Şair, yazar ve gazeteci Sennur Sezer’in gazete sayfalarında kalan röportaj ve portre yazıları 30 yıl sonra Yazıp Altına İmza Attıklarım adıyla kitaplaştı.

Hakan Güngör tarafından hazırlanan ve Kor Kitap etiketiyle yayımlanan Yazıp Altına İmza Attıklarım’da Sennur Sezer’in 90’lı yılların ortasında edebiyat ve sanat dünyasının saygın isimleriyle yaptığı röportajlar ve onlara dair yazdığı portre yazıları bir araya geldi.
Kitapta Leylâ Erbil, Ara Güler, Minâ Urgan, Nezihe Meriç, Adnan Özyalçıner, Erdal Öz, Fakir Baykurt, Enver Gökçe, Can Yücel, Suat Derviş, Gülten Akın, Orhan Kemal, Edip Cansever, Sabahattin Ali, Haldun Taner, Tezer Özlü, Metin Göktepe gibi isimlere dair yazılar yer alıyor.
Sennur Sezer’e verdiği röportajda “Edebiyata cinayetlerle girdim!” diyen Leylâ Erbil, edebiyata adım attığı günlerden söz ederken genç yaşta karşı karşıya kaldığı suçlamaları hatırlıyor. Bu konuşma, yalnızca kişisel bir anı değil, dönemin görünmeyen basıncını da ortaya koyuyor.
Erdal Öz, 12 Eylül sonrası atmosferi anlatırken, toplumsal şiddetin ve cezaevi gerçekliğinin edebiyat üzerindeki izlerini gizlemeden konuşuyor. Ayla Kutlu, kadınların edebiyat dünyasında nasıl görünmez kılındığını anlatırken, bu düzenin artık savunulamayacak kadar eskidiğini ifade ediyor.
Minâ Urgan genç kuşağın içine sürüklendiği dünyayı anlatırken meseleyi bir zihniyet problemine bağlıyor; bayağılaşmanın yalnızca kültürel değil, siyasal bir tehlike olduğuna dikkat çekiyor.
Nezihe Meriç “kişisel reklamlar” olmayınca yazarların okunmamakla karşı karşıya kaldığından söz ederken Bekir Yıldız toplumcu gerçekçi bir yazar olarak hangi zorluklara direndiğini anlatıyor.

Kitabı hazırlayan Hakan Güngör kitaba dair şunları söyledi:
Bu kitap, Türkiye’nin kültür sanat atmosferine dair özel bir arşiv aslında. Yazdığı isimlerin çoğu birebir tanıdığı insanlar. Onları büyük bir ciddiyetle araştırıyor ve okuyor. Yazdıklarına anıları, kişisel gözlemleri dahil oluyor. Bu sayede Sennur Sezer’in takdimiyle son derece önemli ve ilginç kişilerle yakından tanışıyoruz. Edip Cansever’i neden bir türlü tam olarak benimseyemediğini ama nasıl saygı duyduğunu anlatıyor. Haldun Taner’in meşhur unutkanlığını anımsatıyor, dostu Onat Kutlar’la açık hava çayhanesindeki sohbetlerini aktarıyor. Orhan Kemal’le sık sık kadın karakterlerini konuştuğunu yazıyor. Tüm bunları yaparken 12 Eylül politikalarıyla artık gücünü kaybeden toplumcu gerçekçi yazarları, küskünlükleri, sansürü, ödül sistemlerini, politik baskıları, kişisel alışkanlıkları, gündelik halleri aktarıyor. Bu, örneklerini artık pek az gördüğümüz bir yazı işçiliği.
36 yazıdan oluşan kitapta Sennur Sezer’in kendisini anlattığı bir otoportre ile eşi Adnan Özyalçıner’le yaptığı bir röportaj da bulunuyor.
