Annie Ernaux’ya 2022 Nobel Edebiyat Ödülü’nün verilmesinin gerekçesinin “kişisel hafızanın köklerini, mesafelerini ve kolektif kısıtlamalarını keşfetmedeki cesareti” olduğu söylenmiştir.

Annie Ernaux

Birçok alanda olduğu gibi edebiyatta da bazı ödüllerin özel bir yeri vardır. Öyle ki bu edebiyat ödüllerini alan yazarlara ait kitaplar, okurun dikkatine sunulmak için hummalı bir çalışma sonrası ve yine ivedilikle raflardaki yerini alır. Edebiyat dünyasının en prestijli ödüllerinden Nobel Edebiyat Ödülü’nü alacak yazarlar da her yıl aynı heyecan ve merakla bekleniyor. Fransız edebiyatının önemli isimlerinden olan ve 2022 yılında bu yüksek itibarlı ödülü alan Annie Ernaux da uzun zamandır edebiyatseverlerin merceği altında. Ernaux duyguları toplumsal çizgilerden sıyırarak verdiği için, kimi isimler tarafından özgürlük meşalesini taşıyan cesur bir kadın savaşçı olarak değerlendiriliyor. Kimileri tarafından ise gerçekliğin tam karşılığını değil de pornografik bir yansımasını verdiği düşünülerek eleştiriliyor. Kimi, kitaplarının otobiyografik kanadının ağır bastığını ve edebiyata farklı bir lezzet kattığını savunuyor; kimi, yazarın eserde bu denli görünür olmasından hoşnut değil. Değerlendirmeler hangi yönde olursa olsun Annie Ernaux’nun her kitabı okur kitlesini etkisi altına alıyor, edebî ve kişisel alanlarına yönelik büyük merak uyandırıyor. Bu da birçok ülkede yazarın kitaplarının tirajını yükseltiyor.

Anlatım tekniği açısından özgün, seçtiği konular bakımından ise en masum tabirle “iddialı” sayılan Fransız yazar, kadınlara ya da erkeklere duygularını sorgulamaları için bir yol aratıyor. Karmaşanın yarattığı duyguyu sahiplenen Annie Ernaux, bu karmaşanın içinde ya da hayatın en gizli duyguları arasında bile kendini bulmak için bir mücadele içinde olmak zorundalığını gözler önüne seriyor. Yıkılıyor, yıkıntıları arasından kalkıyor, hayata devam ediyor… Sonra büyük bir dalga karşısında kendini inşa eden bir karakter olarak yeni mücadelelerin merkezinde olmayı tercih ediyor. Kısaca bir insanın kendini tüm gerçekliğiyle bulması için sınırların nerede başlayıp nerde bittiğini soruyor, sorduruyor bizlere. Üstelik bunu bazen, en kutsal sayılan “anne” üzerinden bazen de otoritenin merkezi olan “baba” kanadıyla yapıyor. Klasik olanı yıkıyor; yerine romantizmden uzak, gerçekliğin en çıplak hâlini veriyor. Bu da Ernaux’nun duygularını şeffaf hâliyle tanıtmaya, bu alanda okurlarına yeni kapılar açmaya ve o kapıdan geçenlerin kendilerine dair en çıplak görüntüye ulaşmalarına zemin hazırladığını gösteriyor.

Toplumsal Aidiyetten Bireysel Kimliğe: Babamın Yeri ve Bir Kadın

Annie Ernaux’nun Babamın Yeri ve Bir Kadın kitapları, yazarın otobiyografik parçalarla bezediği, hacim olarak kısa ama anlam olarak derin duyguların ince ince işlendiği kitaplar. Anlatım olarak baktığınızda Ernaux, kitapları tekil hikâyenin odağından alıp genel olarak Fransız taşrasındaki işçi sınıfını, bu sınıfa dair yaşam koşullarını, onların mücadelelerini, korkularını, kızgınlıklarını ve hayallerini gözler önüne sermekte kullanıyor. Çünkü tekilliğin bile sosyal bir sancıyı verebileceğini biliyor, satır aralarında halkın içinde bulunduğu sosyoekonomik süreci tanımamızı istiyor. Ayrıca kendisinin okuduğu okullar ve katıldığı çevre ile birlikte yükselen sosyal statüsünün babasıyla ilişkisini nasıl etkilediği üzerinde duruyor, babasıyla bir sınıf çatışması yaşamasına ve hatta onu derinden etkileyecek yabancılaşmasının da altındaki nedenleri fark etmemize ön ayak oluyor.

Annie Ernaux’nun Bir Kadın adlı kitabı ise annesinin hayatına, hayallerine, kızgınlıklarına, sevinçlerine kısaca kimliğine ve geride bıraktığı izlere odaklanıyor. Kitap, Ernaux’nun bireysel bir kaybı üzerinden yaşadığı dönemi canlandırmasını, o döneme dair bilgiler vermesini, resimler çizmesini sağlıyor. Annesinin yaşam öyküsü Fransa’nın sokak aralarına, işçi sınıfına, kadın olarak verdiği mücadelelere, sosyoekonomik düzey ve toplumsal sınıflar arasındaki farklara ve ayrıca geleneksel kadın rollerine dayanıyor. Ernaux’nun eğitimle yükseldiği dünyasına uzaktan bakan anne, aralarında zamanla oluşan boşluğa kendini bırakıyor. Annesinin ölümünden sonra yazar onun kimliğini, mücadelelerini ve yaşamda bıraktığı izleri, hatıraları toplumsal bağlam üzerinden yeniden inşa ediyor. Eser ayrıca anne ve kızın karmaşık ilişkilerini, sevgi ve sevgisizlik çatışmalarını, sınıfsal farklılıklarını anılar üzerinden sunuyor. Okuru kurguyla anıların iç içe geçtiği bir anlatının orta yerine koyuyor. Ernaux ile annesi arasında değişmeyen veya değişen kavramlar üzerinden dönemin toplum yapısını sorgulamaya itiyor.

Bahsi geçen kitaplar, neredeyse her konuşmasında işçi sınıfının bir üyesi olduğunu belirten Ernaux’nun öznel tecrübesinden yola çıkarak adeta fotoğraftan bir kareyi sunmasına evriliyor, sınıfsal farklılıklara değiniyor ve toplumsal aidiyetten sıyrılan bireyin benliğini ele alışı veriliyor.

Asimetrik Bir İlişkinin Anatomisi: Yalın Tutku

Annie Ernaux, yazdığı tüm kitaplarda gerçek duygunun, durumun ve aşkın peşine düşüyor. Yalın Tutku kitabında da Ernaux, ortak bir hayat kurmaya çalışmadan birlikte olacağı, yakınlık kuracağı ve sevişeceği kişiyi beklediği zamanın hikâyesini anlatıyor. Ernaux’nun nerdeyse her eserinde olduğu gibi toplumsal beklentiyi beslemeyen aksine kadın bireyselliğini son derece şeffaf aktardığı hikâyede genel olarak seslerden, kokulardan ve bazı objelerden yola çıkarak cinselliği tetikleyen parçalar sıralanıyor. Birlikte ortak bir hayat kurmaya çalışmayan, ortak zamanı kabullenen, sorgulamayan, yalnızca bekleyen ve adam geldiğinde tüm anların piksellerini aklına kazıyan bir kadınla karşılaştığımız bu eserde Ernaux; beklenenden bağımsız olarak düz bir çizgide ilerlemeyen asimetrik bir ilişkiyi sunuyor, anları depoluyor ve gündelik hayatın ayrıntılarını okura yansıtıyor. Yani Ernaux toplumsal beklentileri hiçe sayarak bazı çevrelerce rahatsız edici bulunan bu tutkunun hakkını vermek için açıklık ve dürüstlükle yazıyor. Tutkunun, arzunun ve aşkın iç içe geçtiği bölümler okurda gerçekliğin sarsılmaz bir parçası olarak yerini alıyor. Hatta bazı bölümleri okurken bu çıplak söylemin sizi de şeffaflığına çektiğini fark ediyor, kendi gerçekliğiniz özelinde düşünmeye başlıyorsunuz. Kısaca Ernaux,okurlarını tutkularıyla yüzleşmeye davet eden, sert ama bir o kadar da çarpıcı ve şeffaf bir dille anlatıyor bireysel hikâyesini ama toplumsal statüler, yapılması, yerine getirilmesi gereken görevler bu şeffaflığı bozmuyor. Her ne kadar bazı kesimlerce bu yönde ilerlemesi pornografik ve teşhircilik olarak kabul edilse de edebî anlamda Ernaux, bir tabuyu daha yıkarak eserlerinde kadın olmayı, kadın olarak kalmayı üstleniyor. Ayrıca eserde sevdiği adam için tüm yaşamı durdurup planlanması söz konusu olduğundan “obsesif bir aşk”ın yeşerdiğini de söylemek yanlış olmayacaktır. Bu noktada Ernaux, aşk söz konusu olduğunda cesaretinin sınırsızlığını gösteriyor bizlere.

Kısaca yazarın kendi yaşamından esinlenerek kaleme aldığı bu kısa roman, son derece yoğun duygu anlatımının merkezi hâline geliyor. Takıntılı bekleyişler, tutkuyla başa çıkma yöntemleri ve kişinin salt bir arzu karşısında ne yapması gerektiğini; ilişkilerdeki eşitsizlikler, kadının toplumdaki ve ilişkideki yerini de ele alarak sorgulatıyor. Bu noktada Ernaux bir kadının dönüşüm hikâyesini anlatmış olsa da acının ekseninin ne olduğuna daha çok odaklanmak gerektiğini gösteriyor. Üstelik bunu son derece yalın bir dil ve minimalist bir anlatımla sunuyor.

Sonuç olarak Ernaux her üç eserinde de duyguları dramatize etmeden, salt kendi gerçekliği içinde soğukkanlılıkla verirken insan ruhunun derinliklerine iniyor. Öte yandan yazarın, kendi yaşantısından ilham alarak bu kadar şeffaf eserler ortaya koyması, okuru hem etkiliyor hem de rahatsız edebiliyor.

Nihayetinde Ernaux, bireysel bellek ile toplumun yanılgılarını, tabularını sorgulayan; değişen zamanı kültürel, toplumsal, siyasal ve ekonomik alt okumalara açık hâle getiren eserler veriyor. Tarihin belli bir sürecine kendi penceresinden ışık tutuyor. Ernaux’nun bireysel alanından yola çıkarak ortaya koyduğu her eser, derinlerde bir yerlere nüfuz edişiyle değer kazanıyor ve görünen o ki çok uzun zaman edebiyat dünyasında gündemde kalmaya devam ederek tazeliğini koruyacak.

Selma Hangül