Türk edebiyatının geleneğinde yıllıklar önemli bir yer tutar. Yıllıklarda bir yılın edebi dökümü yapılır, o yıl yayımlanan eserlerden seçmeler yayımlanır, yıl içinde yaşanan edebiyat tartışmaları özetlenirdi. Yıllıklarda bir de soruşturma bölümleri olurdu. Parşömen Edebiyat olarak, yıllıkların soruşturma kısmını yaşatmak ve sürdürmek niyetiyle başladığımız ve bu yıl dördüncüsünü yayımladığımız yıl sonu edebiyat soruşturmalarının, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için verimli bir kaynak olacağına inanıyoruz.
Soruşturmanın son sorusunu bilhassa çok önemsiyoruz. Sorunları dile getirmenin eleştiri kültürümüzün gelişmesine, birlikte düşünmeye ve giderek çözümler üretmeye varacağını umuyoruz.
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, yayın emekçilerine, kitapçılara edebiyatımızın halini sorduk. 2023’ün edebiyat açısından daha verimli bir yıl olması temennisiyle…

Yıl içinde yayımlanan ve hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğünüz kitapları, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Yayımlandığı yılda yeterince ilgi görmeyen kitapları sıklıkla izleyen yıllarda keşfediyorum. Bu nedenle 2021 yılında yayımlanan ancak benim 2022’de okuyabildiğim iki kitabın daha çok okunmasını diliyorum. Bunlardan ilki Defne Sarısöz’ün NotaBene’den çıkan öykü kitabı İyi Kötü ve Arkadaşları. Bu kitap gerçeküstü unsurları kullanma biçimi, yaratıcı kurgusu, hınzır ve oyuncu diliyle bende bir okur olarak heyecan yarattı.
Yine 2021 yılının yaz aylarında Can Yayınları’ndan çıkan, Uğur Büke’nin çevirdiği Mihail Bulgakov’un Köpek Kalbi, özellikle Aydınlanma düşüncesi, insan sonrası ve türcülük tartışmalarını hayvan deneyleri etrafında örgütleyen anlatısıyla dikkatimi çekti. Bu bağlamda Can Yayınları’nın 2022’de yayımladığı Jean-Baptise Del Amo’nun, Hayvan Hükümranlığı ve Bérengére Cournut’nun Taştan ve Kemikten romanlarını; insan ve yoldaş türler arasındaki ilişkiler, bu ilişkilerin aldığı biçimin insanın düşünce tarihindeki izlekleri ve toplumsal olana yansıması üzerine karşılaştırmalı olarak düşünme imkânı sağlaması bakımından vurgulamak isterim. Her ikisi de varlıklarını sürdürmek için hayvanlara bağımlı topluluklar etrafında örülen bu iki romandan Şule Çiltaş’ın çevirdiği, domuz yetiştiriciliği yapılan bir köyde geçen Hayvan Hükümranlığı sert dili ve okuru zorlayıcı sahneleriyle dikkat çekerken, Arktika’da yaşayan avcı göçebe İnuit topluluğunu ele alan Taştan ve Kemikten şiirsel diliyle dikkati çekiyor. Bu bir tesadüf değil. Karşılaştırmalı okuma, yoldaş türlerle kurduğumuz bağımlılık ilişkisinin; “araçsallaştırmak”tan “varoluş hakkına saygı” hattının neresinde durduğumuz çerçevesinde, aile bireylerinden başlayarak tüm toplumsal ilişkilere nasıl sirayet ettiğini göstermesi açısından anlamlı bir okuma deneyimi sundu bana.
2022 yılında ilgi gördüğünü düşündüğüm ancak vurgulamadan geçmek istemediğim üç romandan söz etmek isterim. Bunların ilki Siren Yayınları’ndan Çağlar Tanyeri çevirisiyle çıkan, Romanya’lı yazar Herta Müller’in Yürekteki Hayvan romanı. Dedemin Romanya göçmeni olması nedeniyle Çavuşesku diktatörlüğüne başkaldıran Müller’in romanı benim için özel bir öneme sahip. Ortaokul yıllarımda, Romanya’da diktatörlüğün hüküm sürdüğü yıllarda, dedem arkadaş ve öğretmenlerini ziyaret etmek için gittiği Romanya’dan büyük bir suskunluk içinde dönmüş ve sonrasında içine kapanıp depresyona girmişti. Bu sarsıcı romanı dedemi daha iyi anlamak için okudum. İlgi gösteren okurlara, Esra Yalazan’ın artıgerçek.com sitesinde bu romanla ilgili yazdığı değerlendirme yazısını hatırlatmak isterim.
2022 yılında önem verdiğim romanlardan bir diğeri de içinde barındırdığı felsefi, edebi göndermeler ve karşılaştırmalı okuma imkânlarıyla Metis’ten, Hasine Şen Karadeniz çevirisiyle çıkan, Georgi Gospodinov’un Zaman Sığınağı oldu. Romanın kahramanı Gaustin’in ismi üzerinden filozof Augustinus’un zaman anlayışı ve zamanın mekâna dönüşmesi bağlamında filozof Bergson’un bellek kuramı, Benjamin’in Pasajlar’ında yer alan Tarihin Meleği, Proust’un Kayıp Zamanın İzinde, Borges’in Yolları Çatallanan Bahçe ve daha pek çok eser ile bağlantı kurma zemini sağlayan göndermelerle müthiş bir okuma deneyimi yaşatıyor. Bu çerçevede Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni de bir zaman sığınağı olarak okumak mümkün. Öte yandan Zaman Sığınağı, “geçmiş kliniklerinden” “geçmiş referandumlarına” yaptığı sıçrama üzerinden bellek ile kurduğumuz ilişkinin toplumsallığına vurgu yapıyor. Bu noktada, yine 2022 yılında Jenny Erpenbeck’in Can Yayınları’ndan, Dilek Zaptçıoğlu çevirisiyle yayımlanan Gölün Sırrı’nı; savaş, soykırım ve diktatörlükler etrafında dağılan yaşamları, göl kenarında inşa edilen bir evin çatısı altında toplayarak, mekânı hafızaya dönüştüren bir anlatı kurması bağlamında anmak isterim.
Bu sene okuduğum şiir kitapları arasında Murat Üstübal’ın 2022’de Nod’dan çıkan İmge Kası’ndan çok etkilendim. Zekâ, düşünsel birikim ve üslubu harmanlayarak şiir nasıl yapılır sorusuna bir yanıttı benim için. Nod’dan bu sene çıkan bir diğer önemli kitap Cana Bostan’ın “Uygun Bir Kayboluş İçin Ekmek Kırıntıları / Walter Benjamin İçin Dokuz Tablo”ydu bana göre. Kitap tiyatro dalında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Biçim ve üslup bakımından, absürt (uyumsuz) tiyatronun Ionesco, Beckett, Artaud gibi temsilcilerinin havasını solutan bu eser, elbette bu akımın ortaya çıktığı ikinci dünya savaşı yıkıntıları ve Gestapo’ya teslim edilmemek için intihar eden Walter Benjamin’in Paul Klee’nin Angelus Novus imgesine atıfla geçmişin yıkıntılarına dehşetle bakakalan Tarihin Meleği’ni arka planda hissettirerek çok katmanlı bir okuma sunuyor.
2022 yılında kurgu dışı alanda çıkan ve özellikle öykü yazarları arasında daha çok okunup tartışılmasını umduğum kitap Dominic Head’in NotaBene’den çıkan ve Arzu Eylem’in çevirdiği, Modern Öykü oldu. Özellikle teoriler ve tanımlar ile ilgili birinci bölüm temel nitelikte. Kuramsal alanda, elbette araştırma konularım çerçevesinde beni heyecanlandıran kitapları, hemen okuyamayacak olsam da kitaplığıma dâhil ediyorum. Bunlar arasında, tez çalışmaların sırasında okuduğum ve daha sonra queer teori bağlamında sıklıkla geri dönüp baktığım Cinselliğin Tarihi’nin dördüncü cildini; Ayrıntı Yayınları’nın Ferda Keskin’in önsözü ve Murat Erşen’in çevirisiyle yayımladığı Tenin İtirafları’nı özellikle anmak isterim. Günümüzün felsefi tartışmaları birçok bakımdan Kant ile hesaplaşmayı gerektirmekte. Bu bağlamda, 2022 yılında yayımlanan ve kitaplığıma dâhil ettiğim diğer iki kuram kitabı, Fol Kitap’tan Altan Heper’in çevirdiği Immanuel Kant’ın “Ahlakın Metafiziği Hukuk Öğretisi” ve Kaan H. Ökten’in Alfa’dan çıkan “Varoluşun Halleri: Heidegger, Kant ve Kadim Meseleler” oldu.
Size göre 2022 yılının önemli edebiyat ya da yayıncılık olayları nelerdi?
2022’nin önemli edebiyat ve yayıncılık olayları arasında tutkulu bir Proust okuru ve üzerine kalem oynatmaya çalışmış bir araştırmacı olarak; Marcel Proust’un ölümünün 100. yılı vesilesiyle düzenlenen sempozyumlar, radyo yayınları, kültür sanat dergi ve platformlarında yapılan söyleşiler ve hazırlanan dosyalar benim açımdan öne çıktı. Önem atfettiğim bir diğer edebiyat olayı da bu yıl düzenlenen 17. İstanbul Bienal’ine Şiir-Hattı’nın dâhil edilmesiydi. Kavramsal, görsel sanatların edebiyatla buluşmasından çıkacak üretim alanı, yaratıcılığımızı besleyecek, ufkumuzu zenginleştirecek bir zemin sağlayabilir diye düşünüyorum. İleride yapılacak bienal ve benzeri etkinliklerde bir Öykü-Hattı’nın da kurulmasını dilerim. Yazın alanında bu senenin önemli olaylarından biri de Latife Tekin’in Can Yayınları’ndan çıkan Zamansız romanı. İnsan, doğa, dil, kültür, ekoloji ve giderek dallanıp budaklanan bağlamlarda Zamansız’a tekrar tekrar geri dönüp yeni okuma imkânları keşfedeceğimizi düşünüyorum. Bu yılın kanımca önemli edebiyat olayları arasında son olarak 2021 yılı sonunda, uzun bir aradan sonra Cin Ayşe Fanzin’in yeniden yayımlanmaya başlamasından söz edebilirim. Cin Ayşe’nin edebiyat ve sanat alanında düşünen, üreten ve bunu yaparken deneyselliği nitelikle buluşturmayı önceleyen kadınlar için bir vaha olduğunu düşünüyorum.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar ve eksiklikler görüyorsunuz?
Edebiyat ortamındaki sorunları Adorno ve Horkheimer’ın Aydınlanmanın Diyalektiği’nde yer alan “Kültür Endüstrisi” bağlamında çeşitli platformlarda yazdım. Değişen pek bir şey yok ve kendimi tekrar etmekten yoruldum. Özetlemek gerekirse, vasatlığın beğeni olarak sunulduğu bir kültür ortamı, iktidarların işine geliyor. Bunun yanı sıra ekonomik zorluklar tekelci yapıları dayatıyor. Nitelikli kitapçılar, zincir kitabevleri tarafından tasfiye edilirken, bu zincirlerin rafları kolay okunan, içeriğinin yüzeyselliği hepimizin malumu kitaplarla dolduruluyor. Bu ortamda ayakta duran ve kültür dünyamıza değerli eserleri kazandırıp yaygınlaştıran güçlü yayınevleri elbette var ancak özenli yayın yapan, marjinal addedilen meselelere el atan, yeraltı ya da muhalif çizgide bir yayın politikası izleyen, adı duyulmamış yazarları keşfeden ya da deneysel işleri bulup çıkaran küçük yayınevlerinin ayakta kalması gittikçe zorlaşıyor çünkü zincir kitapçılardan, fuarlardan, medya kanallarından dışlandıkları ölçüde görünürlük imkânı ellerinden alınmakta. Açıkçası, kısa vadede, bu konuda olumlu bir gelişme yaşanabileceğine dair bir umut beslemiyorum.

Ortalamanın üzerinde kitap okuyan biri, sadece bir yayınevinin kitaplarını bile okuması mümkün olmaz. Zaman yetmez. Onlarca yayınevi var. Yüzyıldır yayınlanmakta olan milyonlarca kitap var. Herkese sorduğunuz bu soruya verilen çuval çuval laflar, genellikle trafik sıkışıklığı yaratan,bunala birlikte kabak tadı veren sözler oluyor!