İlk kitabın heyecanı ayrıdır. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar tıpkı sonrakiler gibi kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın? Yazarlık bize özgü hatalarımızla, acemiliğimizle birlikte bir uzun yolda yürümek değil mi zaten?

İlk öykü kitapları yayımlanmış yazarlarla 2015 yılından beri “İlk Göz Ağrısı” söyleşileri yapıyor, ilk kitaplarının heyecanını paylaşıyoruz. Uğraş Abanoz, 174. konuğumuz.

Uğraş Abanoz

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Okumayı, kitapları, kitap kapağı tasarlamayı hep sevdim. Müzik, eskiz, logo, resim, film afişleri… Resim bölümünde okuduğum için sanat vardı. Şiir yazıyordum. Okul bitince, atanma telaşı, hayat tantanası derken uzun müddet yazamadım. Sonra Varlık Dergisi’ne, Şeref Bilsel’in “Yeni Şiirler Arasında” köşesine şiir yolladım, “Sarı Yel” güzel eleştiriler aldım, her ay yollamaya başladım. İki yıl sürdü, her sayıyı sabırsızlıkla bekledim. Bu arada sevdiğim şairleri, Nâzım Hikmet, Turgut Uyar, Metin Eloğlu, Edip Cansever, İlhan Berk, Ece Ayhan, Melih Cevdet, Oktay Rıfat, Lorca, Baudelaire, Apollinaire, Memet Fuat’ın Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi’ni defalarca okudum ki hâlâ başucumda tutarım. Temmuz 2018’de “an” isimli şiirim Varlık’ta yayımlandı. Sonra aynı dergiye, Jale Sancak’a öyküler yolladım. Güzel eleştiriler aldım ve kendimi geliştirmeye çalıştığım süreç böylelikle başlamış oldu. Jale Hanım’ın eleştirilerini, Fadime Uslu’nun Notos’ta yaptığı öykü değerlendirmelerini altını çize çize okudum. Atmosfer, mesele, kurgu, karakter, diyalog, eksiltme, öykü nasıl olmalı… Yazdım, sildim, sesli okudum, öykü uçları, fikirler, eşimle uzun tartışmalar, çizimler… Özellikle pandemide epey yoğunlaştık. İlk öyküm Oggito’da yayımlandı: “Karlar Üstüne”.

Dijital, matbu, önemli dergilerde öykülerim yayımlandı. 2021’de “Tatlı Crosby Beni Unuttu mu?” yine Varlık’ta yayımlandı. Bu da iyi bir moral oldu, ardından; KE Dergisi, Öykü Gazetesi, Edebiyat Haber, Parşömen, Ecinniler, Altıyedi, Notos… yarışmalar ve dosya oluşturma süreci başladı.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Öyküde bir ritim var. Kısa anlatıda binlerce filiz, kimi büyüyen, kimi okuyucuya bırakılan eksiltmeler. Öykü, okuyucunun da dahil olduğu, kelimelerin özenle seçildiği, tek virgüle dahi kafa yorulan, eski anlatılara, masallara, doğaya, insana dayanan, kendini yenileyen, geliştiren bir anlatı. Söyleyeceklerimi tek solukta anlatabilmenin en iyi yolu öykü, başından beri severim. Sait Faik’le başlayan, ortaokul yıllarıma dayanan tutku. İyi bir öykü okuduğumda, iyi bir öykü yazdığımda yüzümde oluşan tebessümü çoğu güzelliğe değişmem. Gün içinde kısa anlar olur, pek farkına varmayız, sonra durup düşünürüz, “Ne güzeldi!” deriz, yahut, “Ne korkunç yerdi!” sanırım öykü, o geçip giden anları ölümsüzleştirme, yaşama dair her şeyi anlatma isteği.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler yaşadınız?

İlk öykü dosyam için çok uğraştım, aslına bakarsanız Zango, benim ikinci dosyam. İlk dosyam önemli bir yayınevinden dönüş almıştı, ama olmadı. Yazmaya, okumaya devam ettim. Yeni bir dosya oluşturdum, fikrine inandığım yayınevlerine yolladım. “Yayınevine gönderdim!” çok havalı bir cümle gibi dursa da, süreç hiç öyle gül bahçesi değil, ya ret cevabı aldım ya hiç cevap alamadım. Bu, yazar adayı için oldukça yıpratıcı. Reddedilişleri hep kişisel algıladım. “İyi değilim, daha çok çalışmalıyım!” diye düşündüm. Aklıma hiç öyle edebiyat çevreleri, gettolar gelmedi. Yeni çıkan öykü kitaplarının tamamını okudum diyebilirim. Aslında her an okuyorum, yani evdeysem ve yazmıyorsam mutlaka okuyorum. Dosyaya inandığım için bekledim, beklerken eşimin kafasını epey şişirdim, tüm öykülerde emeği var, ona minnettarım. Beklemek, yazın dünyasının sihirli kelimesi. Her an bekliyorsun, bazen öyle oluyor ki beklemeyi bekliyorsun. Parma Kitap’ın ilk öykü kitabı yarışmasını gördüm. Jüride, sevdiğim, kalemine inandığım yazarlar vardı, katıldım, kazandım. İyi ki yarışmalar, nitelikli edebiyat dergileri var.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Editörüm olmadı. Öykülerin her aşamasını, dosyayı, Sema Çiçek Abanoz’la hazırladık.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

Ben mutfakta yaklaşık sekiz-dokuz yıl kaldım, acaba hep mutfakta mı kalsam, böyle iyi diye düşündüğüm zamanlar da oldu. Benim için hem zorlu hem keyifliydi. Edebiyat dergileri yazarın kalemini geliştirip güçlendiriyor şüphesiz. Takip ettiğiniz, dijital, matbu önemli bir dergiden kabul almışsanız, o öyküyü gönül rahatlığıyla dosyaya alabilirsiniz. Mutfakta uzun kalmak kalemi güçlendiriyor. Ahlat Ağacı’nda karakterin dediği gibi, “Var mı öyle pat diye hayale ulaşmak!”

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz, ne buldunuz?

Hayatımda değişiklik yok, daha iyisini yazmak, daha çok okumak istiyorum. Kitabımın okuyucuya ulaşmasını umuyorum.

Peki, bundan sonra?

Yeni dosyaya çalışıyorum, novella yazıyorum. Okunacak güzel kitaplar, izlenecek filmler, gezilecek yerler var…

Parşömen’e çok teşekkür ederim…