Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
2023 yılı başka bir ülkede geçirdiğim ve kişisel tarihimde farklı deneyimler edindiğim dolu dolu bir yıl oldu. Uzakta olmanın getirdiği mesafe hem bir okur hem de yazmaya, üretmeye çalışan biri olarak bana bambaşka olanaklar sundu diyebilirim. Yanımda sınırlı sayıda kitapla gidebildim ancak Türkiye’ye gidiş gelişlerimde de sınırlı sayıda da olsa yeni çıkan kitaplara ulaşabildim. Dolayısıyla burada anmak istediğim kitaplardan bazıları 2023 öncesine ait.
İlk olarak Carlos Fonseca’nın Hayvan Müzesi’nden bahsetmek isterim. Çevirisini Roza Hakmen’in yaptığı Metis Yayınları’ndan çıkan roman kaybolabilmeyi, kimliğini geride bırakıp anonimleşmeyi odağa alıyor. Edebiyat ve hukuk arasında kurulan ilişki ağlarında yazar doğa, insan, teknoloji, bilim, sanat, hakikat, yalan gibi kavramlarla karşıtlıklar kuruyor. Moda tasarımcısı Giovanna Luxembourg’un kendi projesine dahil ettiği bir müzebilimciyle (anlatıcı) anlatı farklı coğrafya ve tarihlere uzanan bir yolculuğa çıkıyor. Yolculuğun ardındaki farklı yıkım alanlarında sanat, yoksulluk, siyasi çekişmeler yer alıyor.
Mikhail Şişkin’in Mürekkep Lekesi’nde yer alan öykülerin beni etkilediğini söyleyebilirim. Erdem Erinç’in çevirisiyle Jaguar Yayınları’ndan çıkan, öyküyle deneme arasında bir yerlerde duran bu metinlerdeki tarihsel gerçeklikler otobiyografik izlerin üzerinden anlatılıyor. Acımasızlığın, şiddetin, savaşın; insan hayatını, onurunu hiçe sayan yıkıcılığın Şişkin’in diliyle okurun kişisel evrenine doğrudan saplandığını söyleyebilirim. Komutanların yediği balık kokusunun sindiği bayrağın bir askere hissettirdikleri, tabuta çakılan bir çivinin cenazenin başına da isabet etmesi unutamayacağım imgeler olarak zihnime kazındı.
2023 yılı içinde yayımlanan kitaplardan da kurgu dışında Nurdan Gürbilek’in Örme Biçimleri, Bir Ters Bir Düz Fragmanlar (Metis, 2023); Orhan Koçak’ın Romanın Kaygısı’nı (Metis, 2023) sayabilirim. Kurgu dışında özellikle anmak istediğim diğer bir kitap da Anna Lowenhaupt Tsing’in Dünyanın sonundaki Mantar, Kapitalizmin Enkazlarında Yaşam İmkânı Üzerine. Cem Alpan ve Deniz Gündoğan İbrişim’in yaptıkları bir canlı yayında dikkatimi çeken kitap Erdem Gökyaran’ın çevirisiyle YKY’den yayımlandı. Kitapta matsutake mantarı üzerinden ilerleyen farkındalıklar zinciri yer alıyor. “Hiroşima 1945’te bir atom bombasıyla yerle bir edildiğinde, tahrip edilmiş peyzajda boy gösteren ilk canlı varlığın bir matsutake mantarı olduğu söylenir.” (s.19) Ekolojik ilişkiler, birbirini besleyerek yaşayabilen canlılar, toprağın altında kökler aracılığıyla kurulan bambaşka bir dünya ve onun gün yüzündeki yansımaları. Antroposen, insan-doğa arasında kurulan ayrımın kaygan zemini, kapitalizmin neden olduğu enkazlar ya da yarattığı görkemli yaşamlar… Zihnimde soru işaretleri çizen kitap beni başka okumalara ve yeni farkındalık alanlarına yöneltti diyebilirim.
Kurmacada Ayberk Erkay çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıkan Éduard Louis’in Şiddetin Tarihi’ni belirtmek isterim. Irkçılığın, homofobinin, şiddetin, adaletin sorgulandığı romanda suç sözcüğünün içeriklerine odaklanılıyor. Şiddetin failini tetikleyen travmalar mağdurun travmalarına yenisini ekliyor. İki kişinin kesişen hayatları anlatı boyunca adalet aranan korkunç bir hikâyeyle son buluyor.
Murathan Mungan’ın Metis Yayınları’ndan çıkan son romanı 995 km de okunması gereken kitaplardan diye düşünüyorum. Yazar, ülkedeki faili meçhul cinayetlerin benzer örgülerini kurmaca kahraman üzerinden birleştirerek estetik zemine taşıyor. Mungan’ın hemen tüm yazdıklarını okumuş biri olarak romanın içeriğini güçlü bulduğumu söylemek isterim. Ancak içeriğin çarpıcı gerçekliklerinin aksine dil ve üslup olarak Mungan’casının zayıf kaldığını da belirtmek isterim. Mungan metinlerinde dilin yaslandığı tarihsel ve coğrafi art alanın kurduğu derinliğin bu romanda görünürlüğünün azaldığını düşünüyorum. O politik içerik ancak bu derinlikte anlatılabilirdi belki de.
Bunlar dışında Rachel Cusk’ın Diğer Ev (YKY, 2022), Marianne Fritz’in Şeylerin Ağırlığı (Jaguar, 2023) kitaplarının da okurun gözünden kaçmamasını dilerim.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
2023’ün edebiyat olayları için kendimce önemli gördüğüm iki olaydan bahsedebilirim. Bunlardan ilki Georgi Gospodinov’un Zaman Sığınağı adıyla Türkçeye çevrilen Time Shelter romanının Uluslararası Booker Ödülü’nü almasıydı diye düşünüyorum. Dünya çapında en prestijli ödüllerden birinin ilk kez Bulgarca yazılan bir romana verilmesi bir göçmen olarak beni ayrıca mutlu etti.
İkinci olarak da Aynalıgeçit’te düzenlenen Bilge Karasu Günleri’ni anmak isterim. 17-18-24 Kasım 2023 tarihlerindeki söyleşi dizilerini Karasu edebiyatı açısından önemli buluyorum. Etkinlik kapsamındaki serginin de 15 Kasım-15 Aralık arasında Avrupa Pasajı’nda ziyarete açık olacağını belirtmek isterim.
Belki doğrudan edebiyat açısından değil ama 2023 yılının en önemli olayı 6 Şubat depremiydi diye düşünüyorum. Hepimizin hayatında başka başka yerleri sarstı. İhmaller silsilesi, birbirine eklemlenen hatalar hem telafi edilemez kayıplara hem de hafiflemesi çok uzun zaman alacak travmalara sebep oldu. Depremin yaşayanlar ve izleyenlerin dünyasında oluşturduğu yıkımın estetik zemine de taşınacağını düşünüyorum. 2023’e dair her şeyi bu yasın gölgesinde yaşadığımızı hissediyorum.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Geçen yılki soruşturmada da belirttiğim üzere, özellikle sosyal medya platformlarının illüzyonlarıyla takipçi sayısı-okur sayısı arasında kurulan denklemlerin çok sorunlu olduğunu düşünüyorum. Görünürlük kaygısının birçok kişinin ayarlarını değiştirdiğini gözlemliyorum. Çok takipçili, sazlı sözlü hesapların kitapları, yazarları araçsallaştırmasını niteliksizlik göstergeleri olarak yorumluyorum. Bir dönem çok eleştirilen kitap kahve paylaşımlarında teşhir edilen kitaplarken şimdi başka başka şeyler teşhir ediliyor. Eleştirel bakışın gücü, entelektüel donanım, estetik bilinç geri plana itilirken vasatlık, niteliksizlik, sığlık övülüyor.
Sosyal medyanın çarpıtılmış imajlarıyla parlatılan metinler göz önünde oluyor; okurların algılarını, tercihlerini etkileyebiliyor. Deneyimli okurların bile zaman zaman düşebildiği bu tuzakları tarihselliğin inşa ettiği yanılsamalar olarak değerlendiriyorum. Farklı çıkar ilişkilerine dayalı grupların alkışları, abartılı yüceltmeler yazar için de yanıltıcı yönlendirmeler içeriyor. Özellikle öykü kitaplarında gözlemlediğim bir durum bu. Anlatım bozuklukları, yazım yanlışları, kurgudaki tutarsızlıklar yazarın da editörün de gözünden kaçabiliyor ya da görmezden geliniyor.
Geçen yılki soruşturmada 2022 yılı için artarak devam eden ekonomik sorunlardan, derinleşen krizin okur/yazar/yayınevi karşısında oluşturduğu bariyerlerden bahsetmiştim. Bu yıl da aynı sorunların devam ettiğini görüyorum. Ekonomik krizin uzantılarıyla yayınevlerinin, dergilerin kapanması ya da bazı dergilerin –kâğıt vb. sıkıntılar nedeniyle– çevrimiçi yayına dönüşmesi, bu alandaki tüm emekçilerin hak kayıpları, mağduriyetleri dozu gittikçe artan sorunlar olarak beliriyor. Görece ekonomik olarak güçlü kabul edilen yayınevlerinden çıkan kitapların bile kâğıt kalitesindeki düşüş, durumun trajik boyutunu gözler önüne seriyor. Çevirmenlerin maruz kaldığı haksızlıklar, yayınevleri ve telif sıkıntıları, farklı sebeplerle parlatılan yazarlar/kitaplar, görmezden gelinen yazarlar/kitaplar her dönem karşılaşılan ve kendini tekrar eden sorunlar olmaya devam ediyor.
Parşömen’e çok teşekkür ediyorum.
