Gezi romanları, okuyuculara hem bilgi hem de keyif sunan edebi türlerden biridir. Bu tür kitaplar, bir yandan yazarın gezip gördüğü yerleri, o yerlerin kültürünü, tarihini ve insanlarını aktarırken, diğer yandan okuyucunun hayal gücünü zenginleştirir ve onda yeni açılımlar oluşturur. Yaşamımızda en önemli mutluluk arayışlarından biri bulunduğumuz yerden ayrılmak, uzaklara gitmek, gezmek, daracık dünyamızı genişletip yenilenmek, bir anlamda dibinde yaşadığımız kuyunun ağzını genişletmek, değil midir? Bu yolculuğu kimi zaman fiziksel olarak yaparken kimi de romanların, öykülerin, tiyatro eserlerinin, gezginlerin yazdıklarının büyülü dünyasında yaparız. Gezmek ve gezi edebiyatı bireyi etkiler, onun önüne yeni seçenekler sunar, yeni yollar açar, heyecanlar yaşatır. Gezgini ve okuru sorgulamaya iter.
Sevda Yüksel’in ilk gençlik romanı Montreal’de Yaz Tatili’nden örnekleyecek olursak, Franktal Uzay’ın “Hayatın senin gördüklerinle sınırlı olmadığını anlayabilmen için…” diye başlayan ve yarım bırakılan cümlesi sonrasında Defne’ye el sallamasıyla Defne’nin “Uzaya çıkmanın en kestirme yolunun kitaplar olduğunu” anlaması, Güneşin, “Huzurunu kaçırdığınız Dünya’da kendinizi nasıl bağışlatacaksınız,” demesi ve küresel ısınma üzerine düşündürmesi, Defne’nin yerlilerin çocukları ve yaşadıkları olumsuzluk üzerine düşünmesi, sirk gösterilerinde hayvanların kullanılmadığını öğrenmesi, Terry Fox’un kişiliğinde mücadele, yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirilmesi, Japon Barış Çanı aracılığı ile tarihin utanç sayfalarının bilince çıkması, Burcu’nun “Benim kapıyı kilitlemem gerekmiyor, başkalarının kendilerine ait olmayan bir kapıyı açmamaları gerekiyor,” sözü, Montreal’deki her yerin adının tarihten bir kişiyi işaret etmesi kitabın çocuk karakteri Defne’nin, hatta kitabı okuyan bizlerin duygu ve düşünce dünyamıza kattıkları az şey midir?

Gezip görme isteği herkesin imkânları ölçüsünde tatmin edilmesi gereken bir arzudur. Yeni yerler ve kültürleri tanıma, hayal gücünü ve empatiyi becerisini geliştirme, yaratıcılığı tetikleme, eğitici deneyimler sunma, zengin bir dil kullanımı ve edebi betimlemelerle sanatsal bir zevki tatma, tarihe ve kültürlere derinlemesine bir bakış geliştirme, stresi azaltma, ruhsal dinginlik sağlama, keşfetme arzusunu tetikleme gezi edebiyatının en önemli işlevleri arasındadır. Montreal’de Yaz Tatili’ni okuduğumuzda hangimiz İnuksukları yakından görmek, botanik bahçesini gezmek, Yeraltı şehrinden alışveriş yapmak, Montreal’in her yanında yerlilerin ayak izlerini sürmek istemeyiz?
Tolstoy’a atfedilen ama edebiyat araştırmacılarının ve eleştirmenlerin Tolstoy’a ait olmadığı yönünde görüş bildirdikleri “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar, ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya şehre bir yabancı gelir,” sözünü anımsarsınız. Montreal’de Yaz Tatili bu sözü doğrular niteliktedir. Candan ve Defne bir yolculuğa çıkar, çıktıkları bu yolculuktaki her türlü güzelliği, yer yer de acıyı, rengi, görüntüyü, kokuyu, kültürü, tarihi, tadı bizlerle paylaşırlar. Biz Montreal’i adım adım onlarla gezeriz. Kitabı okuyup bitirdiğimizde Montreal’le ilgili öğrendiklerimizle yetinmez, gidip yerinde görme isteğiyle dolar taşarız. En azından ben böyle hissettim.
Yazarın Montreal’i derinliğine gezip görmüş olması anlatılanların sahiciliğini artırıyor. Kitabın gezi izlenimleri biçiminde olmayıp kurmaca bir eser olarak tasarlanması, yani bir sanat metni olarak yazılması okuru daha çok etkiliyor. Olay çevresinde gelişen sanatsal metinler için yaşatıcı yazılar denmesinin bir nedeni de budur. Okur eserdeki karakterle kimi özdeşleşir, kimi yan yana olay içinde gezinir, kimi de bu iki durum birden yaşanır. Montreal’de Yaz Tatili’ni okurken Defne’nin Candan’ın, Burcu’nun gözü bizim de gözümüz oluyor, biz de onlarla gezip görüyoruz.
Neruda’ya ait olduğu söylenegelen ama aslında Martha Medeiros’a ait şu şiiri de burada anmak isterim.
“Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler,
İzzet-i nefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım istemeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.”
Kim söylemiş olursa olsun gezmenin, rutinin dışına çıkmanın insanı geliştiren, ona yaşama sevinci veren, yenileyen yanları üzerine güzel tespitler içeren sözler bunlar. Sevda Yüksel Momntreal’e gitmeseydi, derinlemesine gezip görmeseydi, masasına oturup gördüklerini kurmaca bir dünya olarak bize sunmasaydı, biz bu kitabı okumasaydık, Montreal’in tarihini, kültürel ve doğal güzelliklerini öğrenemeyecek, hatta böyle bir kent olduğunu dahi bilmeyecektik. Belki ölmeyecektik ama ufkumuz da genişlemeyecekti.
Dikkatli bir gezgin beş duyusu ile gezer. Sadece gezip görmekle, gördüklerini fotoğraflamakla kalmaz, bizlere oranın seslerini, tatlarını, kokularını getirir. Sevda Yüksel de Montreal’de Yaz Tatili’nde bunu başarmış. Kitap boyunca biz de o gezideydik sanki, görüntüler, manzaralar, heykeller, müzeler, hediyelik eşyalar öylesine canlı ve doğal anlatılmıştı ki ne fotoğraf karesi donukluğundaydı ne de en küçük bir karmaşa vardı. Monteal’in tatları, her mekânda yenen farklı ve yerel yiyecekler mutfağımıza geçip uygulayacağımız kadar güzel anlatılmıştı. Yerli halkın acıları ile hüzünlenirken, Defne’nin konuştuğu hayvanların, kuşların, barbi bebeklerin anlattıklarını biz de dinledik. Kaju bizim de tüylerini okşadığımız kedimiz oldu.
Alain de Botton, Seyahat Sanatı adlı kitabında kurmacaya uyarladığı gezilerini anlatır. Anlatırken çağdaşı ve kendinden önceki sanatçıların, yazarların, şairlerin gezi ile ilgili görüşlerine ve anılarına yer verir. Bir anlamda onları gezi rehberi sayar. Yazarın aktardığına göre Van Gogh, Paris’ten Arles’e yaptığı tren yolculuğuna dair, “O kış Paris’ten Arles’e yolculuk ederken ne kadar heyecanlandığımı hâlâ hatırlarım,” diye yazmıştır. Van Gogh, Arles’te kaldığı on beş ay boyunca yaklaşık 200 resme, 100 çizime ve 200 mektuba imza atar. Bu dönem onun sanatının en parlak dönemi olarak kabul edilir. (Seyahat Sanatı, s.194)
Bunu sağlayan olsa olsa gezip görmenin verdiği heyecan ve yaratıcılığın tetiklenmesidir. Sevda Yüksel de Montreal’de kaldığı aylardan sonra bir romanla dönmedi mi Türkiye’ye?
Gezmeyi sanata dönüştüren Alain de Botton şöyle der:
Bir güzellikle karşılaştığımızda içimizde uyanan en baskın dürtü, ona sahip olma dürtüsüdür. Güzelliği tutmak, ona yaşamımızda yer vermek isteriz. Şunu söylemek gelir içimizden: “Ben buradaydım, bunu gördüm ve bu, benim yaşamımda yer etti.” Böyle zamanlarda fotoğraf makinası bir çözüm olabilir. Fotoğraf çekmek, güzel bir yerin bizde ateşlediği o sahip olabilme isteğini bir süre için dindirebilir; az bulunan bir manzarayı kaybetme endişemiz, deklanşöre her basışımızdaki klik sesiyle birazcık daha azalır. Güzel bir yer gördüğümüzde makinamız yoksa, o yerde fiziksel bir iz bırakmanın peşine düşeriz; orayı içimizde var etmenin tek yolunun, orada kendimizi var etmek olduğunu düşünürüz. (Seyahat Sanatı, s.224)
Montreal’de Yaz Tatili’nde Candan fotoğraf makinesini yanından hiç ayırmaz, hatta hep fotoğrafçı gözüyle gezer gittiği yerlerde. Gördüğünü, incelediğini kendinin kılmakla kalmaz, izlenimlerin hepsi bir romanda yer bularak bize de ulaşır. Hatta kitabın 185. sayfasında “Candan fotoğrafların diliyle anlatacak ne çok öykü biriktirmişti.” der anlatıcı. Biriken öyküler fotoğraflarda kalmayıp romana dönüşmüş ve okura ulaşmıştır.
Gezilen ve görülenlerin anlatıldığı romanların okur üzerindeki etkisini yine bir romandan hareketle anlatmak isterim. Dorian Gray’in Portresi’nde, Lord Henri’nin Dorian Gray’e gönderdiği ve Dorian Gray’in senelerce etkisinden kurtulamadığı bir kitaptan söz edilir. Kimi edebiyat araştırmacıları o kitabın Joris Karl Huysmans’ın yazdığı, dilimize Tahsin Yücel’in çevirdiği ve Yapı Kredi Yayınları’nın Taşkent serisinden çıkan Tersine adlı kitap olduğunu söylerler. Bu kitapta edebiyat eserlerinin gezip görme isteğini tetiklediğine dair bir bölümü vardır. Sizinle o bölümü paylaşmak isterim.

Kitabın kahramanı des Esseintes, miskin ve insanlardan nefret eden bir aristokrattır. Paris’in eteklerinde kocaman bir villada yaşar. İnsanların çirkinlikleriyle ve aptallıklarıyla karşılaşmayayım diyerek evinden dışarı çıkmak istemez. Gençken, bir öğleden sonra civardaki bir köye gitme cesaretinde bulunmuş, birkaç saatlik seyahatinin sonunda insanlara karşı duyduğu nefret daha da artmıştır. O gün bu gündür yatağından çıkmaksızın okumaya, araştırmaya ve insanlık üzerine haşin düşünceler üretmeye verir kendini. Ancak des Esseintes bir sabah erken saatlerde birdenbire Londra’ya gitme isteğiyle dolar taşar, öyle ki buna kendisi bile şaşar. Bu yoğun istek, ateşin başında oturmuş Dickens okurken sarar benliğini. Dickens’ın romanı, des Esseintes’in zihninde İngiliz yaşamına dair renkli görüntüler uyandırmıştır. Des Esseintes bu görüntüler üzerine uzun uzadıya düşünür ve İngiliz yaşamını yakından görmek için gittikçe daha da artan bir merak uyanır içinde. İçi içine sığmaz olur, hizmetçilerini çağırıp valizlerini toplamalarını emreder, yeşil tüvit takım elbisesini, bağcıklı çizmelerini giyer, başına melon bir şapka takar, sırtına mavi ketenden kolsuz bir palto geçirerek ilk trenle fildişi kulesinden ayrılır. Onu harekete geçiren Charles Dickens’in bir romanıdır. Kitabın bu bölümünde edebiyatın insanı harekete geçirmedeki etkisini görmek olasıdır. Des Esseintes gibi olanaklarınız olsaydı Montreal’de Yaz Tatili’ni okuduğunuzda yola düşüp La Fontaine Parkı’nı gezmek, yerli balıkçı aileleri ile söyleşmek, Saat Kulesi’nin daldığı düşlerden uyandığını görüp onunla konuşmak, Yeraltı Kenti’ne girip yerli halkın yaşamından izler bulmak, İnuksuklarla yolumuzu bulmak, Atwater Market’ten hediyelik eşyalar almak, Botanik Parkı’nın büyülü dünyasında gezinmek, Japon Çanı’yla birlikte insanlık tarihinin utançla dolu sayfalarını aralamak, Teryy Fox’la kansere dikkat çekmek için koşmak, Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve kış mevsiminde buz pisti olarak işlev gören Rideau Kanalı’nda kaymak, birbirinden ilginç figürlerle zenginleştirilen totem direklerinin hikayesini dinlemek isterdik kuşkusuz.
Etrafa gezgin gözüyle bakmak; gördüklerimiz üzerine düşünmek, yenilikleri algılamaya açık olmaktır sanırım. Sevda Yüksel de Montreal’e kayıtlar tutan bir gezgin gözüyle bakmış, gördüklerini kurmacanın dünyası ile harmanlayıp okura ulaştırmıştır. Gürsel Aytaç, Gezi Notları Seçkisi kitabının önsözünde, “İzlenimler edebiyatın ham maddesidir, geziler ise yeni yaşantılara kaynak sunar. Yazmayı bir çeşit tutku edinen edebiyatçılar, çıktıkları gezilerde gördüklerini, yaşadıklarını not eder, bu notları zaman zaman roman, öykü, tiyatro gibi kurmaca ürünlerde malzeme olarak kullanır,” der. (s.7) Her yaştan okurun keyifle okuyacağı bir kitap olan Montreal’de Yaz Tatili’nin yazarı Sevda Yüksel’in de yazmayı tutku edindiğini ve gördüklerini bu tutkunun süzgecinden geçirip yeniden kurgulayarak bize ulaştırdığını görüyoruz.

Haldun Taner, Düşsem Yollara Yollara adlı eserinin girişinde yola çıkmanın insana iyi geleceği ile ilgili maddeler sıralar. Bunlardan ikisini alıntılayarak yazıyı bitirmek isterim.
“Kendinizi sürekli bir değişiklik içinde unutmak, ya da kendinizi yeni bir gelişme içinde yeniden bulmak mı istiyorsunuz? Yolculuğa çıkınız. Dinlenmek için yolculuğa çıkınız, yorulmak için yolculuğa çıkınız.” (s.6) Ben de diyorum ki güzel bir gezi romanı mı okumak istiyorsunuz? Sevda Yüksel’in kalemiyle Montreal’e doğru yolculuğa çıkınız.
Münire Çalışkan Tuğ
Kaynakça:
Sevda Yüksel, Montreal’de Yaz Tatili, Bizim Çağ Kitaplığı, 2024.
Haldun Taner, Düşsem Yollara Yollara, Gezi Notları, Tekin Yayınevi, 1979.
Joris Karl Huysmans, Tersine, Yapı Kredi Yayınları Taşkent Serisi, 2018.
Alain de Botton, Seyahat Sanatı, Sel Yayınları, 2002.
Gürsel Aytaç, Gezi Notları Seçkisi, Gündoğan Yayınları, 1994.
