İlk kitabın heyecanı ayrıdır. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar tıpkı sonrakiler gibi kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın? Yazarlık bize özgü hatalarımızla, acemiliğimizle birlikte bir uzun yolda yürümek değil mi zaten?

İlk öykü kitapları yayımlanmış yazarlarla 2015 yılından beri “İlk Göz Ağrısı” söyleşileri yapıyor, ilk kitaplarının heyecanını paylaşıyoruz. Başak Arslan, 180. konuğumuz.

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Kitapsız bir hevesli olarak yazmaya başladığımda aslında ne kadar uzun bir yolculuğa çıktığımı tam olarak bilmiyordum. Yazmak başta sadece içimde birikenleri kâğıda dökmek gibi geliyordu. Ama zamanla benim için bir tür yaşam biçimi haline geldi. Öykülerim dergilerde yayımlanmaya başladıkça ilk kez kelimelerimin başka insanlara dokunduğunu hissettim. Bu hem cesaretimi hem kararlılığımı büyüttü. Sonra bir gün ilk kitabım için dosyamı tamamladığımda bunun yalnızca bir heves değil uzun soluklu bir yolculuk olduğunu gördüm. Yani kitapsız bir hevesli olarak başladım ama yavaş yavaş yazının bana verdiği inatçılık ve coşkuyla kitaplı bir yazara dönüştüm.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Öykü okumayı lise yıllarımdan beri çok severim. O zamanlar öykü dergilerini büyük bir heyecanla takip ederdim. Öykülerin kısa ama yoğun anlatımı beni büyülerdi. O yıllarda öyküler sayesinde kısacık metinlerle bile güçlü ve derin dünyalar kurulabildiğini fark ettim. Bu yüzden yazmaya başladığımda ilk adımlarımı öyküyle atmak istedim. Hâlâ başka türlere göz kırpsam da öykünün beni yazmaya ve anlatmaya en çok teşvik eden tür olduğunu söyleyebilirim.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler yaşadınız?

Aslında yayınevi konusunda en başından beri nettim. Sel Yayıncılık uzun zamandır ilgiyle takip ettiğim ve kitaplarını severek okuduğum bir yayıneviydi. Ayrıca editörüm Zarife Hanım’la da çalışmayı çok istiyordum. Dolayısıyla ilk dosyamı doğrudan onlara gönderdim. Süreç hızlı ilerlemedi, epeyce sabır isteyen bir dönemdi ama editörümün metne gösterdiği özen beni gerçekten çok etkiledi. Dosyamın hayal ettiğim bir yayınevinde yayımlanması benim için çok büyük bir mutluluk oldu.

Başak Arslan

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Kitabı yayıma hazırlarken Zarife Biliz’le çalıştım. İnsan aynı metin üzerinde uzun süre çalışınca ister istemez körleşiyor, kendi yanlışlarını göremiyor. Zarife Hanım’ın metne dikkatli ve ölçülü yaklaşımı sayesinde fark edemediğim pek çok detayı gördüm. Yeri geldiğinde bir cümleyi sessizce geri çekmem gerektiğini yeri geldiğinde de bazı kelimelere cesaretle yer açmam gerektiğini hissettirdi. Bu dokunuşların kitabın bütünlüğüne katkısı büyük oldu diyebilirim.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

Ben o mutfakta epeyce zaman geçirdim. Yazdıklarının birileri tarafından okunması, okura kitap çıkmadan önce ulaşabilmek hatta bazen geri dönüş alabilmek çok kıymetli. Dergiler bu anlamda hem cesaret verici hem de öğretici oldu benim için. Kitaba giden yolun en sahici, en emek isteyen kısmıydı o dönem.

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz, ne buldunuz?

İlk kitabım yayımlandığında aslında çok büyük hayallerim ve beklentilerim yoktu. Daha çok içimde birikenleri paylaşmanın, kendi iç yolculuğumu tamamlamanın heyecanı vardı. Kitap çıktıktan sonra beklemediğim kadar çok geri dönüş aldım ve bu da beni hem çok şaşırttı hem de çok mutlu etti. Bir yandan kelimelerimi başka insanlarla paylaşabilmenin gücünü keşfettim, diğer yandan da yazma yolculuğunun aslında hiç bitmediğini fark ettim.

Peki, bundan sonra?

Şu aralar yine bir öykü kitabı üzerinde çalışmaya başladım. Henüz çok başındayım, her şey yeni yeni şekilleniyor diyebilirim. Ama bir yandan da zihnimi uzun süredir meşgul eden bir roman fikri var. Birkaç yıl önce yazdığım bir tiyatro oyununu romana dönüştürme isteği içimde duruyor. Bir de masamda bekleyen henüz yayımlanmamış çocuk kitaplarım var. Belki biraz da o tarafa yönelirim. Kısacası önümde keşfetmeyi bekleyen birçok yol ve hikâye var.