Deniz ve Copper’a

Elbette ki Kıtmir’den gayrı fazilet sahibi başka köpekler de vardır.

Bir zamanlar Kaf Dağının ardındaki yemyeşil tepelere kurulmuş küçük bir köyde Derman adında bir terapi köpeği yaşarmış. Derman, sakin ve munis bir tabiata sahip güzel bir sokak köpeği baba ile biraz fettan ama yufka yürekli karabaş bir anadan doğma imiş. Onu ihtiyacı olan insanlara duygusal destek sağlamak için eğitmiş olan, nazik ve kibar, Atike Molla ile bir dağ köyünde mesut bir hayat yaşarmış. Atike Molla da hepimizin bildiği gibi Keloğlan’ın annesiymiş. Aşını pişiren, kendi işine bakan, etliye sütlüye karışmayan, tek başına oğlunu büyüten faziletli bir kadınmış. Yıllar önce, Derman’ı garip, boynu bükük görünce hemen ona talip olmuş, önüne katıp köye getirmiş.

Derman bir gün köyün dışındaki küngelikte dolaşırken birinin için için ağladığını, derin derin ah çektiğini işitmiş. Sesi yavaşça takip etmiş ve bir uçurumun kenarında oturan, gözünden inciler gibi yaşlar akan küçük bir kızcağız bulmuş. Derman, kıza yardım etmek için acele etmesi gerektiğini biliyormuş. Kuyruğunu hızlı hızlı sallayarak ve burnunu kızın koluna sürterek nazikçe yaklaşmış. Kız, Derman’ın varlığıyla kendini rahatlamış hissederek başını kaldırıp bakmış ve gülümsemiş. Derman, onu sakinleştirmesi ve korkularından uzaklaştırması için gerekirse akşam ezanına kadar yanında kalması gerektiğini biliyormuş. Kız da onunla oynamaya başlamış, çomaklar atmış, getirmesini beklemiş. Birlikte bayır aşağı kahkahalarla yuvarlanmışlar. Kız gülmeye ve dertlerinden uzaklaşmaya başlamış yavaş yavaş. Sonra aniden aklına bir şey gelmiş gibi durmuş, yetim gibi boynunu bükmüş, için için ağlamaya, gözlerinden inciler dökmeye başlamış. O inci daneleri toplayıp bir heybeye, heybeden de keselere doldurmaya başladığında yoksul, yetim, talihsizler de ormandan çıkıp kızın önünde yanaşık düzen tek sıra olmuşlar, birer birer keselerini alıp kızın elini öpüp başlarına koyup gene geldikleri gibi koruluklara dönmüşler. Onlar böyle tevekkülle dönüp giderken, kız arkalarından haber etmiş. “Her ağlayan nalan değildir derler, ağlayanlar bir gün güler. Ben bu Derman’a söz verdim, gayri yeter ağlamam, artık gülünce yüzünde güller açan perikızı handan olacağım, evim de nah şurada olacak” deyip yeşil tepelerin ardındaki Atike Molla’nın köyünün iki fersah solunda karahisarlı bir kale, kalenin tam ortasında bir saray, sarayın tam ortasındaki havuzlu bahçedeki bir otağı göstermiş ki herkes imrene imrene, maşallah diye diye bakmış kalmış, davlumbazlarla köye, kazaya, kasabaya duyduk duymadık demeyin diye haber edilmiş. “Oraya da beklerim, gelmezseniz gücenirim” diye de ahaliden de söz almış.

Derman, ailesi kızı eve götürmek için gelene kadar kızla kalmış. Ayrılırlarken kızın annesi Derman’a sarılmış ve yardımı için ona teşekkür etmiş. Derman’ın gerçek bir kahraman olduğunu ve kızının önüne yeni ufuklar açtığını söyleyip Padişah babama haber salayım da seni bir hizmet madalyası ve memleketin ilk terapi köpeği sertifikasıyla ödüllendirsin. Hazineden kese kese altınlar versin. Dile benden ne dilersen desin, o böyle diyende sen de dileğimiz uzun ömrünüz ve sıhhatinizdir sultanım, dersin. Senin bu gönlü yüceliğini, cinsinde pek görülmeyen tokgözlülüğünü gören Padişah babam da, tezkirelere girmen, kıssalara, menkıbelere mevzu olman için emirler versin, buyruklar salsın sağa sola. Haydi, işin rasgele, pazarola.

O günden sonra, Derman köyde daha da çok sevilmiş. İnsanlar onu okşamak için durur ve hizmeti için teşekkür edermiş ve Derman kuyruğunu sallar ve sevgilerinin sıcaklığının tadını çıkarırmış.

Derman, bir terapi köpeği olarak işini çok severmiş. Yalnız, endişeli olanları, yok yere bunalıma girenleri teskin etmek, onlara ferahlık ve itimat sunmak için hastaneleri, rehabilitasyon kamplarını, huzurevlerini, öksüzler yurtlarını ve okulları ziyaret edermiş. Gittiği her yerde sevgi ve mutluluk saçar, kuyruğunu sallayıp şeker pembesi dilini sarkıtır ve dostane tavrı her zaman insanların yüzünü güldürürmüş. Tedavi görüp tiryakilikten kurtulan eski bir vatan şairi, “esrarın esaretinden kurtulduk ama esir-i aşk-ı Derman olduk” diye bir kaside yazmışmış. Böyle kimsenin mukavemet edemediği bir cazibesi varmış allah nazardan saklasın.

Ve böylece, terapi köpeği Derman’ın hikâyesi çok uzaklara yayılmış. Yedi iklim dört kıtadan insanlar onunla tanışmak için gelmiş ve Derman, ihtiyacı olanlara neşe ve rahatlık dağıtmaya devam etmiş. O gerçek bir kahraman, puslu, karanlık ve tekin olmayan bir dünyada umut ve sevginin simgesi olmuş.

Bir gün bir köpek rüyası görmüş Derman. Sabah uyanınca benim de bir kardeşim olsaydı demiş. Mavi gözlü şekerli kahverengi bir kancık. Gelse, sürtünse bana, hatırımı sorsa. “Peki ama ya sen” dese, “senin derdinle kim alakadar oluyor? Bir allahın kulu acaba onun da derdi var mı diye aklından geçiriyor mu? Sen eyülerin bendesi, hak dostlarının efgendesi değül müsen?”[1] Derman çiftlikteki yavruluk günlerinden hayal meyal hatırlamış o kızkardeşi. Anaları lohusa, yanına kaykılıp yatmış. Hoyrat eller gelip birer birer seçmiş kardeşçeğezlerini. Anaları daha da hastalanmış böyle yavruları gözünün önünde yağmalanınca. En sona da bu Dermancık kalmış. Atike Molla gelip onu alınca kötü günlerin geride kaldığını düşünüp her şeyi unutmuş Derman… Bu rüyayı da cennetin mandralarına giden şanlı köprüden geçilecek gün yakın olsa gerek diye yorumlamış.

Her şeyin çaresi var, bir tek ölümün yok demiş erenler. O gün gelmiş, vakit çatmış Derman kendini anası gibi sağ yanına kaykılmış yaradanın huzuruna çıkıp emanetini teslim edeceği gününü bekler bulmuş. Alelade bir encek olarak geldiği bu dünyadan beratlı, madalyalı, Kelb-i Müsekkin Derman namıyla tamamlamış imtihanını. Uzun ve mesut bir hayat yaşamış, bize de onun masalını anlatmak düşmüş. Okuyanlar, dinleyenler uzun ömürlü olsun, muratlarına ersin.

İlhan Durusel

Kelb-i müsekkin: Terapi Köpeği. Therapy dog.

Görsel: kelb-i müsekkin bakır, İlhan Durusel.


[1] Mehmed Emin Efendi, aktaran İrvin Cemil Schick.