2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

İlhan Durusel

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Ben yurtdışında yaşadığım için Türkçe olmayan kitaplardan haberler vermemeyi yeğliyorum. Benim için Türkçe yazan, Türkçeyi göklere çıkaranların yaptığı işler başta geliyor. Coğrafya kaderdir, evet. O yüzden Benelüx, Baltık ve Kore kusurumuzu bağışlasın. Bir de, tabii, kütüphaneci-arşivciyim, işimiz doğrudan insanlarla, dolaylı olarak kitaplarla: bilen bilir, anlayan anlar.

Bölgeciyimdir ben, iki. Ayvalık’ta doğdum, İzmir’de büyüdüm. O yüzden o bölgenin sesleri kulağıma hep daha hoş geliyor, Arkadaş Islıkları onlar benim için, taşralı olmayanlar bağışlasınlar. 2024 yılını Aysun Kara’nın Dünyanın Orta Yeri’ni okumaya başlayarak bitiriyordum, 2025 yılına da o kitapla başladım. Çocukluğumun Ayvalık’ını buldum orada. Güzel, çok özel bir hikâye, bana sanki o sokaklarda dolaşırken anlatılıyormuş gibi geldi. Beğendiğim bir kitap oldu. İnşallah Aysun, Ayvalık sokaklarını gezdirir bize bir gün. Tabii işin gerçeği Kidonya artık çocukluğumuzdan daha uzak.

Miray Çakıroğlu: Annem. Beni derinden etkileyen kitaplardan biri oldu. Basılmadan önce, tabir caizse, manuskri halindeyken okudum. O zaman da, kitap olarak okuduğumda da tanıdığım birinin bildiğim hikâyesini okuyormuşum gibi değil bilmediğim birinin bir üslup, bir yazı türü geleneği yaratacak edebiyat yapıtını okuyormuşum gibi geldi. Yanılmamışım. Eşi benzeri az bir edebi cesaret. Deneyimli bir şairin denge kaygısıyla bizi ne acıya uzaktan baktırmak, ne de acının ortasına çekip orada yalnız bırakmak maksadıyla yazılmış bir metin. Miray çok daha güzel şeyler yazacak, tabii böyle bir kitap yazmaz bir daha diye temenni ediyoruz, inşallah!

Osman Akınhay, Heveskâr Çevirmen, hev-çev bana ilk gençliğimizde elimizden düşürmediğimiz Yaşadığımı İtiraf Ediyorum tadında, bizim de artık yaşadığımızı itiraf etme vaktinin geldiğini hatırlattı. Düzyazı şiir, manzum hikâye, tahkiye ve hikâyât ile kırdığımız kalplerin, yıktığımız gönüllerin bizi affetmesi ümidiyle değil, doğru bir şeyi neşeyle yapmaya mecbur olduğumuz için. Yayıncılık, çevirmenlik, yazarlık ve devrimcilik yapmayı gönlünden geçirenlerin okumasını hararetle öneririm. Edebiyatımıza katkısı olacağını düşündüğüm anılardan bunlar.

Okumak için listeme koyduğum ama hâlâ okuma fırsatı bulamadıklarından bazıları şöyle:

Bir Okul Duvarından Mevsimler Tablosu. Melih Elhan şiirlerini her zaman sevdim. Onun bir maniye indirgenecek kadar damıtılmış şiiri tabii ki bir hayku yoğunluğuna sahip, ve halk edebiyatı deruniliğine, atasözü, bilmece bilgeliğine.

Asuman Susam’ın Kalbi Hızlandıran Şeyler’i. Kalbi olan hızlanır. Şiirin hız sınırı yok, kalp onun hızına yetişir, orası hayatın kaynama noktasındaki şiirdir.

Selma Tonay, Kelime Ağaçları öykülerini bilmem gereken insanlara ilişkin metinler gibi okudum. Selma’yla birlikte onları da bildim gibi geldi. Kalemini yalnız bırakarak değil nöbetçi kulesinden takip ederek dengeli, cesur tutan biri.

Murat Yalçın, Dalga Boyu. Kitabın adı bana çocukken plajlarda bizden büyüklerin boy ver boy ver diyen yalancı cesaret şakalarını hatırlattı. Yalın, doğrudan hikâyeler olduğuna eminim her zamanki gibi, derin değil, sığ da değil ama, boğulma tehlikesi yok demek değil. Çünkü şapkasız bir rüzgârın çağaltıp çığ gibi büyüttüğü bir dalga hemen peşimizde olabilir. Dalgalı gelecek, paramparça geçmiş. Geldik eve kapandık. Sitem sitem.

Cem Akaş’ın Atılgan’ı. Bu kitabı merak etmekle geçti kaç ayımız. Bulunca okuyacağız. Neden bir edebiyat olayı olmadı? Evine kadar gittik Yusuf Atılgan’ın, Cem Akaş’a da selam gönderdik oradan.

Levent Karataş, Hayalet Jakoben. Cesur ve disiplinli, kendi şiirini yazıyor. Benliği, üslubu olan bir şiir bu. Elyazısını merak ettiğimiz şairlerden. Şiir dilini sevdiğimiz biri. Üslubunu, tarzını, hayata bakışını, dirseğini öbür sandalyeye koyup hafifçe yaylanışını seviyoruz. Bugün bir LevKar şiiri var diyebiliriz.

Derya Sönmez, Öteki Hayvanlar. Bizim elimize geçene kadar çok ödüllü – çok baskılı bir kitap olacağı belli. Heyecan heyecan.

Kitapların yanında edebi emeklerine büyük saygı duyduğum, gayretlerini takdir ettiğim insanlar var, günlük hengame içinde kendilerinden bir şeyler öğrendiklerimden söz edeyim. Onları takip etmek kitap okumak kadar önemli benim için çünkü. Çünkü internet öncesi edebiyat dünyasındaki gibi dergi çıkartıyor olsaydı bu arkadaşlar o dergileri de satın alır yaşamalarına katkıda bulunmak isterdik. Onur Çalı, Parşömen, başlı başına fenomen! Bir edebiyat olayı bence, neredeyse tümüyle Onur Çalı’nın emeği ile çıkıyor. Orada bize zaman zaman yer veriyor olması tabii ki bizi de şereflendiriyor. Dünlükler’inin tiryakisiyiz. Alkış alkış.

Ümit Güçlü enerjisi çok, kalıcı işler yapıyor, yapmak istiyor, enerjisinin çoğunu hem şiire hem çeviriye vermek istiyor. Düzyazıları da önemli ama denemeleri, eleştirileri güçlü iddialarda bulunduğu için belki yeterince karşılık bulamıyor. Keşke bulsa. Ümit ümit.

Ercan y Yılmaz ve ekip arkadaşlarının binbir emek, göz nuru ve feragat ile çıkardıkları, kotardıkları Öykü Gazetesi, İbid.Şiir, Veveya kalıcı olsunlar istiyoruz, destek de veriyoruz.

Murat Yalçın ödün vermeden Kitap-lık’ı rekabette en önlerde tutuyor. Kalite çok önemli dergicilikte. Yayıncılıkta kalitelerini düşürmemeye çalışan yazarlar ve şairler de önemli. Kitap-lık’ın çıtayı düşürmeden çizgisini sürdürmesi, yeni seslere sürekli kulak verip dergide ona onlara yer açması da dikkatimizden kaçmasın. Bazen dergilerin en iyi işleri en gençlerin ilk kez yayınlanan işlerinden çıkıyor. Öyle olmalı zaten. Edebiyat tarihi öyle öyle yazılıyor.

Kıbrıslılar! Uzun zamandır takip ettiğim şair, yazarlar. Yaptıkları günlük işlerden çok edebiyatı ön plana çıkarma gayretleri bence çok saygıdeğer. Fatoş Avcısoyu Ruso, Emrah Öztürk, Gürgenç, Emel Kaya, Nafia Akdeniz… Adanın Türkçe konuşan kısmını değil sadece bütün adayı hevesli bir koro gibi dinletiyorlar bize. Kulak verin duvardaki delik’e. İşidin işidin!

Serkan Türk hem birkaç derginin editörlüğünü yapıyor hem durmadan bir taraflara koşturup edebiyat etkinlikleri düzenliyor. Her tarafa yetişiyor. Edebiyata katkısı, edebiyatçıları tanıtmaya çalışması, aynı zamanda da romanlar, öyküler ve şiirler yazmasını gıpta ile seyrediyoruz. Daha çok okuyacağız ve yollar açtığını da göreceğiz. Yolu açık olsun.

Post Öykü hem kapakları, hem içeriği, düzenlemesi ve mizanpajıyla hoşuma gidiyor. Oraya da katkıda bulunmaktan gurur duyuyorum. Umarım kalıcı bir dergi olur. Onların kalite kaygısı da saygıdeğer.

Edebi Şeyler & 160. Kilometre de edebiyatın hız sınırı tanımadığına kanıt. Titiz, özenli işleri sürekli yenilikler getiriyor yavan günlerimize.

Gonca Özmen, Gökçenur Ç., Neil P. Dogherty, Mel Kenne. Türkçe şiire doğrudan ya da dolaylı katkılarıyla övülmeye değer. Hear hear!

Nuray Önoğlu’nun masala, masalcılara, iyi kitaplara bağlılığı bizi de ona bağımlı kılıyor.

Pelin Özer’in köşe yazıları, okumayı hep özlediğimiz karşımıza çıkınca heyecanlandığımız edebi denemeler tadında. Yazdıkça daha serin sulara açılıyor ve okuruna da o konularda düşünme cesareti veriyor. Çok okunsun.

Hayatımda ilk kez bu kadar çok kitap okuma şansına eriştim bu sene. Sesli kitap ve e-kitaplar olmasaydı hayat vasat devam edecekti benim için… Hayat elbette vasat değil asla ama bazı kitapların sesli uyarlamalarını özellikle hayranlık duyduğumuz “seslendiren”den dinleyip keyiflendiğim kitaplar beni çok mutlu etti… Sıradan günün içinde tılsımlı anlar oldu onlar. Storytel’e teşekkür ediyorum bu yüzden. O uygulamada okuduğum / dinlediğim kitapların listesini çıkartacak değilim ama şunu da anladım ki bazı seslendiren / okuyanların beni alıp götürdüğü dünyayı bir ben bilirim bir de Müjgan. Aralık gelir geçer ve biz Ahmet Kaya’yı anmazsak ayıp olur, Attila İlhan’ı, Müslüm Gürses, Murathan Mungan ve Ahmet Güntan’ı. Dört kolla çalışan, yazan Enis Batur’u, Haydar Ergülen’i, Hüsnü Arkan’ı. Deniz Yüce Başarır’ın şair babası Kamran Yüce’yi.

Deniz Yüce Başarır’ın Perde Kapanmasa Görecektiniz okuduğum/dinlediğim en iyi kitaplardan biri oldu. Kent Oyuncuları’nı biz sahnede seyrederken sahne arkasında neler oluyormuş meğer. Neliklerle büyütülmüş o kumpanya! Keşke sevdiğimiz her şairin ardından böyle kitaplar yazacak birileri olsa…

Nilay Örnek’le Nasıl Olunur söyleşisi de doğrudan ve içten. Tavsiye ederim. Nilay Örnek de örnek işler yapıyor. Buket Uzuner, İoanna Kuçuradi, Kalben, Deniz Yüce, Erol Evgin, Latife Tekin… Hepsinden onlara ve kendimize ait çok şey öğrendik. Bu arşiv inşallah kaybolup gitmez.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Sevgili kardeşim Cumhur Orancı’nın ölümü. Bizi çok derinden yaktı geçti. Çok şey öğrenmiştik ondan. Çok şey paylaştık. Fantastik edebiyatı, Güney Amerika edebiyatından bizim bilmediğimiz ya da Türkçeye çevirenlerin dışında varlığını ondan öğrendiğimiz çok isim. Yıllar önce kimseler söz etmiyorken Roberto Bolano’yu anlattı bize. Butterfly’ın İntihar Seferi ile Bolano’nun bir hikâyesi benzeşiyordu. Benzedikleri için Bolano öğrendik biz de. Neler öğrendik başka? Mors alfabesinin nalları dikişini, tedavülden kalkacağını o müjdeledi (SOS ve I Love You diye naçizane bir hikâye bile yazdım ona biraz yaranabilmek için ama yemedi!). Gemi telsizcisiydi. Cumhur bize edebiyatın ilahi katlara çıkartılmadan bir sokak dili ile sokaktaki insanların sevebileceği tarzda olabileceğini gösterdi ve anlattı. Bir kere bile depresyonda görmedik onu. Görüştüğümüzde herkesi eğlendirecek ilginç şeyler anlatmayı becerirdi. Yeni fikirler hep ondan çıkardı. Mezbahada Ziyafet diye özel televizyonların başladığı dönemde bir dizi bile yazmaya kalktık. Yazdık da! Netflix bugün böyle bir şeyi projeyi gerçekleştirmeyi düşünebilirdi herhalde. Fantastik biriydi ve kurgu-bilimciydi, bizden önce ölmesi bizi karşılamak ve hemen ahval ve şerait raporu vermek içindir. Hep “görüşürüz” diye ayrıldık, demek ki görüşeceğiz.

Sincan İstasyonu’nun kapanması, seferlerin kaldırılması, varlığının iptal edilmesi sembolik bir şey ama olmaması gerekiyordu bence… ama belki de olması gerekiyordu: Demiryolu şairlerinin şiir okuyucularını hangi istasyonda bekleyeceği meçhul artık. Orayı bilen biliyordu. Belki de edebiyat bunu gerektiriyor. Belki de sonu gelmez sandığımız o küçük özel uğraşlar bitiveriyor – Cumhur’un ölümü gibi, hiç beklemiyorduk böyle bir şeyi. Hepimizden sonra öleceğini düşünüyorduk hepimizden daha sağlıklı, hayata bağlı, daha hevesli ve iştahlı yaşadığı için. Ölüm olmayanda hayat da yok – Cumhur öğretti bize. Sincan’da inecek var mı artık?

Akatalpa’nın suni teneffüse ihtiyaç duymadan varlığını sürdürmesi (yeşil Bursa’da) de bizi ilgilendiriyor. Notos’u dergisiyle, yayıneviyle yaşatma gayretleri de. Bunları görmezden gelerek yazıp çizmek de mümkün ama “edebiyat yapmak” denilebilir ona sadece.

Tek yazı seç deselerdi, Aziz Gökdemir’in Parşömen’deki yazılarından “Bre Murdar, Ne ile Silineyim”, “Akrabalığın Dili”, “Türk Edebiyatı-Türkçe Edebiyat” yazılarından birini seçerdim. Siz siz olun üçünü de seçin. Bu kadar zevkle okuduğum yazı çok azdı.

Banuşka’nın kitap tanıtımının ötesine geçen derinlikli metinlerini analım bir de. İnanmadığı kitaplara bel bağlamadığı için Banu bize okumanın kişisel bir edim olduğunu hatırlatıyor, o yüzden kolektif bir uğraş oluyor onu ve onun okuduklarını okumak: Film sinemada seyredilir gibi. Hatırlayanlar bilir Banu Yıldıran Genç kitaplarını. Bilenler satın almayı da hatırlasın.

Sezen Ergen’den Şavkar Altınel söyleşisini okudum ilk. Okuduğum en doyurucu söyleşilerdendi. Şavkar beyin hayranıyız 90’lardan beri: Gece Geçilen Şehirler. 2025’te de Yusuf ile Züleyha’yı okudum Sezen’den. Akademik makale konularına deneme tadı verebilen kıvrak ve samimi bir kalem. Herkes okusun dilerim.

Beyza Ertem’i ve her nere giderse yarattığı nükleer reaktör enerjisini unutmayalım. Aldülhak Şinasi’yi unutturmama çabaları ilerde hatırlanacak.

Edebiyatçı değiller ama Francesca Albanese ve Greta Thunberg’i anmazsak münkir/nekir alay eder bizimle. Unutmayalım ölüm var, bugün bu divandan paçayı sıyırsak da yarın büyük divanda hesabını sorarlar.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Taziyelerin bile yapay zekâya yazdırıldığı günümüzde Mine Kırıkkanat – Elif Şafak intihal davasının Türkiye mizahına bile katkıları oldu. Edebiyat tarihi akgöt-karagöt kimindir gösterir elbet bir gün. Yine de anmazsak hesap sorulur, Cabir Özyıldız’ın inatla, öfkeyle ama kibarca hatırlattığı Filistin var Karıncaları’nda. Edebiyatın amacının ne olup olmadığı tartışılır ama edebiyatçının hayatının bir anlamı vardır, olmalı dedirtiyor bize. Birleşik Krallık’ta Sally Rooney’nin tavır koyuşunun saygınlığı ve çevirmenlerimizin hakkını da unutmayalım diye okuyuculara ödev vererek bitirelim bunu.

2026’da Enis Batur, Orhan Pamuk, Merve Yakut ve daha nicelerinden yeni kitaplar bekliyoruz.