Gökhan Arslan

210.

mektuplar, defterler, şiirler, küçük kâğıtlar… her geçen gün ağırlaştırdım dünyanın yükünü. seni yazarken biten bütün kalemleri bir kutuda topladım sana göndermek için. olur da bir gün fazla gelirse bu yük, bütün yazdıklarımı o kalemlere geri doldurmak istersin diye.

211.

ajandada yarım kalmış şiirler, sözleri unutulmuş bir şarkı, bilgisayar ekranında dondurulmuş bir film, ayracını aylardır aynı yerde ağırlayan bir kitap… sonra kullanılmamış tren biletleri, önünden sessizce geçilmiş sinemalar, budanmamış ağaçlar, yürünmemiş yolların karanlık yazgısı, poşeti bile açılamamış dergiler, ayak izlerimizi bırakmadığımız kumlar, yanında uyanmadığımız kırılgan eşyaların ağrısı… durup bakıyorum kendime uzaktan. insan daha ne kadar eksilebilir bu dünyadan?

212.

deniz de biliyor, uzak dağ başlarına ilk düşen karın kıymetini.

213.

belki gelirsin diye aralık bıraktığım kapıdan, ellerinde baltalarla barbar kabileler girdi.

214.

evrendeki bütün sesleri duydun da, bir tek kalbimin sesi sığmadı kulaklarına.

215.

bana hediye ettiğin sözcüklerle yazdığım şiirler, küreklerini martıların çektiği bir sandala binip gittiler. demek onlar da yetmedi fırtınanın çatısını uçurduğu bir evi onarmaya. bir taşa bile dokunamıyorsa ne işe yarar şiir?

216.

yavaşça kaldırıyorsun eteğini, yukarı doğru sıyırdıkça kuşlar havalanıyor altından. hafiften sallanıyor çardağa asılmış hevenkler. taşıyor ocağın üstünde fokurdayan tarhana. bulutlarda bir telaş, otlakta çılgına dönen koyunların gürültüsü. düz ovada ayağı tökezliyor dörtnala koşturan atların. kabuğu soyulmuş yaralı bir dal kadar çıplağım.

217.

eski fotoğraflarına bakıyorum gün boyu. şunu daha dünya soğumadan evvel çektirmişsin. şunda yanına almışsın nesli tükenmiş hayvanları. bir diğerinde savaş meydanından evine yorgun argın dönen adamlar var. öbüründe senin yüzünü çizmişler mağara duvarlarına, ırmak boyundan toplanmış çakmak taşlarıyla. bu fotoğrafta incecik dallarını okşadığın zeytin fidanı, yıllar sonra senin ağzında verecek son nefesini. hani kıyısına oturup kollarını açtığın şu deniz var ya, musa görseydi dizlerinde kırardı âsâsını. bir fotoğrafında başın öne eğik, sanki çok eskilerde kalmış bir kışı özlemişsin gibi. bir diğerinde dağlara doğru yürüyorsun, arkanda kol kola girmiş che ile bolivar. eski fotoğraflarına bakıyorum bütün gün. onlardan birine girmeye hazırım, seni anlıyorum diye dalgalı bakışlarıyla başını sallarken nâzım.

218.

aşk dünyayı değiştirebilir, diyor her sabah benden sigara isteyen ihtiyar meczup. kalbimdeki kırıkları nereye saklayacağımı şaşırıyorum.

219.

sevinç içinde birbirimize gösterdik bir gece yaralarımızı. gövdelerimizde taşıdığımız çocukluk, denize taş atıyordu gökyüzüne uzanmış bir terastan. öpmediğin her yaram için bir taş yutuyorum şimdi, hayat bana hiç dokunmadan geçerken yanımdan.

220.

yıllar sonra sen birleştirdin, çocukken yaz gecelerinde toprak dama uzanıp gökyüzünden topladığım yıldızları. şimdi ne zaman başımı göğe kaldırsam, atların koynunda uyuyan bir incelik denizi görüyorum.

221.

sen rüzgârların ekin tarlalarına yolladığı bir aşk mektubusun.

222.

gövden, ilk çağdan bu yana yazılmış bütün kitapların toplandığı tozlu bir kütüphane. her şey var da bir tek benim yazdıklarım yok.

223.

birbirimize nasıl karışacağımızı düşün. bir yolunu bulup yeraltından çıkan suları, ormanını terk edip denize doğru koşturan ağaçları, yılkıya bırakılmış atların işgal ettiği meydanları, tene yayılan mürekkebi, yeni demlenmiş çayın kokusunu, bahçede bir anda susan cırcır böceklerini, sakin sularda devrilen tekneleri, aramızda erimesini madenin, kanadı yanmış kuşları, tırnaklarını çıkaran ağzı köpüklü hayvanları, parmaklarımıza dolanan zehirli otları ve sırtımda dolaşan kırkayakları. her sabah yan yana gözümüzü açtığımızda, dünyanın hafızasından çekip çıkaracağımız şarkıları düşün. biz birbirimize akarken, nasıl toza bulandığını ıssız patikaların.

224.

yaşamadığım hiçbir şeyi yazmamıştım bugüne dek. şimdi yaşamadığım şeyleri yazıyorum belki gerçekleşir diye.

225.

yan yana çekilmiş bir fotoğrafımız bile yok derken, başını başıma dayadı çiçeğini hiç dökmeyen bir erik dalı.

226.

özlemek geçer, dedin bir sabah, sen de alışacaksın. kıyıda, yaşlı bir geminin iskeleye sürtündüğünü duydum. bir kuş düştü dalından, boynunu büktü sonbahara hazırlanan bir ağaç. kendini denizin dışına atarken sarhoş bir balık, midye kabukları kesti sudan çıkan çocuğun parmağını. kapadım gözlerimi. bana ait olmayan şarkılar geçti içimden. bir atın tutuşmuş yeleleri, bileği incinmiş bir ceylan, kabuğu kırık bir kaplumbağa ve kanatları koparılmış bir sinek. gözümü açtığımda bir cenaze çıkıyordu hayallerimde büyüttüğüm evden.

227.

bütün duyuşlar değişir zamanla. bir benim mi değişmez kalbindeki yerim?

228.

sen her devrildiğinde kucağıma, gemicilere yanlış işaret veriyor dalgın bir deniz feneri.

229.

ne zaman yeniden okumaya kalksam bana yazdıklarını, ayrık otları çıkıyor satırların arasından. üzerinde çokça sevişilmiş bir çarşaf gibi kırışıyor gökyüzü. parmaklarımda beyaz bir yangın, kendimi katlayıp zarfların içine kapatıyorum.

230.

bisiklet kullanmayı öğret bana, kozalakların paldır küldür yuvarlandığı bir yokuşta. gökyüzünden nasıl yıldız toplanır göster, bir orak gibi saçlarımda gezinirken ellerin. ceplerimde lâle soğanları, sakallarımda bir rüyadan kalma kırıntılar, beni güneşin parmaklarının arasından doğduğuna inandır.