Türk edebiyatının geleneğinde yıllıklar önemli bir yer tutar. Yıllıklarda bir yılın edebi dökümü yapılır, o yıl yayımlanan eserlerden seçmeler yayımlanır, yıl içinde yaşanan edebiyat tartışmaları özetlenirdi. Yıllıklarda bir de soruşturma bölümleri olurdu. Parşömen Edebiyat olarak, yıllıkların soruşturma kısmını yaşatmak niyetiyle başladığımız ve bu yıl dördüncüsünü yayımladığımız edebiyat soruşturmalarının, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için verimli bir kaynak olacağına inanıyoruz.

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, yayın emekçilerine, kitapçılara edebiyatımızın halini sorduk. 2023’ün edebiyat açısından daha verimli bir yıl olması temennisiyle…

M. Sait Taşkıran (Fotoğraf: İlker Gürer)

Yıl içinde yayımlanan ve hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğünüz kitapları, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Öncelikle meşgul olduğum araştırma-inceleme konuları nedeniyle yıl içinde yayınlanan kitapları eş zamanlı takip etmekte biraz geride kaldığımı belirtmeliyim. Ayrıca son üç yıldır ülkeden uzakta Fransa’da yaşıyor oluşum da bu eşzamanlı takibi aksatan başka bir etken oldu.

2022 yılındaki edebiyat okumalarım bu nedenle üzerine çalıştığım kimi araştırma-inceleme konuları etrafında şekil aldı. Bunlardan ilki Julio Cortázar’ın Paris’te yaşadığı dönemleri, kentin Cortázar’ın öykülerine, romanlarına yansıma biçimlerini, onun Paris ile ilişkisini kapsayan bir çalışma oldu. Bu nedenle Cortázar külliyatını tekrardan okuyup, onunla yapılmış röportajları, Fransa’da yayınlanmış çalışmaları, arşivleri tarayıp fotoğraflar çekerek Paris sokaklarında yazarın izni sürdüm ve (hâlâ devam etmekte olan) bu araştırmayı metne/kitaba dönüştürme uğraşı içinde bulundum. Bu vesileyle son iki yılda Everest Yayınları’ndan çıkan iki önemli Cortázar kitabını önerebilirim. İlki yazarın 1980 yılında Berkeley’de verdiği derslerden oluşan “Edebiyat Dersleri” diğeri ise Miguel Herráez’in Julio Cortázar Biyografisi. Zamanımın bir kısmını ise 2023 yılının Mart ayında Fransa’da sergilenecek olan yine edebiyat-kent-mekan ilişkisi temelinde hazırladığım “Pierre Loti’nin İstanbul’u” isimli sergi çalışması aldı.

Yine de okumalarım arasına sıkıştırabildiğim kurmaca kitaplar arasında ilk olarak, 2022’den daha önce yayınlanmış Ebru Ojen’in akıcı ve bir o kadar varoluşsal anlamda rahatsız edici “Lojman” romanı dikkatimi çeken kitap oldu. Erk ve iktidar gerçekliğinin aileye yansıma biçimlerini gördüğümüz romanda, erk ve iktidarın mekânsal kimliğe dönüşmüş haliyle betonarme bir yapı olarak “Lojman” romanın merkezi olan bir karaktere dönüşüyor. Ayrıca erk-iktidar-aile arasındaki ilişkileri, bu çatı altında geçen çocukluk dünyamızı irdeleyecek daha çok kitap yazılması gerektiği kanaatindeyim. Bu anlamda önerebileceğim öykücü ise Polat Özlüoğlu. 2022 yılında yayınlanan “Annem, Kovboylar ve Sarhoş Atlar” kitabının yanında önceki öykü kitapları da okunmaya değer kitaplar arasında. Kurgusal edebiyatın yanında yine biyografi, inceleme alanına dönüp, 2020 yılında yayımlanmış olsa da Kaya Tanış’ın, edebiyat dünyamızda Hayalet Oğuz ismiyle bilinegelen Oğuz Halûk Alplaçin’in yaşamını ve eserlerini incelediği, Kırmızı Kedi’den çıkan “Burası Orası Değil (Bir Hayalet Oğuz)” isimli kitabının hem dönemin edebiyat hem de yayıncılık ortamını anlayabilmemiz açısından önemli bir çalışma olduğunu eklemek isterim.

Size göre 2022 yılının önemli edebiyat ya da yayıncılık olayları nelerdi?

Ekonomik krizin yayın dünyasına olumsuz etkilerinin yanında kültürel gelişmeleri, özgürleşmeyi gölgede bırakan “sansür” yasaları dikkat çekmek istediğim yılın en önemli olayı. Haber alma özgürlüğüne, gazeteciliğe yönelik giderek artan engellemeler ve başta çocuk edebiyatına uygulanan sansürün iktidarın yaşamın her alanına nüfus etmeye çalışmasıyla ilişkili olduğu aşikâr. Sürekli değişen gündemin içinde toplumsal hafızayı kontrol etme ve düşünce özgürlüğüne karşı yasalaştırılan engellemeler toplumda diğer bütün olumsuz durumlardan daha fazla etki bırakacak yapıya sahip. Buna karşı kimi yayıncıların, yazarların kolektif bir bilinçle sansüre karşı tavır alması da önemli bir gelişme oldu. Bu tavrın büyüyerek devam etmesi en büyük temennim.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar ve eksiklikler görüyorsunuz?

En büyük sorunun yayın dünyasının kapitalist çarkın içinde hiç olmadığı kadar yer edinmeye çalışması olduğunu düşünüyorum. Böylelikle giderek edebiyat da tekelleşmiş bir ticari forma bürünüyor. Çoğu yayıncı bu anlamda yaptıkları işin aynı zamanda kültürel bilinci, sanatsal düşünüşün yönünü, seviyesini belirleyebilme güçlerinin olduğunu unutuyor. Örneğin tamamen arz-talep ilişkisi, beğeni ve satış odaklı yayıncılık “eleştiri”, “nitelikli çeviri” ve “dil zenginliği” gibi edebiyatın tartışma götürmez unsurlarının değersizleşip önemini yitirmesine neden oluyor. Bu unsurları önemseyen yayıncılar da günümüz ekonomik koşulları altında ayakta kalmakta zorlanıyor.