Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.

Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

Onur Çalı

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Bu yıl daha çok yazdığım metinlerle ilgili okumalar yaptım, çalıştım. Çalıştım deyince aklıma şu geliyor hep. Abdülhak Şinasi Hisar, Kelime Kavgası (Selis Kitaplar yayınevi, 2005) kitabında yer alan “Okumak Tesellisi” başlıklı yazısına kaybettikleri bir şair arkadaşının cenazesinden bahsederek başlar. Cenaze sırasında Hisar’ın arkadaşı, ölen şair için “Kaybettiğimiz bu şair o kadar çalışkandı ki, gece gündüz okurdu,” deyince Hisar “hayret içinde” kalır. Çünkü Hisar’a göre, okumak bazen çalışmak anlamına gelse de bir külfet, bir zahmet olan çalışma okuma değil, yazma eylemidir. Çok hoş bir yazıdır. Bana soracak olsalar okumak ve yazmak bir bütündür derim. Yerine göre çalışma, yerine göre büyük keyif. Fakat yazarak geçinemediğimize göre, kendi adıma konuşayım, yazarak geçinemediğime göre, okumak ve yazmak söz konusu olduğunda hiçbir zorunluluğa boyun eğmem. Çalışacaksam da istediğim, çok istediğim bir şey için çalışırım.

Lafı uzatmanın kime ne faydası olmuş bugüne kadar. Hızlanalım…

Bu yıl Cemil Kavukçu’nun, Hüsnü Arkan’ın ve Barış Bıçakçı’nın yeni kitapları yayımlandı ki işte keyif diye buna derim ben. Üç yazar da benim için özeldir. Nesnel bakamam yazdıklarına. Okur bencilliğimle düşünürüm hep, daha çok yazsalar, her sene bir kitap çıkarsalar keşke diye. Fakat hemen sonra vazgeçerim. Murat Yalçın’ın Kontrol Kalemi’nde okuduydum. Bilge Karasu, şöyle demiş Güven Turan’a: “Okur, bir canavardır, ağzını açıp yazara çevirir. Yazarın ara ara bu ağza bir şeyler koyması gerekir, yoksa ağız başka bir yazara çevrilir. Aşırı doldurulursa da gidip kusar ama…” Yine de bu üç yazarın her yıl bir kitabı çıksa fazla gelmez bana. Okur bencilliğim ağır basar yani. Her ay bir kitap çıkarsalar, ona bile varım.

Sevdiğim, beğendiğim Arjantinli bir yönetmen var: Gaston Duprat. Onun Saygın Vatandaş adlı filmindeki bir karakter mealen şöyle der: “Sade / basit yazmak, sanatsal bir nezakettir.” Ben de nazik yazarları seviyorum. Gösterişçi, kibirli yazarlardan hazzetmiyorum.

Bahriye Çeri’nin emeğiyle yayımlanan Nahid Sırrı Örik külliyatından Ankara Yazıları’na el attım bu yıl. Artık sevmediğim Ankara’ya, onun gözünden okuyunca tekrar ısındım biraz. Ama çok değil, biraz. Örik, nevi şahsına münhasır bir yazar.

Bengü Vahapoğlu’nun yayına hazırladığı, Hulki Aktunç’un gazete yazılarından oluşan İstanbul’u Bul Bana’yı da keyifle okudum. Hulki Aktunç gibi kaç yazarı var ki Türk edebiyatının.

Zamanında kısa öyküler yazmaya çalıştığımdan olsa gerek, bir arkadaşım seveceğimi düşünüp hediye etti. Ben de böylece Bulgar yazar Yordanka Beleva’nın Keder adlı kitabına el atmış bulundum. Doğrusu kısa öykü okumayı severim ama bilirim de: O kadar kısa metinlerde hikâye çatmak güç iştir. Yordanka Beleva hanımefendinin birkaç metnini çok sevdim. Bazılarını da hiç beğenmedim. Ama dedim ya, işin fıtratında var bu.

Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Edebiyat günlük hayatın oldukça dışında. Dolayısıyla, ülke gündemini işgal edecek denli bir “olay” yaşanmıyor. Daha doğrusu yaşansa bile, magazinel bir yönü yoksa konuşulmuyor.

Haydar Ergülen ve Enis Batur’un yavaş yavaş acele ederek ortaya koydukları verimlilik, üretkenlik bir edebiyat olayı bana kalırsa.

“Sen Basmasın” adlı şiirinde,

“İsrail’deki oyuncakçıları, oyuncak satılan yerleri görmedin tabii.
En çok satılan oyuncak hangisi biliyor musun?
Plastik bir idam sehpası ve boy boy plastik Arap.
Çocuk canının çektiğini sallandırıyor ipe.
Herhalde vardır bir nedeni.”

Diyen Süreyya Berfe’nin senenin hemen başında vefat etmiş olması, bir edebiyat olayı değil belki. Ama bir şairi eksildi dünyanın, yeni Berfe şiiri okuyamayacağız… İşte bunlar edebiyat olayı, hem de keder veren edebiyat olayı.

Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?

Abonesi olduğum bir dergi yok ama Notos’u ve Post Öykü’yü yakından takip etmeye çalışıyorum. Onun dışında, dosya konusu ya da içindeki yazılar ilgimi çekerse ediniyorum bazı dergileri.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Ülkede durum neyse, edebiyat ortamında da o. Ekonomik kriz, yoksulluk, umutsuzluk, baskı, sansür… Her şey ama her şey sanat üreticisinin ve tüketicilerinin aleyhine gelişiyor. Söylenecek çok şey var. Söylemekten de ziyade, yapılması gereken çok şey var.

Dün akşam TRT 2’de Saygın Vatandaş’ı gösterdiler. TRT aklı, filmden birkaç sahneyi sansürlemiş. Ne güzel değil mi? Genç bir kadının çıplak göründüğü iki sahneyi atmışlar, ona alıştık zaten. Fakat genç bir adamın domuz taklidi yaptığı sahneyi de gereksiz bulmuş olacaklar ki atıvermişler. Şaka olsa komik değil, şaka olamayacak kadar da gerçek. Şimdi televizyondan izleyen insanlar, bu filmi izlemiş mi oldular!

Nasreddin Hoca’ya “İyi misin?” diye sormuş biri. “Düşmanlığına soruyorsan iyiyim, dostluğuna soruyorsan hikâye uzun,” demiş. Benimki de o hesap olsun, burada bitireyim. İyiyim ve elimden geleni yapmaya çalışıyorum, diyelim.