Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.

Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

Ayşe Başak Kaban

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Bu yıl geçen yıllara oranla epey az sayıda kitap satın alabildim. Hayır, kitap fiyatları yüksek değil hele ki gıda fiyatları esas alınırsa uygun bile diyebiliriz. Bir kilo sıradan peynirin kilosunun üç yüz liraya dayandığını düşünürsek, kitap için gayet mantıklı bir bedel ödüyoruz. Kabul edelim ki biz fakiriz.

Yılın ilk yarısı hayatımda yaşadığım en boktan yıldı. Evet, boktan sözcüğünü özellikle kullanıyorum elbette yerine geçebilecek onlarca faklı ve hatta süslü kelime bulabilirdim ama onun yerine ne koyarsam koyayım hislerime tercüman olamaz. Dümdüz boktan bir yılın en tepe noktasıydı senenin ilk yarısı, o nedenle ilk altı ay neredeyse hiçbir şey okuyamadım dersem yalan olmaz. Okumadım değil, okuyamadım. Deprem sabahına uyandıktan sonra seçim gecesine kadar hayatımın en alık dönemlerinden birini geçirdim.Günlerimi, pek çoğumuz gibi, ekrana bakıp anlamaya çalışarak heba ettim. Malum günden sonra da televizyon kanallarını açmamaya yemin ederek, en azından kendi küçük çöplüğümde mutlu yaşamaya karar verdim. İşte o günden sonra okuyup bağrıma bastıklarım ve ufkumu açanlar, sıralı tam liste: (Okuduğumu yazmayı, yazdığımı anlatmayı pek sevmem; bu soruya sevdiklerimlerim arasında kısa bir liste yapmayı tercih ederek yanıtlamak istedim.)

Alba Şehrinin Yirmi Üç Günü, Beppe Fenoglio – Çeviri: Kübra Ulca Atar, İletişim Yayınları

Taşra Üniversiteleri, Tuğba Tekerek – İletişim Yayınları

En Tatlı Meyveler, Monique Truong – Çeviri: Şule Ölez, İletişim Yayınları

Sakinler, Hande Ortaç – İletişim Yayınları

Başkalarının Acısına Bakmak, Susan Sontag – Çeviri: Osman Akınhay, Can Yayınları

Ayrılmaz İkili, Simone de Beauvoir – Çeviri: Ayça Sezen, Can Yayınları

Ressam Vasıf’ın Gizli Aşklar Tarihi, Murat Gülsoy, Can Yayınları

Zaman Zaman Güneşli, Aslı Ilgın Kopuz – Can Yayınları

Orwell’ın Burnu, John Sutherland – Çeviri: Kadir Yiğit Us, Siyah Kitap

Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Bu yıl, yaşadığımız çağın vebası sinsiliğin, pervasızca sergilendiği alanlardan birisi de edebiyat oldu. Adania Shibli’nin ödülü iptal edildi, kesinlikle büyük bir skandal, aynı zamanda üzücü, sarsıcı bir deneyim oldu. Hiçbir şeyin asla bizim dilediğimiz gibi adaletli olmayacağını bir kez daha suratımıza haykırdılar.

Soruşturmaya katılan pek çok dostun yazdığı gibi büyük deprem sonrası Gazete Oksijen’in “Fotoğrafların dili yoktur, konuşmazlar” etkinliği sağduyuya aykırı, yabansı bir paylaşımdı. Yazılan hiçbir cümlenin edebiyatla bir ilgisi yoktu ama ‘edebiyatçılar’ kaleme almış, bu şeklide reklamı yapılmıştı. Fotoğraflarla beraber paylaşılan her metin ancak ve ancak bir tweet olabilirdi. Ekranı büyütüp tek tek çarşaflara bakarak sergilediğiniz müthiş gözlem yeteneğinize, acıyı gayet sığ bir şekilde kelimelere dökmenize gerçekten hayran kaldık ve hatta kalakaldık.

İzleyemesem bile Bilge Karasu Günleri, uzaktaki bana, yağmur sonrası çıkan gökkuşağı gibi geldi. Emeği geçen herkesi kucaklıyorum. Keşke gezici bir sergi olsaydı, diye düşünmeden edemedim.

Parşömen’in geri dönmesi keyif verdi, Veveya’nın merhabası, Sanat Kritik’in ısrarlı çabası da öyle. Sanal dünyada inatla, edebiyat için harç karmaya devam eden tüm emekçilere bin selam olsun, her bir emek eve dönerken ıslık çalmamıza neden oluyor.

Yapay zeka ile tanışmak ise müthiş bir deneyimdi. Herkes bilir ki müthiş sözcüğü her daim olumlu değildir. Kendisiyle biraz hasbıhâl ettim, yaratıcı bir emek sömürücüsü gibi geldi bana. Buradan konuyu telif ücretlerine getirelim: Ey patronlar yazarlara,şairlere, çizerlere, editörlere, çevirmenlere düzenli ve dişe dokunur ödeme yapın.

Yunus Nadi Ödüllerinin öykü dalında dört esere paylaştırılması da epey hararetli bir tartışma konusu oldu. Bundan hiç rahatsız olmadım. Ödüller, eser sahibinin direncini güçlendiriyor, okurun onu fark etmesini sağlıyor. Bu yıl dört yazarın daha çok görünür olması beni sevindirdi. Ödül alan eserleri henüz okuyamadım o nedenle buna da ödül verilir mi yahu, deme şansım yok. Ödüle değer eser bulunamayan yıllar olduğu düşünülürse bu yıl, ödüle değer birden fazla eserin olması mutluluk verici.

Yunus Nadi Ödülleri vesilesi ile, bu yıl epey geç açıklandı, büyük yarışmaların takvimlerini incelemek aklıma geldi. Bilirsiniz yarışmalar, jüriler, dağıtılan ödüller, neredeyse yarım yüzyılı aşkın bir zamandır, bu topraklarda çok tartışılan bir konudur. Detaylarını uzun uzun yazmayacağım, dileyen araştırsın, kitap ile katılımın olduğu hiçbir yarışmanın son başvuru tarihi ile sonucun ilan edildiği tarih arasında bir, bir buçuk aylık zaman dilimi olamaz, olmamalı, mümkün değil. Ha, belki beş kitap falan katıldıysa olabilir bir durum bu, belki jüri üyeleri otuz gün boyunca yemeden, içmeden, uyumadan eser okuyup, not aldıysa da olabilir elbette, vardır öyle yetenekler, neden olmasın ki…

Günümüz koşullarında insanların ister okur, ister yazar olsun edebiyata sarılması da bana olağanüstü geliyor. Beş kuruş almayacağını veya bir aylık mutfak gideri kadar telif hakkı alacağını bilenlerin inatla yazması ve bütçesinden kısarak ısrarla kitap alanlar, iyi ki varız be! Ve tam buraya iki gözümüz, canımız ciğerimiz bağımsız kitapçılar için kocaman bir alkış, sımsıcak bir kucaklaşma bırakmak istiyorum: Yerdeniz (İzmir Alsancak), Zorba (İzmir-Alsancak), Tapınak Sahaf (sanırım İstanbul – çok güzel kedileri var), Mono Litera (İzmir-Bostanlı), Belki (İzmir-Alsancak), Yakın ( İzmir-Alsancak), Pan (İzmir-Karşıyaka), Le Flaneur (Datça), Antik Sahaf (Tarsus), Frankeştayn (İstanbul) ve bu coğrafyanın farklı illerinin küçük sokaklarında ayakta kalmaya çalışan daha niceleri… Her biri, her sabah dükkânını açabilsin, her akşam keyifle kapatabilsin. Sizler iki kere iyi ki varsınız.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Bu soruya kısa ve öz bir yanıt vereceğim: Çeteleşme! Coğrafi iklim neyse edebiyatımız da o, o kadar, bunu aşmak istiyorsak, isteğimizde samimiysek, edebiyata dair bir inancımız, sevgimiz, saygımız varsa diyeceğim şudur, çete-leş-me!

2023 en kötü yıl olarak arşivlerdeki yerini alsın. Herkese mutlu yıllar.