2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Esme Aras

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Hayatımızın En Uzun Kışı, Dilek Karaaslan, öykü, Can Yayınları: Bağlamlı ilk üç öykü okuru hemen sarıyor, diğer öyküler de kitabın sonuna dek okurunu defalarca sarsalıyor. Gerçekliğini hayattan, inandırıcılığını dilinden alan hikâyeleri aracılığıyla yazar, ajitasyona düşmeden, özellikle çocuk bakış açısından anlatılan öyküyle hayal gücünün sınırlarını esneterek en sert, bıçak sırtı konuları ustalıkla işlemeyi başarmış. Son dönemlerde beğenerek okuduğum en iyi öykü kitabı diyebilirim.

İrlanda Defteri, Meltem Gürle, deneme, Can Yayınları: Bundan yirmi yıl kadar önce Dublin’i etraflıca gezme fırsatım olmuştu. Yaşayışı, kültürü, doğası, mücadelesiyle bağ kurduğum bir ülkeye şimdiki zamanda beni tekrar götürdü bu kitap. Bir yaşanmışlığın izinde, yazarın günlükleri aracılığıyla geçmişe doğru seyahat ederken, kişisel deneyimlerden yola çıkan anılar okumadım sadece. Yazar sözcükleri, dili ve anlatım özellikleriyle bu metinlerden haz duymamı sağlamakla kalmadı. Okurken not aldığım, İrlanda Edebiyatı’ndan verdiği örneklerle yeni bir okuma listesi tutuşturdu elime.

Gönülde Kitap, Necati Tosuner, deneme, Alakarga Yayınları: Yazarın yıkıntılardan, yaşadığı usanmışlıklardan damıtarak dirençler çoğaltabilme yeteneğine tanık olduğumuz bu kitabını, yayıncılıkta altmış yılın dökümü olarak da okumak mümkün. Kendine has diliyle hayata dair bir umutlanma yaratmakta mahir bir yazar kendinden, edebiyatından yola çıkmış ama kalemiyle başka yazarların hayatına dokunup onların kitaplarına uğramayı ihmal etmemiş. Böylelikle geleceğe denemeleriyle bir iz bırakmış. “Geceleri ıssızdır Ankara, -yıldızlar yere yakın durur,” cümlesini tekrar okuduğum şu kış gecesinde, yazı masamdan kalkıp pencerenin yanında duruyorum. “Yazdığım buruk öyküleri yaşadığım kenttir Ankara,” diyen yazara katılmamak olanaksız. Bu kentte her birimiz kendi öykümüzü yaşar ve yazarken, bir cümlenin daha altını çizmeden geçemiyorum sonraki satıra: “Gerçek, elektrik akımından güçlüdür çarparsa.” Al işte, onun enseye tokat dediği türden kıpkısa bir öykü değilse nedir bu cümle? “Kurak, çorak, kabuklu” bir bozkırda bizi yalnızlık duygusuyla baş başa bırakmaya gönlü el vermiyor belli ki, “Yaşadığınız öyküler dilerim güzel bitsin,” diyor sonunda.

Defne ile Kerem Eğlence Başlasın!, Gamze Güller, öykü, Everest Çocuk: Büyürken birbirini hem çok seven hem de her kardeş kadar didişmeden duramayan Defne ile Kerem’in maceralarını, yeğenim Berrak ile severek okuduk. Yetişkin öykücülüğü ile tanıdığımız Gamze Güller, bir ilk kitapla “Çocuklar için iyi öykü nasıl yazılmalı?” sorusunun hakkını teslim etmiş. Pırıl pırıl bir dil, ustalıkla kurulan diyalogların yanında seçtiği konular eğlenceli olduğu kadar merak uyandırıcı, ezber bozan kurgusuyla her öykü hayatın içinden. Akıl ve bilim yolundan ayrılmayan iki afacanın, şefkat dolu hikâyelerini ise sevgili Serra Ataman desenlemiş. Kitabın sevilmesinde yazarın iyi edebiyattan ödün vermeyen berrak kalemi kadar, Ataman’ın genç bakışından doğan çizgisinin etkili olduğunu söylemeliyim.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Değerli iki ismi, Selim İleri ve Pınar Kür’ü kaybettik. Giderek azalan bir dünyadan bakıyoruz birbirimize. Pınar Kür ile 2017 yılında son romanı Sadık Bey hakkında röportaj yapabilme ayrıcalığına eriştiğim için kendimi şanslı sayıyorum.

Yine bitişlerin yılı oldu 2025, Sincan İstasyonu ve Gazete Duvar yayın hayatını noktaladı.

Edebiyathaber, Parşömen, Gayet Dergi, Turnalar, Edebiyat Nöbeti, Lacivert hayatımızda iyi ki var. Ayrıca Kibatek Edebiyat Akademisi, her cumartesi Ankara’da alanında yetkin bir ismin katılımıyla etkinliklerini istikrarlı bir şekilde sürdürmeye devam ediyor.

Bu yıl ilki düzenlenen Ayvalık Edebiyat Günleri, sanat ve edebiyata dair umudumuzu tazeledi. Zeytin Hasadı 101 geniş bir yazar kadrosuyla yayımlandı. Kolektif çalışmanın ürünü olan bu girişimler insana yola devam edebilme gücü aşılıyor.

Arşiv taraması sonucu Suat Derviş’in röportajlarının devamı niteliğinde Önce Kadınlar ve Çocuklar adlı kitabın yayımlanmasını, ayrıca Nahid Sırrı Örik’in eserlerinin gün ışığına çıkarılmasını önemsiyorum.

Ayfer Tunç’un Fransızcaya çevrilen Aziz Bey Hadisesi adlı kitabıyla La Passagère des Neiges ile 2025 Fransa-Türkiye Fernand Rouillon Edebiyat Ödülü’nü alması, edebiyatımızın temsili bakımından kıymetli.

Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna eserindeki bir tutku hikâyesinin, İngiliz okurlara hitap etmesini, dünya üstünde neresi olursa olsun bir edebiyat eserinin insanın yalnızlığında kendine yer bulmasını yine kıymetli buluyorum.

Haldun Taner Öykü Ödülü kısa listesinde yer alan isimlere şans diliyorum. İnsanın arkadaşlarıyla gurur duyması çok güzel bir duygu. Sevgili Gamze’yi ve Derya’yı bir kez de buradan kutluyorum.

Sanat ve edebiyat alanında alevlenen cinsel taciz ifşaları sonrası bir araya gelen Kadın + Edebiyatçılar grubunun mücadelesini destekliyorum. Yayıncılık alanındaki kurumların bu konuda sorumluluk alması yolunda önemli bir adım atıldığını düşünüyorum.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Kişisel hayatlarımızdaki sıkıntıları gölgede bırakan korkunç savaşlar, bıktıran ülke gündemi, yaz aylarındaki kavurucu sıcaklar, peş peşe çıkan ve her yöremizi kuşatan yangınlar, susuzluk, kuraklık, yine deprem yine ihmal yine iş kazaları, verilen kayıplar, bir türlü önlenmeyen kadın cinayetleri, şiddet-istismar-taciz üçgeni yetmezmiş gibi kadınlara ve çocuklara şiddet uygulayanlara getirilmek istenen ceza indirimlerinin yanında yazarların, şair ve gazetecilerin gözaltına alınıp yargılanması… Bütün bu olumsuz gelişmelerin bizde açtığı yaraları, edebiyatın sarmaya yetmediğini görüp her şeye rağmen bugünlerden bir iz bırakma gayretiyle masaya oturmak, bir iyimserlikten öteye gitmiyor bazen. Böyle bir ruh hâli içindeyken, derinlerden sıcaklığını hafif hafif hissettiren umudu, ebediyen kaybetme kaygısına kapılıyorum.

“Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun,” diyen Birhan Keskin’den mülhem, umut hâlâ varsa ne iyi, onsuz yaşanmıyor çünkü.

Parşömen’e yayıncılık hayatında iyi çalışmalar, edebiyatseverlere iyi yıllar diliyorum. Sevgiyle hep…