Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Bana Yaklaşma (Meral Saklıyan)
Aynı zamanda bir tıp doktoru olan Meral Saklıyan, pandemi boyunca yoğun bakımda görev yaptı. Herhangi bir yazarın kağıttan karakterlerine yaşatacağı acıları, ölümleri o bizzat deneyimledi. Yoğun bakım için sıra bekleyen onlarca hasta arasından birini tercih etmek zorunda kaldığında, bu kararı vicdanıyla, doktorluk sanatının ona sunduğu beceriler ve yüklediği zorluk ve sorumlulukla verdi. Tüm bu yaşadıklarını, kurmacanın imkanları dahilinde bu kitabına taşıdı. Bu kitap sadece bir yoğun bakım günlüğü ya da edebi bir kurgu olarak değil, her ikisinin de en güçlü yanlarının bir araya geldiği bir eser diye okunmalı bence.
Sin (Türker Ayyıldız)
Uzun süredir sessiz kalan o iyi öykücüler gibi Türker Ayyıldız’ın da o güzel atlara binip gittiğini sanıyorduk, meğer savaş baltasını almaya gidiyormuş. İlk romanı Sin bunu kanıtlar nitelikte.
Bu yıl gerek edebiyatta gerekse de sinemada taşra konusu epeyce işlendi ve görebildiğimiz kadarıyla anlatılanlar buz dağının görünen kısmı sadece. Kazıdıkça altından neler neler çıkıyor. Bilindiği üzere taşra tüm dezavantajlı gruplar için cehennemdir ve bu gruplar ister istemez hayatta kalabilmek için onlarla uzlaşmayı öğrenmişlerdir. Sin’de de bu tahakküm ve zorbalığın bir başka örneğine tanık oluyoruz.
Eski Zaman Türküsü (Cabir Özyıldız)
Eski Zaman Türküsü, öykülerini Parşömen’den takip ettiğim Cabir Özyıldız’ın ilk öykü kitabı. Hemen hemen tüm öykülerini severek okudum. Öykülerin genelinde çalışan, üreten, genelde şehrin dış çeperlerine (yazarın deyimiyle, çalışacak kadar şehirde, yaşayacak kadar sürgünde) itilmiş bedenlerin bir kez daha edebiyatın gündemine, okurun dikkatine sunulduğuna tanık oluyoruz.
Dünyanın Bütün Fıstıkları (Başar Başarır)
Köy hayatını, sadece hayatını değil, alışkanlıklarını, sabitlerini, çıkar ilişkilerini, hırslarını, kinlerini, değişime olan dirençlerini, o direnç aşılınca akışa kapılıp birbirlerinin kuyusunu kazacak derecedeki kıskançlıklarını, içeriden anlatan bir roman Dünyanın Bütün Fıstıkları. Güzelleme yok, ya da yeterince var, ama gerçekler daha da çok var. Roman, ülkenin son 20 yılının özeti gibi âdeta.
Saklı İnsan (Andrey Platonov)
2022 sonlarında yayımlandığı için birçok listeye giremeyen cânımız Platonov’un sanırım son öyküleri de bu kitapla birlikte çevrilmiş oldu. Bundan sonra en başa dönüp hepsini yeniden okuyacağız artık. Platonov’un diğer eserlerinde geçen karakterler, hakikaten de son kitap olduğunu bilir gibi, az veya çok bu öykülerde sahneye çıktılar, gösterilerini yapıp veda ettiler. Biz okurlar, hepimiz Platonov’un Mağarasındaki gölgeleriz şimdi…
Biz Dünya İnsanları (Ozan Çınar)
Biz Dünya İnsanları, uzun bir aradan sonra bir ilk romanla dönen Ozan Çınar’ın son kitabı. Gerçeğin, kendisi dışında her türlü kılığa girdiği, insanların kendilerini mutlu eden, yatıştıran şeylerle ilgilendiği günümüzde, bir manifesto niteliğinde Biz Dünya İnsanları.
Yazar-okur-yayınevi ilişkilerinin neredeyse bir müşteri-satıcı-üretici ilişkisine döndüğü günümüzde Biz Dünya İnsanları, aynı zamanda bir yüzleşme çağrısı. Şöyle diyor romanın ana karakteri:
Yazdıklarınızı onaylattığınız engizisyonun
Kapısını tırmalayarak edindiğiniz kadife kutulu ev süsleri.
Ağız birliğinin ve aynı kaba yaratmanın güveniyle
Yobaz dil adamlarının dağıttıkları cennet tapuları.
Okur odaklı hizmet sektörünüz, tatil köyü romanlarınız,
Kadife ceketli duayenleriniz, yaratıcı yazarlık kursiyerlerinizle
Gözlerinizi duyarlılığımıza dikmiş değer dileniyorsunuz.
#KaybedeneYaranmaEdebiyatı #EtnisiteyeYaranmaEdebiyatı
#VeganlaraYaranmaEdebiyatı#HayvanlaraYaranmaEdebiyatı
#KadınlaraYaranmaEdebiyatı #EşcinsellereYaranmaEdebiyatı
#EdebiyataYaranmaEdebiyatı #NeİstiyosaVerSiktirsinGitsinEdebiyatı
Biz o çöplüğü tanımıyoruz
çünkü yanlış kokuyor.
Orta sınıf kaldırımlarından çıkma emniyetli fikirleriniz
Yol bilir tavırlarınız ve bilgelik kusan yer gösterici fenerlerinizin ışığı.
Gözümüzü alıyor, yüzümüzü buruşturuyor.
Biz filmi istediğimiz koltukta izliyoruz
Ne söylenenler umrumuzda ne okurgezer kalabalık
Bu yüzden
Fikrimiz net, midemiz bulanık.
İntırteksçüalitinizi, pastişinizi evinizin yaşlılarına anlatın.
Sizin “Edebiyat” dediğiniz şey “Ede-biat”tır artık.
Sektörünüzün “y”sini attık.
Ve en sevdiğiniz hikayeyi baştan yazdık.
Yazdıklarımız
“Yaşamboyu Ödülsüzlük Ödülü”müzdür.
Ozan Çınar kabul görmüş edebiyat camiası ilişkileri dışında kalan bir yazar. Muhtemelen ismi çok az duyulmuştur. Halbuki bundan önce de üç öykü kitabı yayımlamıştı. “İşlerin nasıl yürüdüğünü” fark edip “yarışma kılıklı düzenbazlıklardan” da uzak duran biri. Genel olarak biz okurlar da yüzümüzü ödül almış kitaplara çevirdiğimizden, muhtemelen yüzlerce iyi yazarı, binlerce güzel kitabı gözümüzden kaçırıyoruz.
Ozan Çınar’ın kitaplarını okuduğumda aklıma hep Carlos Fuentes’in Cennet’teki Âdem kitabındaki şu kısım gelir: [Meksika edebiyatı üzerinde adeta bir diktatörlük kurmuş, dergi ve gazetelerin eleştiri köşelerini müritleri ve yakınları sayesinde tekeline almış, Olympos’un zirvesindeki Zeus havalarında, camiasının aşağı katmanlarında olan biteni görmezden gelip, aşağıdakilerin birbirlerinin gözünü oymalarına aldırış etmeyen; gıdısı göbeğinden, göbeğiyse gıdısından fırlamışa benzeyen Maximino Sol, yetenekli genç yazara öğüt vermektedir.]
“Yeteneğiniz var,” dedi, uşağının açıp eline tutuşturduğu, edebiyat dünyasında ilk adımlarımı attığım derginin sayfalarını kibarca çevirerek, “üstelik gençsiniz de… Günümüz edebiyatında yapılanlar pek ilgimi çekmiyor. Ama gençlere güvenmek gerek. Aslında boş yer çok, en ön sıralarda oturan kimse yok. Oralara yalnızca gençler oturabilir ama biraz zaman geçmeli.”
“Yetenek, ne kadar müthiş olursa olsun, tek başına yeterli değildir, bir kalkan tarafından korunması gerekir,” diye sözüne devam etti. “Dergi bir kalkandır; gruplar, üstatlar hep birer kalkandır.” […] “Ben demek ya biz demektir ya da hiçbir şey…”
Şimdi alıntıda Meksika olarak geçenin ülkenin adını yaşadığımız ülke ile değiştirelim!
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Bence 2023’ün önemli edebiyat olayı, yayınevi çalışanlarının hak gaspına uğraması ve edebiyat camiasının yazar, editör vb. bileşenlerinin kısa düşen tepkileri idi. Gerek sosyal medyada gerekse de çevrimiçi haber sitelerinde yayınevi çalışanlarının mağduriyetini kendi ağızlarından dinledik, okuduk. Başlangıçta verilen destek ve olumlu tepki, çok geçmeden bahsi geçen yayınevinin gücünden midir yoksa zaten verilen tepkiler göstermelikti de “biz işimize bakalım abi” durumlarından mıdır bilinmez, çabuk sönümlendi. İşin ilginç tarafı, başlangıçta tepki koyan ve adı geçen yayınevinden kitabı çıkan kimi yazarlar, görülebildiği kadarıyla geçimlerini de yazarlıktan sağlamıyorlar. Yani “geçim derdi” nedeniyle verilen tepkinin kısa kalması anlaşılabilir belki ama zaten hayatını başka alanlardaki profesyonel çalışmalarından kazananların da benzer pozisyonu alması gerçekten şaşırtıcı.
Tepkisini verip, vicdanını temizledikten sonra imzadan fuara, fuardan etkinliğe, etkinlikten AVM boyutlarındaki kitapçı açılışlarına koşuşanları umarım okurlar da not ediyordur.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Belki de en büyük sorun gerek yazarların gerekse de yayınevi çalışanların örgütsüzlüğü. (Buna okuru da eklemek mümkün.) Hak kayıplarında, mobing vakalarında ne çalışanlar ne yazarlar ne de okurlar bütüncül bir tepki koyabiliyor. Ülkenin en parlak zihinleri bir araya gelip örgütlenemiyor, bir sonrakinin kendisi olacağını da bilerek işten atılan mesai arkadaşının yerine gönül rahatlığıyla geçebiliyor. Edebiyat camiasının ve bileşenlerinin bir an önce örgütlenmesi dileğiyle.
