Yakın zamanda kaybettiğimiz değerli müzisyen Muhsin Kıratlı’nın (1947-2023) kaleme aldığı ve Bergama Kültür ve Sanat Vakfı (BERKSAV) tarafından yayımlanan “Bergama’da Pop Müziğin Yakın Tarihi” Muhsin Kıratlı’nın anılarından süzülerek gelen bir hatırlatmada bulunuyor okurlara: Bergama’nın ne kadar önemli bir kültür kenti olduğunu bir kez daha görüyoruz.

Muhsin Kıratlı, bir müzisyen olarak Bergama’nın kültürüne bir sanatçı olarak kattıklarının yanı sıra bir de böyle bir hizmette bulunuyor. Onun yazdıklarını okurken Bergama’nın kültür ve müzik tarihini, fotoğraflar ve anılar eşliğinde 1960’lardan başlayarak izliyoruz.

Muhsin Kıratlı’yı saygı ve özlemle anarak…

Altını çizdiğimiz yerler

“Kendinizi müziğe adamış bir insansanız, özgürlüğe sevdalı olmalısınız. Hayatım boyunca tutkumun peşinden koşmayı seçtim; birlikte müzik yaptığım arkadaşlarıma bizim işimiz sadece müzik olmalı. Şüphesiz ki hayatın getirdiği başka şeyler de bize tatmin sağlar ama bunlar gelip geçicidir; müzik üretimini engeller demekten hiç vazgeçmedim.” (Sayfa 60)

Muhsin Kıratlı

“Bizden sonraki jenerasyon daha donanımlı ve eğitimliydi. Toplumsal gelişmeleri ve müzikal yenilikleri gayet dikkatle takip ediyorlardı. Yakın zamanda kaybettiğim kardeşim Taci Uslu’nun yanı sıra Hüsnü Arkan, Halim Yazıcı, Cahit Şeremet ve Zafer Muhlis Uslu’dan oluşan bu ekip, birbiriyle çok yakın dosttu. Hatta Şeremet, Yazıcı ve Uslu, Göz adını verdikleri bir progresif rock grubu kurmuştu. Bu üçlü çaldığımız her yere geliyor, program sonrasında mutlaka bizle sohbet ediyordu. Taci ile abisi Naci Uslu, evlerinin ikinci katında bulunan, tuğlayla örülü, yarım kalmış inşaatın bir odasını kapı, cam, çerçeve takıp buluşma mekânına çevirmişti. İçinde saz, pikap, plaklar, dergiler, kitaplar bulunan bu odanın duvarları Cem Karaca, Fikret Kızılok, Âşık Veysel, Yılmaz Güney posterleriyle süslenmişti. İki kardeş, o sıralarda beş, altı yaşlarında olan kız kardeşleri Ayşegül’e tek ayaküstünde flüt çalan Ian Anderson ile dişleriyle gitar çalan Jimi Hendrix’i tanıtmakla meşguldü. Bitişik evden komşu, liseden arkadaşları Hüsnü Arkan da her fırsatta iki evin bahçesini ayıran alçak duvarı atlayıp ekibe katılır; Uslu kardeşlerle birlikte saz, gitar çalar, şarkı söylerdi. Ekip, dokümantasyona pek bir meraklıydı; neredeyse her çaldıklarını ITT teybe kaydediyorlardı. Bu derme çatma mekânın geleni gideni de çoktu: Gazeteci Bilal Çetin ile müzisyen Muhlis Uslu, ortamdan eksik olmazdı. Dertleri sadece müzik dinlemek ve tartışmak değildi bu komünün; zira mekân, komünün fikir kulübü ve üretim merkezi olarak yapılandırılmıştı. Burada felsefe kitapları karıştırılıyor, şiirler okunuyor, Halk Eğitim’deki tiyatro kursunda oynanan oyunlar değerlendiriliyor, okulda çıkartılan duvar gazetesinin mizanpajı hazırlanıyordu. Komünün üyeleri, bunlar bir yana; bir türlü sahneleyemedikleri Orhan Kemal’in 72. Koğuş oyunu prova edip duruyordu. Yaşları on altı, bilemediniz on yediydi…” (Sayfa 32-34)

“Geçici de olsa yenilgiyi kabul etmiştim ama müzikten vazgeçmiş değildim. Yanımıza zorunlu olmadıkça almadığımız bir kişinin grubunda çalmaya başladım. Bir yandan da sevgili can dostum Taci Uslu ile ortak bir şeyler yapmanın yolunu arıyorduk. Sevgili dostumuz Osman Döşemeci Harputlu Mahallesi’ndeki bekâr evini bize tahsis edince ikili olarak çalabileceğimiz bir repertuar üzerine çalışmaya başladık. İkili bir formatta karar kılmıştık zira elektronik klavyeler çıkınca, Ferdi Özbeğen’lerin, Ümit Besen’lerin devri başlayınca Türkiye’de orkestracılık baş aşağı gitmeye başlamıştı. İşletmeler, maliyeti düşünerek piyanist – şantör istihdam etmeyi yeğliyordu. Biz ise taverna müziği yerine Akdeniz müziğine benzer, açık, ferah bir formu tercih etmiştik.” (Sayfa 47)