Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, eleştirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin… İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2024!

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Bu yıl okuduğum öykü kitapları arasında en çok; Füruzan’ın Akim Sevgilim’i, Erendiz Atasü’nün Herkes Sevdiğini Öldürür’ü, Işıl Madak’ın Anlamsızlık Saati adlı yapıtı, Zerrin Saral’ın Küçük Kırık Çizgiler’i, , Tuba Dere’nin Uzaklara Giden Hükümdar’ı, Merve Koçak Kurt’un Söz Sandığım’ı, romanlarda ise Gökçer Tahincioğlu’nun Sabahattin Ali’yi Ben Öldürdüm adlı yapıtı, Esme Aras’ın Kâbil’i, Tahir Musa Ceylan’ın Hipomania’sı, Mete Demirtürk’ün Yalanın Masumiyeti Üzerine Başarısız Bir Deneme’si, Amerikan gotik yazarı William Gay’in ülkemizde ilk kez yayımlanan kitabı Ebedi Ev’i dikkatimi çekti.
Beğenme nedenlerime gelince; 2001’den beri öykü kitabı yayımlamayan usta yazar Füruzan’ın, üç nitelikli öyküsünü bir araya getirdiği Akim Sevgilim, hem anlatım ve biçemiyle, hem de mekân, zaman, insan, aşk ve sınıf farkı gibi kavramları işlemesindeki bakış açısı ve kurgulama tarzıyla özgün, şiirsel ve muhteşemdi. Kentin kıyısındaki derin yoksulluğa odaklanan son öyküde Füruzan’ın iç acıtan gerçeklerin altını çizmesi ve toplumsal sorunların bireylerdeki izlerini yine incelikle göstermesi gerçekten etkileyiciydi.
Erendiz Atasü, adıyla, Oscar Wilde’a selam gönderdiği kitabındaki öykülerinde bazen çocuk gözüyle, çoğu zaman da bir kadının penceresinden bakıyor yaşama. Kadınların iç dünyasını, dramları, çelişkileri, kötülükleri ve haksızlıkları, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yazınsal estetikle dönüştürerek etkili ve sağlam öykü metinleri yazıyor.
Işıl Madak, ilk kitabı olmasına rağmen, üzerinde uzun süre çalışılmış, demlendirilip süzülmüş ve her biri ayrı bir öykü güzelliği içeren, kısa yoğun derin öykülerle selamlıyor okurları. Daha şimdiden kendine özgü bir biçemle yazıyor olması, gelecek adına umut veriyor.
Zerrin Saral, inceleme deneme alanında edebiyata yoğun emek verdikten sonra ilk kitabı Küçük Kırık Çizgiler’de kadın yaşamından dramlara, iç dünya yaşantılarına odaklanıyor; inandırıcı ve sahici kadın karakterler yaratıyor, onların dramlarını kısa öykünün olanakları içinde ve incelikle ölümsüzleştirmeyi başarıyor.
Tuba Dere’nin masal atmosferi içinde kaleme aldığı Uzaklara Giden Hükümdar’ın içinde yer alan ve müziğin esinleriyle yazılan öyküler dikkatimizi çekiyor. Farklı ve gizemli bir dünyanın kapılarını aralayan öykülerdeki anlam derinlikleri, Türk masal, destan ve mitoslarına göndermeler, metamorfozlar öne çıkarken, kısa, şiirsel, etkili kısa cümlelerle anlatımda akıcılık ve duruluğun başarıldığı görülüyor.
Merve Koçak Kurt, ilk kitabından itibaren ilgiyle izlediğim genç kuşak öykücülerden. Özellikle ipeksi diliyle örgülediği, dilin ve sözün anlamlarını genişlettiği, insanın iç dünyasının derinliklerini işlediği öyküleriyle giderek ustalaştığına tanık olmak güzel.
Gazeteci yazar Gökçer Tahincioğlu’nun Sabahattin Ali’yi Ben Öldürdüm adlı romanı, sıra dışı kurgusuyla, gerçekle kurmacayı harmanlayan bakış açısıyla, akılda kalan sorularıyla bu yılın en dikkate değer yapıtlarından biri.
Esme Aras’ın Kâbil – Ötesi Boşluk, özgün kurgusuyla, yakın zaman önce Afganistan’da yaşanan siyasi ve toplumsal olayların dile getirildiği gerçekçi tarzıyla ilgi uyandıran, savaşın acılarına ve tanıklıklarına “içeriden” bir bakışla yer veren bir yapıt. Yazarın, romanını “savaşın çocuklarına, kadınlarına” adaması da anlamlı.
Tahir Musa Ceylan’ın Hipomania’sı, yayınevince “roman” olarak nitelendirilmiş olmasına rağmen türler arasında bir sarkaç gibi salınan deneysel bir yapıt. Benim daha çok deneme tadı aldığım, felsefi psikolojik derinlikte yazılmış, sorgulayıcı bir iç dünya anlatısı olarak öne çıkıyor; şiirsel, ironik diliyle de biz okurları hemen kendine çekiyor.
Mete Demirtürk’ün Yalanın Masumiyeti Üzerine Başarısız Bir Deneme adıyla yayımladığı kitabı da roman, şiir, deneme gibi türleri kendi varlığında özümseyip bir araya getiren, farklı ve deneysel bir yapıt. Bu kitaba dair daha önce yazdığım bir yazıda belirttiğim gibi “Bazen imgelere, bazen kavramlara yaslanan metinlerin, bazen de anlatımcı tarzda kaleme alındığı dikkat çekiyor. Yazar, Batı şiirinden, mitolojiden, felsefeden, dinlerden, insanlığın temel meselelerinden yola çıkarak önemli sorular soruyor ve onlara yanıtlar arıyor. Özellikle insan doğasını araştırıyor; insanın kötülükle, şeytanla kardeşliğini, yalanlarını, çıkarcılığını, ikiyüzlülüğünü ve bütün bunların nedenlerini, metinlerine tarihsel, sosyal, mitolojik, dini, felsefi ve edebi pencereler açarak dile getiriyor; yorumlamalar ve çıkarsamalarda bulunuyor, yanıtların bir kısmını da bize bırakıyor.”
Bu yıl yabancı edebiyatlardan yeni ve modern bir roman okuduğum pek söylenemez. Daha çok klasikler arasında bir yolculuğa çıktım; özellikle Emile Zola okumalarıyla meşguldüm. Sadece, ABD’de ilk kez 1999’da yayımlanan ve bir Amerikan gotiği olan Ebedi Ev’i okuma fırsatım oldu. William Gay’in yazdığı bu romanda insan denen bilmecenin çelişkili gerçekliğine tanık oluyoruz. En gizli, en şeytani kötülüklerin ve aynı zamanda insana özgü en masum yanların dillendirilip ortaya döküldüğü yapıtta, ölüm, karanlık, kötülük, yalnızlık ve felaket sarmalındaki insanın bitmeyen umuduna da tanık oluyoruz.
Deneme, inceleme türünde Nurdan Gürbilek’in Örme Biçimleri, Jale Parla’nın Edebiyat Yazıları, Onur Çalı’nın Gemilerle Seyahat Eden Sözcükler’i ve Güven Adıgüzel’in Huzursuz Evler Atlası, Yazarların Şehirlerine Yolculuk adlı denemeleri bence bu yılın önemli kitapları arasındaydı.
Nurdan Gürbilek, her zamanki derinlikli bakış açısı ve kıvrak biçemiyle, yazı yazmanın farklı yönlerine dikkatimizi çekiyor; özellikle Virginia Woolf ve Bilge Karasu üzerine yazdığı bölümler epey ilgimi çekti, daha önce hiç düşünmediğim bazı ayrıntılara odaklanmamı sağladı.
Jale Parla’nın Edebiyat Yazıları – Kuram ve İnceleme adlı kitabındaki pek çok yazıdan ışık alabileceğinizi özellikle belirtmek isterim. Parla’nın Kuram bölümündeki yazılarının tümü ve İnceleme bölümünde özellikle Peride Celal ve Yaşar Kemal hakkında yazdıkları bana da ufuk açıcı oldu.
Bu yıl yayımlanan deneme kitapları arasında Onur Çalı’nın Gemilerle Seyahat Eden Sözcükler’i önemliydi. İlgiyle ve keyifle okunan bu yapıtta esen Salâh Birsel rüzgârına, bir Salâh Bey hayranı olarak bayıldım. Onur Çalı’nın daha birçok yazara ve yapıta yönlendiren bu metinleri, bir “deneme gezisi” gibi; hoş, bilgilendirici ve etkileyici.
Huzursuz Evler Atlası, Yazarların Şehirlerine Yolculuk başlığı altında yayımladığı denemelerinde Güven Adıgüzel, birçok yerli ve yabancı yazarın yaşamış olduğu şehirlerle kan bağını, oralarda yazarları besleyen ruh iklimini irdeliyor. Deneme türünün gerektirdiği akıcı ve güzel bir üslupla yazılan bu kitap da yılın dikkate değer yapıtlarından biri.
Bu yıl anı türünde dikkate değer kitaplar yayımlandı. Semih Gümüş’ün Yaşadıklarım Belleğimde Uğulduyor adlı kitabıyla Ayşe Sarısayın’ın Bir Roman Kadar Uzun adlı yaşantı kitabı ilk aklıma gelenler arasında.
Semih Gümüş, uzun yıllara yayılan yazarlık serüvenini, anılarını, gençliğinde yaşadığı döneme özgü toplumsal ve siyasal olayları, onların kendi edebiyatına etkilerini, okuduğu kitaplardan ve incelediği yazarlardan kalan izleri, akıcı, içtenlikli bir dille ve ilgi çekici bir yaklaşımla ifade ediyor.
Ayşe Sarısayın, babası Behçet Necatigil’in çevresini, evlerine konuk olarak gelen şair ve yazarları, onlara dair anılarını, sonrasında tanıştığı başka yazarları ve çevirmenleri, içtenlikli ve gerçekçi bir yaklaşımla anlatıyor. Anıların, tanıklıkların izinde sayfaları çevirirken, yazarların yaşamına dair pek çok bilgiye ulaşıyor, edebiyatımızın belleğinde kalıcı bir iz bırakacak bu kitabı ilgi ve hayranlıkla okuyoruz.
Şiirde Hüseyin Peker’in Böceklenme adlı kitabı dikkate değer yapıtlar arasındaydı. Cemal Süreya’nın deyişiyle “şiirin gizini fark etmiş” bir şair olan Peker’in, ustalık yapıtlarından biri olan Böceklenme’deki şiirleri ilgiyle okuyor, imgeler, dizeler arasında bir dil yolculuğuna çıkıyoruz.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Yapay zekâ çevirileri, yapay zekâyla yazılan şiirler, öyküler… Ürkütücü ama gerçek. Gelecek neyi gösterecek, bunu şimdiden kestirmek çok zor.
Diğer bir konu, kitap fiyatlarındaki şaşırtıcı ve korkunç artışlar. Bu gidişle kitap satın alıp okumak tarihe karışacak. Elektronik yayıncılık ön plana geçecek. Bir de kütüphanelerin önemi artacak. (Bu iyi bir şey!)
Bu yıl bazı büyük yayınevlerinin stant pahalılığı nedeniyle Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’na katılmama kararı alması düşündürücüydü. Yazın hemen her kentte, her ilçe ve beldede belediyeler tarafından “kitap günleri” düzenleniyor; ama bunların güçlü bir ses getirdiğini, sosyokültürel çevreye yararlı olduğunu söylemek zor.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Edebiyatımızda “aynılaşma” sorunu görüyor ve buna gerçekten üzülüyorum. Şairlerin ve öykü yazarlarının birbirlerini intihalle suçladığı bir ortamdayız. Bu suçlamaların, çoğu kez sosyal medya üzerinden gerçekleştirildiğine, ilgili ilgisiz herkesin buradaki yorumlara katılması yüzünden konunun içinden çıkılmaz bir hale geldiğine, çarpıtıldığına ve linç kültürüne dönüştüğüne tanık oluyoruz ne yazık ki.
Öykücülüğümüzde, kentlilik, içe dönüklük, yalnızlık, hüzün ve melankoli halleri sürekli işleniyor; farklı konulara yönelme, yeni bir bakış açısı ve görme biçimi bulma, dile yeni dokular kazandırma çabası giderek azalıyor. Özellikle genç yazarlarımız, toplumu ve insanı dikkatle gözlemlemeli, çok okumalı, edebiyat birikimini güçlendirmeli ve bu yolla daha yaratıcı olma çabası içine girmelidir (bence).
