Şu an hangi şehirlerde yaşıyorsunuz acaba bu yazıyı okurken? Bunun hakkında ne yazık ki fikrim yok ama bildiğim şey şu ki Melek ve Dilek her an şehrinize misafir olabilir. Belki de şu an yaşadığınız yerdedirler. Kim mi bu Melek’le Dilek? Melek, annesi ve babası sağlık sorunları sebebiyle birkaç aylığına başka şehre seyahat etmek durumunda kalınca yaz tatilini dedesiyle geçirmek zorunda kalan küçük bir kız çocuğu. Dilek de onun normalde Almanya’da yaşayan ama yaz tatillerinde memleketlerine gelen kuzeni. Ebeveyninden ayrılmak istemeyen bu küçük kız, tatilinin çok sıkıcı geçeceğini düşünür fakat Melek ve Dilek’i dedeleriyle çıkacakları maceralı günler beklemektedir.
Bu bahsettiklerim, Abdullah Harmancı’nın yeni kitabı Bir Şehir Kalbimi Çaldı’da geçiyor. Geçtiğimiz günlerde İlk Gençlik Timaş’tan çıkan bu eser 10 yaş ve üzeri gençlere hitap etmekle birlikte yetişkinlerin de okumasına çok uygun. Hatta yetişkinler çocuklardan bile önce okumalı belki de. Abdullah Harmancı’nın ilk gençlik kitabı değil bu. “Ötücü Kuşlar Festivali”, “Küçük Prens Hakem Olsun”, “Kışın Şarkısını Kim Söyleyecek?”gibi kitapları ile tanıyoruz kendisini. Öncesinde de çeşitli dergilerde şiir ve öyküleriyle yer alan yazar, günümüzde bir yandan öğretim üyeliği görevini de sürdürmekte. İçinde bahsi geçen şehirler ve olaylarla ilgili tematik resimlerin bulunduğu bu kitabın çizimlerinin Sibel Büyük’e ait olduğunu belirteyim ayrıca.

Küçük kuzenler anne ve babalarından kısa süre de olsa ayrı kalmak zorunda olunca, onlara keyifli vakit geçirtmek isteyen dedelerinin önerisiyle şehirlerini keşfe çıkarlar. Daha önce görmedikleri yerlere gidip duymadıkları hikâyeleri dinlerler. “Dünyanın bütün şehirleri gizemlidir. Dünyanın bütün şehirleri ilginçtir. Dünyanın bütün şehirleri gezilmeyi ve keşfedilmeyi bekler.” (s.19) diyen dedeleri onlara araştırmanın, sormanın, bilmenin kapılarını aralar. Böylece Ardahan’dan Manisa’ya, Erzurum’dan Konya’ya birçok şehirde nefes alırlar. O şehirlerdeki ilginç yerleri ve olayları keşfederler. Yer çekiminin aksine yukarıya doğru akan nehir gördüklerinde heyecanlanırlar örneğin. Sihir değildir bu elbette, dağın tepesinde muhtemelen manyetik bir alan olduğunu söyler dedeleri ve bu durumu araştırmalarını önerir torunlarına. Bir başka örnek Ağlayan Kaya diye anılan oluşumun bulunduğu yerin öyküsünü öğrenmeleridir mesela. Her şey çıkabilir karşınıza bu kitapta: suyu akmasın diye yapılmış çeşmeler, kediler için yapılmış türbeler, kırk yaşına kadar konuşmayan insanlar… Hepsinin bir hikâyesi ve açıklaması var elbette ve Melek ile Dilek, dedeleri aracılığıyla, bazen de kendileri araştırarak ulaşırlar bu bilgilere. Böylece her şehirde ne kadar fazla enteresan yer olduğunu öğreniriz kitabı okurken. Tabii bir de araştırmanın önemini. Belki sizin de şu an yaşadığınız yerlerin birbirinden farklı hikâyesi vardır. Bir araştırın bakalım… Kitabın en güzel noktalarından biri bu, okurları araştırmaya ve sorgulamaya yönlendirmesi. Yazar, hemen her bölümün sonunda, anlatılan hikâyelerle ilgili ek bilgilere nasıl ve nereden ulaşabileceklerine dair gençlere notlar yazmış. Bu hem çok eğlenceli hem de bilgiyi hazır almayıp kendi deneyimlerimizle ona ulaşmayı yani yaşayarak öğrenmeyi sağlaması açısından oldukça kıymetli.
Minik kuzenlerin ve dedelerinin koca bir yaz tatilini böyle geçirmeleri kendi hayallerindeki şehri anlatmaları ile noktalanıyor. Üçünün de bir şehrin nasıl olmasını istedikleri ile ilgili fikirlerini okuyoruz böylece bu bölümde. Her yerin hızla betonlaştığı, inşaat gürültüsünün hâkim olduğu ve aynı anda başka bir sürü çevresel sorunun görüldüğü şehirlerden bir anlığına uzaklaşıp ütopik bir evrenin içinde olmak okurlar için de inanılmaz bir fırsat. Belki de bugüne kadar nasıl bir şehirde yaşamak istediğinizi hiç düşünmemişsinizdir. Bunu hayal etmeye başlamaları ile inanılmaz yaratıcı şehirler ortaya çıkıyor romanda: ağaç şehir, ay şehir, salıncak şehir. Fakat yine de gerçek dünyadan ayrılıp yaşanmaya değer bir şehir düşlemek çocuk halleriyle onları bile zorluyor en başta. Hayal kurmakta zorlandıklarını fark eden dedeleri yardımlarına koşuyor ve burada kızlara yine güzel bir hayat dersi veriyor: Hayal kurarken –bari– kendinizi sınırlamayın, özgür olun! Bir düş kuruyorsanız o her şeyden bağımsız ve sınır tanımaz olabilmelidir. Ketleyici düşünceleri hayallerden uzak tutmak gerek. Bu sebeple ben de yazımı dedenin şu sözleri ile sonlandırmak istiyorum:
“Hayal kurarken olsun sınır tanımayın. Hayallerinizi gerçekleştirmeye başladığınızda zaten hayat size bazı sınırlar getirir.” (s. 100)
Sâhi, sizin hayalinizdeki şehir nasıl? Nasıl bir çevrede yaşamak isterdiniz? Hiç hayal ettiniz mi? Haydi hemen bir sürü hayal kuralım. Hem de kendimizi, gözlerimizi kapattığımızda gözümüzün önüne gelen dünyayı hiç garipsemeden! Belki bir gün kendimizi o dünyanın içinde buluveririz.
Nagihan Kahraman
