Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.
Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Mariana Enriquez’in Yatakta Sigara İçmenin Zararları’ndaki gotik, büyülü ve cüretkâr öyküleri çarpıcıydı.
Kâmil Erdem öykülerini takip ederim. O Sonbahar O Kış, öncekiler gibi etkisi uzun öykülerdi. Usta, insanın içine akıttığı cümlelerin tercümanı olmuş yine.
Hatice Tarkan Doğanay’ın Yüzüme Oyulan Havva’sı bu yıl beni etkileyen şiir kitaplarındandı. Sarsıla sarsıla okudum, dönüp dönüp okuyorum.
Gassan Kanafani’nin Güneşteki Adamlar’ı, edebi niteliğiyle değilse de ele aldığı konuyla ilgimi çekenlerdendi. Filistin ve göçmen… Bir Filistinli nereye kadar göçse tam olarak uzaklaşır yurdundan, dedirten kitaptır benim için.
Ayrıca bazı kitaplara geç kaldığımı fark ettiğim bir yıl oldu. Daha çok kadın ve çocuk üzerinden insanın var olma / hayatta kalma sancılarını ve coğrafyaya özgü zorlukları çarpıcı biçimde anlatan Emile Ajar’ın Onca Yoksulluk Varken’i ve Atiq Rahimi’nin Sabır Taşı belleğimden silinmeyecek kitaplardı. A. F. Harrold’dan Hayali ve Katherine Applegate’ten Görünmez Kedi, çocuk kitaplarına duyduğum hayranlığı artıran eserlerdi. Judith Hermann’ın Yaz Evi, Daha Sonra’sında yer alan sakin / gergin öyküleri dikkatimi çekenlerdendi. Bilim ve romantizm ikileminde kalan nöroloji doktoru Oliver Sacks’ın Karısını Şapka Sanan Adam adlı kitabındaki klinik hikâyeler de ilgi çekiciydi.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Asyalı kadın yazar Han Kang’ın Nobel Ödülü alması güzel bir haberdi benim açımdan. Bunu gelişigüzel bir feminizmle söylemiyorum. Özellikle bize çok tanıdık gelen “geleneksel yapıyla çatışma” ve “yabancılaşma” konusunu farklı tarzıyla ele alan Vejeteryan’ın yazarının bu ödülü alması sevindiriciydi.
Yazarın ölümü sebebiyle yarım kalan kitaplar hep ilgimi çeker. Marquez’in tamamlayamadığı (demlenmeye bıraktığı) ve yayımlanmasını istemediği Ağustosta Görüşürüz’ü raflarda görmek mühimdi. Babalarının vasiyetine ihanet etmelerindeki gerekçeyi kitabın ön sözünde öyle hoş ve ikna edici biçimde açıklıyorlar ki bu iki koca haylaz ancak Marquez’in çocukları olurdu ve bu kararda etik ihlali yoktu benim açımdan.
Füruzan ve Ferit Edgü’nün gidişleri ise yılın önemli kayıplarındandı.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
Dergi takip etmenin edebiyat işçiliğinde önemli olduğunu düşünüyorum. Tamamını okumak mümkün değil ama dijital platformları ve basılı olanları elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Seçimimi daha çok yazılarını önemsediğim kimi isimleri ve dergilerin dosya konularını dikkate alarak yapıyorum. İshak, Parşömen, Litera, Mahal, Hece, Kitap-lık, Notos, Yük diye devam eden bir listem var.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Edebiyatla rekabeti asla örtüştüremedim. Durmadan yarışan ve mahfilleşen yapılardan rahatsızlık duyuyorum. Aşağı mahalle, yukarı köy, filanca çete… Ne hâlleri varsa görsünler diyorum ama kendinden olmayana sırtını dönen edebiyat mecralarının / mahfillerinin kim bilir ne çok nitelikli metinle buluşmamızı geciktirdiği ve hatta belki mâni olduğu gerçeği can sıkıcı.
Okur sayısı ve niteliği açısından vahim durumdayız. Nitelikli okur kitlesinin az olduğu ülkelerde tüm edebiyat işçilerinin / üreticilerinin bu konuya kafa yorması gerektiğini düşünüyorum. Hızla artan kitap fiyatları gibi etkenler okur sayısının azlığında elbette çok etkili. Fakat tek etken değil. Her şeyin hızla akıp gittiği, oburca tüketildiği bir çağda insanlar neden okusunlar? Bu kadar durağan bir eylem nasıl cazip hâle getirilir? Belki biraz da öğretmen kimliğimle bu kaygıları taşıyorum. Böyle giderse –ki gidecek sanırım– sadece yazanların okuduğu hatta yazanların bile okumadığı bir yapının içinde dönenip duracağız.
Bir diğer sorun da eleştiri kültürüyle ilgili: Eleştiriye layık olmak ve eleştiriye açık olmak. Bunu nasıl hallederiz bilemiyorum ama bu ciddi bir mesele.
Parşömen’e yayın hayatında nice yıllar dilerim. Umarım ki 2025 ülkemize ve dünyaya iyilik getirsin.
