün edebiyat açısından daha verimli bir yıl olması temennisiyle…

Ayhan Koç

Yıl içinde yayımlanan ve hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğünüz kitapları, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Bu yıl okuduğum kitapları şöyle bir gözden geçirince esefle fark ettim ki bu sorunun muhatabı ben değilim. 2022’de yayımlananlardan yalnız on dört kitap okumuşum. Bazıları iyiydi, bazıları hak ettikleri değeri görmekte, bazıları ise ayırdığım vakit yüzünden pişmanlık uyandırıyor bende. Ancak Jaguar’ın yayımladığı Sergey Dovlatov imzalı Bavul’u önerebilirim. Dovlatov SSCB’de doğmuş bir şair. Ülkesini terk edip Amerika’ya yerleşmeden önce bir şair, bir genç, bir baba olarak SSCB’de başına gelenleri öyle samimi, öyle muzip ve öyle basit bir çerçevede bir araya getirmiş ki, 20.yy’ın bu en büyük toplumsal deneyinin neden bir hüsranla sona erdiğini tuğlayı andıran kitapların izah edemediği bir açıklıkla okuruna sunuyor. Herkese tavsiye ederim. En kötüsü filmi izlenebilir.

Size göre 2022 yılının önemli edebiyat ya da yayıncılık olayları nelerdi?

Açıkçası bu soruya vermek istediğim yanıt “İhsan Oktay Anar’ın aramıza dönmesi” olsun isterdim. Ne yazık ki Tiamat beklentimi karşılamadı ya da ben o eski adam değilim. Bence 2022’nin edebiyat olayı ekonomik kriz. Kâğıt sıkıntısı, pahalılık derken kitap satın almak ve okumaya vakit ayırmanın sınıfsal bir ayrıcalığa dönüşmüş olması. Belki hep öyleydi de artık daha belirgin. Emin değilim. Birçok yayınevinin genç yazarları yayımlamaktan kaçınıp satışı garanti olarak görülen çeviri eserlere yöneldiği, birçok yazarın sözleşme imzalamasına rağmen yayımlanma süreçlerinin askıya alındığı kulağıma geliyor. 150 sayfa ve daha üstü A4 dosyası olan yazarlara intihara meyillilermiş gibi korkuyla bakılmakta.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar ve eksiklikler görüyorsunuz?

Geçmişte bu soruya verdiğim cevaba ek olarak şunu söyleyebilirim: Edebiyatın gerek Türkiye’de gerek dünyada hayatın kıyısına bucağına atılmış olması. Kabul ediyorum edebiyat Türkiye’de hiçbir zaman altın değerinde değildi ama gümüşi olduğu yıllar vaki. En son ne zaman bir roman, bir öykü veya bir yazarın gündemi belirlediğini, hiç değilse gündeme sızdığını gördüm hatırlamıyorum. Haklı, haksız, hiç orasına girmeyeceğim, yarım asrı aşkındır varlığını sürdüren saygın ödüller yeni sahiplerine verildiğinde dahi konuşulma süresi bir gün, hadi iki. Bu kadim sanat o eski ışıltısına, o eski dönüştürücü, belirleyici, imrendirici gücüne sahip değil. İstikrarla kitap alıp okuyan 20-30 bin kişilik bir azınlığın içinde bulunmaktan haz aldığı müstesna bir alana dönüştü edebiyat. Bu melodramatik yalnızlıktan memnun, yapısı itibarıyla edebiyat ortamının ancak böyle olabileceğini öne süren insanlar da çıkmıyor değil. Üzgünüm ama sadece saçmalıyorlar. Yıllarını bir romana, öykü derlemesine harcayan yazarların görülmeye, duyulmaya, anlaşılmaya, eleştirilmeye, tartışılmaya ihtiyacı vardır. Belki yönetmenler, oyuncular kadar değil, yine de bu hakları vardır. Bu söyleşiyi okuyacak olanlara Sait Faik’in şu meşhur anısı hiç yabancı gelmeyecektir; bir gün pasaport almak için memurun karşısına dikilir, mesleği sorulur, yazarım der. Ciddiye alınmaz ve meslek hanesine “Yok” yazılır. Biz daha on yıl önce bu hatıra ne zaman zikredilse üzülen insanlardık, şimdi ise bakıyorum yine edebiyat camiasından kimi insan “Yazarlık bir meslek değil, her yazarın ayrıca bir mesleği olmalı” temalı tweetler atmakta beis görmüyorlar. En acısı ise onları tek kalemde haksız diye geçiştiremiyor oluşun. Hele hele iki üç yıl emek sarf ederek 300 sayfalık güzel bir roman yazıp bir kereliğine asgari ücretten daha az para alabildiğin ortamda.