Parşömen’in 2019 yılından beri sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Mehmet Özkan Şüküran

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Kanca – Türker Armaner (Kolektif Kitap)

Doksanlı yılların fotoğrafını çeken, siyasetin gündelik olanın kılcallarına sızışını, rekabet ve bireysel ilişkilerin dönüşümünü intihar gibi üzerine konuşulması çetrefilli bir mesele etrafında özenle ördüğü için. İncelik de var rasyonellik de.

Onu Sevdiğim Zamanlar – Kemal Varol (Doğan Kitap)

Edebi coğrafyasını değiştirmeye cesaret ettiği, bunu iki katmanlı bir hikâyeye ile sürdürüp Arkanya ve Paris arasında dönen, bağlanan ve farklı insan olma hallerini bir araya getirdiği, özellikle müştereklerin önemine dikkat çeken bir kitap olduğu için.

Reims’e Dönüş – Didier Eribon (Çev. Şule Çiltaş) Tellekt

Türkiye’de Édouard Louis’nin kitaplarının hatırı sayılır bir okur kitlesine ulaşması sonrası Türkçeye çevrildi bu kitap. Louis’den çok daha önce sınıf şiddeti, sınıf atlama, geriye dönme meselesini ele alan bir kitap. Edebi hattını özenli bir şekilde açıklayan, tasnif eden ve eski bir meseleyi deşerek yeni bir hat açtığı için.

Devrim Horlu – Kamburumun İsyanı (Muhtelif Kitap)

Yaşadığı hayatı yazdığı, neyin onu kambur yaptığını bildiği ve onunla yüzleşmekten, onunla yaşamaktan çekinmediği için.

Sonuna Yetiştiğim Şarkılar – Hüseyin Köse (Ayrıntı Yayınları)

Edebi ve entelektüel ısrarını sürdürdüğü, ilgilendiği temaları birkaç farklı türde rahatça kotardığı ve kendi hattını deşerek uğrak yerlerini genişlettiği için.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

2025’te bunları yazarken hafızamda yer edinen bir edebi olay yok açıkçası. Yani uzun uzun üzerinde düşündüğüm bir mesele olmadı. Türkiye’de edebiyat görsel olanın tahakkümü altında daha çok. Bu görsellik ve kaydırma alışkanlığı edebi olanla ilgilenmeyi güç bir uğraş haline getirmiş durumda. Ama iyi haber: Artık edebiyatın da oraya doğru kayıyor olması. Bu mecraların kendisinin bir araç olarak kullanılması.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Edebiyatın tüm sorunları aynı zamanda Türkiye’de insan olma sorunları da. Ne demek istiyorum bununla? Türkiye’de siyasetin gündelik olana yansıyan tüm sorunları edebiyatın da sorunları. Bir çıkmazdayız: Türkiye’de, bir dizi ülkesinde uyanmanın çıkmazı. Bu çıkmazdaki her şey edebiyatın da sorunu. Akıcı bir dizi izliyor gibi her gün yeni bir sabaha uyanıyoruz. İzleyici olsak da izlediğimiz şey bizim doğrudan hayatımızı etkiliyor. Kendimizi ona uydurmaya, hayatta kalmaya çalışıyoruz. Bu arada olan her şey, o arada edebiyatın da sorunu.