Bir kitabın peşindeyim. İnternetten kısa bir araştırma yapıyor, kitabın satılmak üzere üç müzayede salonuna girdiğini görüyorum. Ayrıca kitabın adını iki üç sahafın listesinde buluyorum. Bildiğim kadarıyla yeni baskısı yok. 1943 yılında yapılan ilk baskısıyla kalmış. Basım yeri Ahmet İhsan Matbaası yazıyor kitabın künyesinde. 60 sayfa, 15×23 cm. ebatlarında, İstanbul Yazılarının on numaralı kitabı olarak basılmış. Kitabın arka kapağında aynı diziden çıkan diğer kitaplar listelenmiş. Şimdi ön kapağına gelelim ki kitabın ismi de ortaya çıksın.

Çalgılı Kahvelerdeki Külhanbey Edebiyatı ve Numuneleri. Hemen altında da kitabın Almanca ismi: MORITATEN UND VIERZEILER TÜRKISCHER PLATTEN BRÜDER. Çıkaranlar (Heraausgeber): Robert Anhegger-Walter Ruben-Andreas Tietze. İstanbul Yazıları (Istanbuler Schriften) Nr.10- Yazarı, Tahir Alangu. Eğitimci, edebiyat tarihçisi ve halkbilim araştırmacısı Alangu’nun ilk kitabı.

Kitabın izine denemelerim için verimli bir alan saydığım yazar mektuplaşmalarını okurken ulaştım. Hani Seninle Susar, Yürür ve Susardık, Necatigil ile Alangu’nun arasındaki 20 yılın (1933-1953) mektuplaşmalarını bir araya topluyor. Necatigil arşivindeki çalışmalarını sürdüren, daha önce de Behçet Necatigil ile ilgili mektupları ve şairin düzyazılarını kitaplaştıran Serenad Demirhan’ın hazırladığı bir kitap. Bu kitap mektuplar külliyatının altıncı kitabı.

“Mektuplar Üzerine Birkaç Not” adlı kitabın sunuş yazısında belirtildiği gibi mektuplardan, Kabataş Lisesinin ortaokul bölümünde başlayan arkadaşlıklarının edebiyat odaklı bir dostluğa dönüşmesinin izi sürülebiliyor: “Çocukluk hevesleri, ilk gençlik aşkları, maddi sıkıntılar, hayaller, hayal kırıklıkları, öfkeler, isyanlar, okudukları kitaplar, merakla peşine düştükleri yazarlar, ilk şiirler, ilk yazılar, ilk çeviriler ve yıllar içinde Alangu’nun uzmanlık alanı olan masallar…”

Şimdi kitaptan bir mektubu çekip çıkarıyorum, ilgimi çeken mektup, girişte künyesini verdiğim Alangu’nun kitabı ile ilgili ipuçları taşıyor. Mektup, Tahir Alangu’nun 1944 yılında Behçet Necatigil’e yazdığı mektup. Mektup, birçok havadisin yanı sıra kitabın çıkış haberini de muhatabına verir. Ankara 29.1.1944 tarihli, “Aziz dostum Behçet” hitabı ile başlayan mektubu Tahir Alangu askerdeyken yazar. Behçet Necatigil de askerliğini yaptığı İzmir’dedir:

“Benim külhanbeyi şairler çıktı. Ben gelirken kapağı basılmamıştı. Prova tezgâhında üç kapak basıp aldım geldim. Sana Robert [Anhegger] gönderecekti.”

Burada mektuba biraz ara verip Robert Anhegger’den bahsedelim. Bu ismi Alangu’nun söz konusu kitabının kapağında okuyoruz. Kitabın kapağında yazan İstanbul Yazıları, Alangu’nun kitabının da içinde olduğu bir dizinin adıdır. İstanbul Yazıları, Robert Anhegger, Walter Ruben ve Andreas Tietze’nin çıkardığı bir dizidir. Bu akademisyenlerin ortak özelliği Hitler Almanya’sından kaçıp Türkiye’ye gelmeleridir.

Bu isimleri biraz daha ayrıntılandırabilmemizin önünde bir engel yok:

Türkolog Robert Anhegger’in (1931-2001) adını bir kitap dolayısıyla da hatırlıyoruz: Anhegger, Evangelinos Misialidis’in Seyreyle Dünyayı (Temâşâ-i Dünya ve Cefakâr ve Cefakeş) adlı Rum harflerle yazılmış Türkçe eserinin Latin harflerine çevirisini Vedat Günyol ile birlikte yapmış, kitap 1986 yılında yayınlanmıştı. İstanbul Üniversitesi’nde ders veren Anhegger, Bedri Rahmi’nin kardeşi Mualla Eyüboğlu ile evliydi.

Walter Ruben (1899-1982) ise Ankara Üniversitesi DTCF’de Hindoloji Anabilim Dalını kurmuş, dersler vermişti.

Bir diğer türkolog Andreas Tietze (1914-2003) ise İstanbul Üniversitesi’nde dersler vermişti. Bir önemli sözlük, Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı ve bir çeviri ile kendisini hatırlayabiliriz. 1952’de Behçet Necatigil ile birlikte Thomas Mann’dan Venedik’te Ölüm’ü çevirmişler ve kitap MEB yayınları tarafından yayınlanmıştı.

Buradan tekrar Alangu’nun kitabına dönebiliriz: Kitapsever Oktay Aras’ın kütüphanesinde bulunan altı Tahir Alangu kitabı içinde bu kitap da vardır. “Oktay Aras Kitaplığı” adındaki web sitesinde kitabın kapak resmi ve künyesinden sonra kısa bir bölüm yer alıyor. Alangu’nun Çalgılı Kahvelerdeki Külhanbey Edebiyatı ve Nümuneleri kitabında ilgili örnekleri sıralamadan önce kaleme aldığı giriş yazısı olduğunu tahmin ettiğim bu bölümde, eski Âşık kahvelerin yerini zamanla semai kahvelerin (çalgılı kahveler) aldığını, bu kahvelerde Külhanbeyi-Tulumbacı zümresinin zevkine uygun yeni bir edebiyat tarzı oluştuğunu, tarzın o zümrenin kabadayıca zevklerine uygun olduğunu ama ömrünün kısa sürdüğünü söyler Alangu. Tavuk pazarı kahvelerinde başlayan bu sınıf edebiyatının en parlak devrinin Abdülhamit (1876-1909) zamanında yaşandığını, 1926-1927 senelerinde bazı belediye ve inzibati ıslahat sonucunda cemiyetleri dağılınca bu edebiyatın da tarihe karıştığını anlatır.

Külhanbey edebiyatının bazı örneklerini ise kitabın satışa konduğu müzayede salonlarının sayfalarındaki tanıtımlarından okuyabiliyoruz. Bir fikir vermesi açısından seçtiğim üç örnek şöyle:

“Dinleyin efendim târif edeyim.
Bir hoşça nazmile edeyim beyân.
Ecel-i kazâ kollar imiş peşimi,
Zâlim felek vermedi bu yüzden amân”

“Firuzağa semtinde Hasan idi ismim
Eşime, dostuma yok idi kasdım
Beyoğlu civarın merdâne gezdim
Bırakmadı peşimi kâfir kaltaban”

(Destân-ı Firuzağalı Hasan)

“Henüz girdim yirmi üç yaşıma,
Gaddar felek, ağu kattın aşıma.
Bu hâlimi, dostlar, mezar taşıma,
Yazın, bir tarih olsun nişâne.”

Oktay Aras Kitaplığı’ndan Külhanbey Edebiyatı kitabı üzerine bulabildiğim sınırlı bilgi ve müzayede salonlarının kısa tanıtımlarından okuyabildiğim tadımlık bir iki örnekten sonra yine Tahir Alangu’nun Behçet Necatigil’e yazdığı ve ilk kitabının piyasaya çıkmasını anlattığı mektubuna kaldığımız yerden devam edebiliriz:

İlk kitabı için hayal kırıklığı yaşayan Alangu, kazık yediğinin farkındadır ama iş işten geçmiştir:

“Piyasaya çıktı mı bilmem. Bana müellif nüshası olarak üç adet verdiler. Masrafın da yüzde otuzunu vermiştim. Bana âlâ bir kazık, sana da güzel bir küfür vesilesi olur.”

İkinci kazığı da eşe dosta dağıtmak için kitabını matbaadan parayla satın alırken yer:

“O kadar ısrar ettim. Yahu hiç olmazsa bana tanesi bir liradan on tane verin eşe dosta dağıtmak üzere. Nuh diyorlar peygamber demiyorlar, nihayet benim elimde 50 lira vardı, onu ver sana otuz tane verelim dediler. Bende hesap kitap yok, sandım ki tenzilat yapıyorlar. ABC’de (kitabevi) hesap ettiler tanesine 9,5 kuruş tenzilat yapmışlar. Artık işi kahkahaya verdik.”

Kendisine müellif nüshası olarak verilen üç kitabı da dağıtınca kendisine kitap kalmaz:

Sen mektup yaz kendi nüshanı iste. Üzerine ben de bir “gençliğimize ait” yazmak isterdim ve tam yerine masruf olurdu. Burada Pertev Bey’e bir tane verdim. Birini bölük komutanı elimden aldı. Birini birine gönderdim. Ben kaldım sıfrülyed (eli boş, elde var sıfır). İnşallah piyasaya çıkar da paracığımızı şıkır şıkır sayar alırız. Şükür Rabbime eş dost mürüvvetimizi gördü. İnşallah seninkini de görürüz.

Alangu son çare olarak kitap piyasaya çıkınca satın almayı düşünür. Tahir Alangu’nun temennisi, ilk kitabı çıktıktan iki yıl sonra gerçekleşir: Behçet Necatigil’in ilk kitabı Kapalı Çarşı da Marmara Kitabevi’nden 1945 yılında yayımlanır.

Yayın dünyasında bugün de mektupta okuduğumuz olumsuzluklarla karşılaşılabiliyoruz, bu sorunların yaşanmadığı yayınevlerini dışarda tutarak aradan geçen bunca yıla rağmen pek de değişen bir şeyin olmadığını söyleyebiliriz.

Piyasada çok az örneğine rastlanan Külhanbey Edebiyatı kitabını, Behçet Necatigil Tahir Alangu mektuplaşmaları sayesinde bulup izini sürdüm. Bir kez daha mektuplar yolu bulmama yardımcı oldu. Yayımlanan mektuplar denemelerimin belkemiğini oluşturmaya devam ediyor. Şimdi heyecan ve merakla, yeni izler bulmak üzere mektuplara dönüyorum.

Melih Elhan