Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.

Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

Can Öktemer

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Bu yıl yolum son derece iyi kitaplarla kesişti. Üstelik bu yıl hayranı olduğum iki yazarın İlhami Algör ve Barış Bıçakçı’nın romanları yayımlandı. Keyfim yerinde yani bu konuda. E, güzel. Birden fazla kitap isminden bahsedeceğim için izin verirseniz isimlerini sıralamak isterim:

İlhami Algör – Jül Vern Seyahat Acentesi

Barış Bıçakçı – Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin

Luigi Malerba – Daima İthaka

Elif Batuman – Ecinniler

Ahmet Altan – Zarlar

Sonat Yurtçu – Vuslatlar Fasarya

Rober Koptaş – Unufak

Cihan Kılıç – Ama Arkadaşlar İyidir

Mevsim Yenice – Fil Gözü

Selahattin Demirtaş, Yiğit Bener – Arafta Düet

Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Paul Auster’ın vedası diyebilirim. Auster, mahallenin en şık abilerinden biriydi. Kadere, özgürlüğe ve tesadüfe olan bakışı her zaman çok etkilemiştir beni. Sanırım bu kış New York üçlemesini yeniden okuyacağım. Yokluğunun telafisi zor, romanları tek teselli.

İlhan Çomak’ın 30 yıl sonra özgürlüğüne kavuşması.

Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?

Bu konuda eskisi kadar iştahlı değilim sanırım. O yüzden uzunca süreden beri dergi takibi yapmayı bıraktım maalesef. E-derginin hızının cazibesi ve ulaşılabilir olması bu konuda beni berbat bir tembelliğe alıştırdı. Bu konuyu kendimle yeniden konuşmam lazım sanırım.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Geçen sene söylediklerimin bir benzerini söylersem tekrar olacak, söylemezsem eksik kalacak gibi hissediyorum. Türkiye’de zaman hiç geçmiyor gibi, hemen hemen her konuda aynı şeyleri konuşup aynı şeyleri tartışıyoruz. Sıkılmanın farkına varmak bazen değişim için ön ayak olabilir.

İnsanlar edebiyat ortamından normatif bir düzen bekliyorlar. Eleştirinin kurumsallaşması, kitaplar üzerine nesnel ve “ciddi” tartışmaların sürmesi, ödül mekanizmasının “adil” bir şekilde işletilmesi herkesin beklentisi. Bunlar anlaşılır talepler, hepsine ben de katılıyorum. Lakin, ekonomik krizin bu denli derinleştiği, kitap fiyatlarının inişe geçmeyen yüksek tansiyonlu fiyatları karşısında bu tartışmaların bizim için biraz lüks kaçtığını düşünüyorum.

Bu satırları yazmadan önce bir gazetede gençlerin kitaplara ulaşımının giderek zorlaştığını anlatan bir haber rastladım. Böyle bir ortamda edebiyatın geleceğinin ne olacağına dair çok kafa patlatmak gerekiyor sanırım. Yazarlar okurlara ulaşamıyor. Okurlar kitap alamıyor. Kitap neredeyse lüks sayılmak üzere. Diğer taraftan ise edebiyat emekçilerinin, çalışanların aldığı komik ücretler de yeteri kadar konuşulmuyor bence. Türkiye’de entelektüel emek hiçbir zaman görünür olamıyor maalesef.

Geçen seneyi şöyle bitirmişim, tekrar olmazsa yenilemek isterim:

Neyse, bu yılı karanlık bir şekilde bitirmeyeyim. Okuyabildiğim kadarıyla hâlâ çok parlak yazarlarımız var. Her biri nefis hikayeler anlatıyor, anlatmaya da devam edecekler. Dünyada iyi bir hikâyeye denk gelmek kadar güzel bir şey yok. Hikâye anlatıcılığı bizim varoluşumuzun en önemli parçalarından biri, hikayelerle yönümüzü buluyor, deneyimimizi geliştirebiliyoruz. Yaşamı anlamlandırabiliyoruz bence. En nihayetinde edebiyatı biraz da bu yüzden seviyoruz. Bu yılı Gramsci’yle bitireyim: “Aklın karamsarlığı, iradenin iyimserliği”