Bu bir yas, toplumsal hafıza ve yüzleşme filmi. Büyük bedeller ödeyen insanları unutmamak ve geçmişi düşünürken gerçeğin ne olduğunu samimiyetle sormak gerektiğini anlatan bir hikâye. Ve Filho bu filmle hatırlamak ve hatırlatmak için elinden gelen her şeyi yapmış görünüyor.

Kleber Mendonça Filho’nun son filmi Gizli Ajan, 1977’nin Brezilya’sında geçen, askeri diktatörlüğün bireysel hayatlara etkisini ezilen veya ötekileştirilmiş sınıflara yönelttiği derin bakışla anlatan, politik sinemanın bugünkü doruk noktalarından biri.
Kaçak hayatı sürerken dikkat çekmemeye çalışan Marcelo Alves (Wagner Maura), Recife’ye, ölmüş eski eşinin annesiyle babasının baktığı küçük oğlunu görmeye gelir. Amacı onu alıp başka yerde yeni bir hayat kurmaktır ancak planı istediği biçimde gerçekleşmez. Zira aslında bir profesör ve üniversitedeki araştırma fonları konusunda yetkili olduğunu öğrendiğimiz Marcelo’nun –ki bu takma adıdır, gerçek adının Armando olduğunu sonradan öğreniriz– peşinde tetikçiler vardır ve bu tetikçileri Ghirotti adında bir iş adamı tutmuştur. Öldürülmek üzere olduğunu öğrenen Marcelo için artık huzur yoktur.
Filmin Kafkaesk açılış sahnesi sinema tarihine altın harflerle yazılsa yeridir. Yol kenarındaki bir benzin istasyonunda duran Marcelo’nun dikkatini, kokusundan günlerdir yerde yattığı belli olan, üzeri kâğıt ve kartonlarla örtülü bir ceset çeker. Benzinliğin işletmecisi olayın nasıl gerçekleştiğini anlatmaya koyulmuşken polis devriyesi görünür. Ancak gelen iki polis cesetle değil, Marcelo’dan rüşvet koparmakla ilgilidirler. Yükselen gerilimi ayak seslerinden takip eden izleyici için bu açılış sahnesi bir ön kurmaca olarak filmin geneli hakkında ipucu mahiyetinde. Yerde yatan cesetle (asıl mesele / canına okunmuş Brezilya) ilgilenmesi gereken kanun adamının yoz ahlâkı, film boyunca da tekrarlanan bir laytmotif olarak karşımıza çıkıyor.
Filho, bakışını 21 yıllık askeri diktatörlükten (1964-1985) kalanlara; öldürülenlere, gözaltında kaybedilenlere, hukukun yerle bir edilmesine, ailelerin parçalanışına, hayallerin yok oluşuna, her tür mafya ilişkisinin su yüzüne çıkmasına yöneltiyor. Toplumun her kesiminden ve sınıfından öteki, filmde kendine yer buluyor: komünist, göçmen, eşcinsel…
Yine unutulmazlar arasına gireceği apaçık olan bir başka sahnede laboratuvarda incelemeye alınan köpek balığının içinden çıkan “kesik bacak” başrolde. Bunuel sineması esintileri taşıyan bu görkemli, gerçeküstü sahnede bacak, absürd haliyle başlı başına, kaybolan, kaybedilen belki binlerce kişinin simgesi olarak ortada iken; imgesi, Fernando’nun (Marcelo’nun küçük oğlu) hayranı olduğu katil köpek balığı Jaws’taki imgeyle karşı karşıya getiriliyor: Bir yanda korkunç siyasi cinayetler ve diğer yanda içi boşaltılmış, sadece pathosa indirgenmiş ve metalaşmış bir sinema.
Kasım 2025’te kaybettiğimiz Udo Kier’in canlandırdığı Yahudi terzi rolü, Kier’in filme attığı büyük bir imza. Polis şefi, terziyi savaş yıllarından kalma yaralarını Marcelo’ya göstermesi için zorlar. Anlaşılan o ki beldeye yeni biri geldiğinde (burada Marcelo) terzi dükkânının kapısı zorla ve zorbalıkla çalınmakta ve terzi 2. Dünya Savaşı’ndan kalan yaralarını sergilemeye mecbur bırakılmaktadır. Korkunç barbarlığın seyirlik birer vesikası olarak yaralar, Filho’nun elinde dantel gibi işlenmiş ve neredeyse tek başına bir kısa film olarak görülebilecek efsanevi bir sahneye dönüşmüş.
İki buçuk saati aşan süresi boyunca parçaları birleştiren izleyici için seyir hiç de zor değil çünkü filmin atmosferi ender bulunan cinsten. Nedensellik bağı zamanla örülüp güçleniyor. Yavaşmış gibi görünen ritim ise son derece mutedil. Aşağıdan kamera açıları, zumlar, 70’li yılların dokusunu yansıtan kostüm, müzik ve dekor seçimleri derken canlı bir dönem filmi izliyoruz ve sanki o zamana ışınlanıyoruz. Bu, hem o yıllardaki sinemaya bir saygı duruşu olarak kurgulanmış hem de ana akım sinemanın hızına karşı bilinçli olarak tercih edilmiş.
Peki bu casus filminde gizli ajan kim? “Gizli” sözcüğünü göz önüne alırsak, kaçak oluşu ve muhalif kimliği sebebiyle Marcelo’dan, çalıştığı sinemanın bir odasını direniş örgütünün gizli toplantıları için kullandıran kayınpeder / dede Alexandre’dan ya da Marcelo’nun geçici olarak kaldığı gizli evin sahibesi yaşlı anarko-komünist Dona’dan mı şüphelenmeliyiz? Yoksa Filho bize satılık politikacılar, işbirlikçi kolluk kuvveti, gözünü kâr hırsı bürümüş sermaye gibi başka bazı gizli ajanlardan bahsediyor olmasın?
Filmin sonunda, günümüzde, Fernando büyüyüp doktor olmuştur. Hatta diktatörlük döneminde sinema fakat şimdi hastane olan o binada çalışmaktadır. Anlatımdaki bu seçim, zamanın akışına direnemeyerek kaybolan tarihe, toplumsal, kültürel mirasa bir vurgu. Genç bir tarih öğrencisi ve araştırmacı olan Flavia, o dönemi incelerken kasetlerden –ki film boyunca artık neredeyse yok diyebileceğimiz bu eski teknolojik cihazların deyim yerindeyse bir resmi geçidi var– ses kayıtlarından yararlanıyor; bunu yaparken tonlamalardan, fısıltılardan, kayıp sözcüklerden bile esinleniyor. Bugün iz sürmenin böylesi bir karşılığı da yok desek yeridir; söylenmemiş, açık bırakılmış, saklanmış, yok edilmiş mirasa odaklanarak yeni bir hikâye oluşturmak için çalışmak, panoptikon çağındaki pornografik gözetlenme ile imkânsız. Sanırım her şeyde olduğu gibi burada da ne yazık ki ayrıntılardan, duygulardan arındırılmış steril bir ortam söz konusu. Buna karşın sinema dili konuşuyor: Kamera adeta duygulanımları, ortada olmayanları yakalamaya çalışıyor. Bu bir “kaybolanları, kaybedilenleri” görme çabası, bir saygı duruşu.
Flavia, Fernando’dan bir söyleşi için randevu koparıyor ve hastaneye geliyor. Sinemadaki o odada alınan Armando’nun ses kaydının bulunduğu kaseti kendisine veriyor. Sohbetleri sırasında Fernando babası ile ilgili pek bir şey hatırlamadığını söylüyor. Jaws filmine ne kadar düşkün olduğunu hatırladığını anlatıyor. Ne de olsa hafızanızda yer edenlerle, geçmişinizle oluşturduklarınız, hayatınızın büyük kısmını da yapanlardır. Ancak yönetmenin anlatmak istediği burada bitti diyemeyiz. Fernando’yu babasını hiç tanımamış olduğu için affedebiliriz belki ama tanımak ya da en azından hatırlamak için hiçbir şey yapmamış olmasını nasıl affedeceğiz? Flavia’ya “belki de babamı benden daha iyi tanıyorsun,” diyor, kaseti cebine koyarken. Anlamak için dinlemek, bilmek için öğrenmek değil mi geleceğimizi de yapan? Filmin başarısı işte burada, göstermeden anlatmasında, olağanüstü denebilecek böylesi sezdirmelerde saklı.
Bu bir yas, toplumsal hafıza ve yüzleşme filmi. Büyük bedeller ödeyen insanları unutmamak ve geçmişi düşünürken gerçeğin ne olduğunu samimiyetle sormak gerektiğini anlatan bir hikâye. Ve Filho bu filmle hatırlamak ve hatırlatmak için elinden gelen her şeyi yapmış görünüyor.
Zeyno Sönmez
