Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.
Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025!

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Son iki yıl benim için oldukça yıpratıcı geçti: Babamı ve hemen ardından evimi kaybettiğim; işimden ayrıldığım yorucu ve yıkıcı bir süreci yaşadım, yaşıyorum. Edebiyatın hayatımda bir miktar geri plana düştüğü bir seneydi 2024… Bu anlamda yeni yayımlanan kitapları yakından takip etmediğimi itiraf etmem gerek. Yine de iki sevgili dostumun; Kerem’in (Işık) ve Onur’un (Çalı) yeni kitaplarının yayımlanmasının mutluluğunu yaşadığımı söylemeden geçmeyeyim.
Meltem Gürle’nin Kırmızı Kazak’ına ve Tim Parks’ın Ben Buradan Okuyorum’una da (her ne kadar 2024 yılı içerisinde yayımlanmasalar da) bu sene okuduğum ve damağımda bir tat bırakan kitaplar olmaları sebebiyle yanıtımda yer vermek isterim. Her ikisi de, bunca zorluk ve sıkıntı arasında, okumanın hazzını bana tekrar hatırlatan kitaplardı. Özellikle Parks’ın e-kitap okuyucular üzerine denemesi, bu cihaza çekinerek yaklaşan; bir miktar burun kıvıran kişileri (ki ne yalan söyleyeyim, elimde bir tane olmasına rağmen ben de onlardan biriy(d)im sanırım) tekrar düşünmeye davet eden şahane bir metin! Bu anlamda 2024’te, Tim Parks’ın iki kitabının (Elde Kalem, Alfa Kitap ve Hotel Milano, Livera) farklı yayınevleri tarafından Türkçeye tercüme edilerek okuyucuyla buluşturulması, benim adıma bir diğer sevindirici haberdi.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Benim için öne çıkan, “Bu seneyi şöyle hatırlayacağım!” cümlesini kurduran bir olay olmadı sanırım. Olduysa bile, Kundera’nın deyimiyle bir unutma biçimi olan anılarım arasında yer etmemiş; en azından şimdilik.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
kitap-lık’ı düzenli olarak takip ediyorum. İlk öykülerimin, denemelerimin yayımlandığı dergi olduğundan benim için yeri ayrı olan bir dergidir kitap-lık. Öte yandan edebiyat dergilerinin eski gücünün ve etkinliğinin olup olmadığından emin değilim.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Sevgili Gizem’in (Gökgül) soruşturma kapsamında bu soruya verdiği yanıtta belirttiği “yerli öykücü enflasyonu” tanımına katıldığımı söyleyebilirim. Sanırım, yazılması nispeten kolay görünen bir tür olduğundan böyle bir enflasyonla karşı karşıyayız. Roman yazmak, işin zanaatkarlık yanının da öne çıkmasını gerektiren bir uğraş. Üstelik onca çabanın sonunda ne olacağı da pek belli değil ki burada yine Gizem’in büyük yayınevlerine yönelik şikâyetine katılmadan geçemeyeceğim! Deneme zaten hiçbir zaman dikkat çeken, öne çıkan bir tür olmadı; olacakmış gibi de durmuyor (maalesef). Öyle olunca düzyazı söz konusu olduğunda öykü bir anda öne çıkan bir tür haline dönüyor ve bir miktar “deneme tahtası” halini alıyor. Öykü kaleme alan yazarlardan ne kadarının sahiden bir öykücü kumaşına sahip olduğundan emin değilim. Vaktiyle o kumaşa sahip olmadığına kanaat getirmiş eski bir öykücü olarak, kişinin kendisiyle ilgili bu tartımı yapmasının önemli olduğu kanaatindeyim.
En başta da dediğim gibi, bu iki sene çok yıpratıcı ve yıkıcı geçti. Dilerim 2025, hepimiz için bir miktar da olsa umut veren, içimizi yeşerten, yüzümüzü güldüren bir sene olur!
