2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine, şairlere, çevirmenlere ve akademisyenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Onur Caymaz

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Hiçbir zaman böyle bir kitap okuma sistemim olmadı üzgünüm. Kitapları yıllara göre ayırmıyorum. Kaldı ki geçen yıl da 2024’ün en iyi on kitabı seçilmişti, şu an muhtemelen hiçbirini hatırlayan yoktur. Bu hıza dayanmak zor. Bana sorarsanız, iyi kitaplar bütün zamanlar için yazılıyor. Bu bağlamda bakarsak, benim 2025’te okuduğum en iyi kitap yine Madame Bovary ve Anna Karenina idi. Her sene birkaç yüz sayfasını okur, mutlu olurum.

Tabii bunlardan daha önemli bir büyük kitap var, benim için kutsal kitap mertebesinde. Orhan Pamuk, Kafamda Bir Tuhaflık, çünkü verili dil… Yok yahu, değil tabii, şaka. Önemli olan verili dilde bir şeyler yapmaktır, onu yıkmak değil. Yeni bir dil, ancak yepyeni bir yaşam acısının, sıkıntının çevresinde gelişiyor, çatı katında değil. Yazmak, köşeye sıkışmış insanın çığlığı çünkü. Bunu başarabilen büyük yazarlardan birinin, hatta belki de en önemlisinin Proust olduğunu düşünüyorum. Muhakkak her yıl bir Swann’dır, bir Yakalanan Zaman’dır, üstünden geçerim. Nasıl da iyi gelir. İyi kitaplar içimizi karıştırır, su gibi akmaz, iyi gelir. Ha, illa 2025’ten bir kitap söyle derseniz, Balkan hemşerim Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm’ünü söylerim. Soğuk, tersiz, yaşsız, kansız, deneyci bir dolu postmodern romanın arasından, babasının çiçeklerini, anılarını, insanın kafasına vura vura nasıl da anlatıyor Gaustin Baba. Üstelik yamaydı, patch work’tü, metinler-arasılıktı, bütün numaraları çekerek… İyi kitap neydi? Yazarın elindeki baltayla buz tutmuş bir göle vurması değil mi?

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Edebiyat dünyamızda çok uzun süredir herhangi bir olay olduğunu sanmıyorum. Olay benim için Yeni Dergi’nin Füruzan Olayı sayısında bitmişti, 1972, 92. sayı. Bence asıl büyük olay, 2026’da olacak. Mart ayında. Şimdi söylemeyeyim. Sürpriz.

Bir de benim için çok üzücü bir şey oldu, olay olarak nitelendi mi bilemiyorum, arkasından ne kadar değerlendirildi, ne kadar doğru kavrandı onu da bilemiyorum. Sizin soruşturmalarınızda yer aldı mı, adını anan oldu mu, onu da bilmiyorum. Türk edebiyatının en büyük kayıplarından birini yaşadık 2025’in başında. Ustamı, hocamı, arkadaşımı kaybettim. Selim İleri’yi. Klasik ile modern zamanları birleştiren romancı kuşağının belki de son atlısıydı İleri. Yalancı Şafak’tan Yarın Yapayalnız’a, Melun’dan Bodrum Dörtlemesi’ne dek uzun bir tarihsel değerlendirme ister. Elimi taşın altına koyma vakti geldi geçiyor. Hakkında üç beş meyhane dedikodusundan fazlasının yazılamaması da çok üzücüydü. Oray Eğin’in, İleri’nin ardından yazdığı korkunç yazı da edebiyat tarihimizde “ölenlerin arkasından yazılan berbat yazılar” kategorisindeki tozlu ve kirli yerini alacaktır herhalde. Çöpe! Bir gün hepimiz öleceğiz sonuçta, nedir değil mi? Selim’in ölümüyle edebiyatımızın, geçmişiyle olan son köprüsü de atıldı. Bundan sonrası zor iş!

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Bunu edebiyat ve ortamı olarak ikiye ayıracağım. İlkinde, edebiyatta bir sorun görmüyorum. Ne sorunu. Zaten üç tane yazarımız var, başka da kimse kimsenin adını anmıyor. Oğuz Atay, Tanpınar, Yusuf Atılgan. Bu! Herhalde artık kimse Muzaffer Hacıhasanoğlu’nu, Fakir Bey’i falan hatırlamıyordur. Salâh Birsel bile unutuluşa terk edilmek üzere. Orhan Kemal yeterince çalışılıyor mu? Sahi Orhan Kemal heykeli var mı Türkiye’de! En son yaşadığı ev satışa çıkarılmıştı. Vefa deyince üstümüze yoktur.

Ortama gelince. Ortam da göremiyorum. Bir genel kalabalık var, her şeyin başında onlar var zaten, Instagram’da izliyorum, renkli insanlar. Senaryo yazılacaksa onu da biz yazarız, yurtdışında festivale gidilecekse ona da biz gideriz türünde. Nefis. Devam böyle. Biz dervişler hu çekeriz, boş kuyulardan su çekeriz! Ya da koyunun olmadığı yerdeki keçiler…

Ha bakın, bir iki sorun buldum. Şu olabilir mesela. Türkiye’de ödüller bitti mesela. Çünkü tüm yarışmaların seçici kurulunda aynı adamlar var. (Bu arada Attilâ İlhan Ödüllerinin jürisinde özellikle bir kişinin misyonunu anlamakta zorluk çekiyorum, ismi gerekli mi? Bence herkes kendine bu soruyu soruyordur ama kimse cevap vermiyordur. Adamın Attilâ İlhan ile hiç ilgisini kuramıyorum. Siyaseten ilgisiz, poetik olarak ilgisiz, dünyaya bakışı ilgisiz. Neden orada, anlamak çok zor.) Adında bir şairin adı duran yarışmalarda, ödül alanların ve ödül verenlerin, bir parça da olsa o şairle ilintili olması gerekmiyor mu yahu? Ben mi saçmalıyorum. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ödülü, örneğin Sezai Karakoç anısına verilse oluyor mu böyle? Bu dediğim yanlış anlaşılmasın, (malum çok duyarlı bir kamuoyumuz var), ÇYDD çok ileri, Sezai Bey çok geri anlamında bir şey değil. O ileri geri işlerini bırakalı çok oluyor. Sadece şunu soruyorum. İkisinin birbiriyle ne alakası var kardeşim.

Neyse işte. Mahallenin delisi olarak, kendi ülkemden konuşuyorum ben. Zira Türkiye’de mahallenin içerisinden konuşulamaz çünkü. Her şey o kadar güzel, tüm sorunlar o kadar çözülmüş, her şey hakkında her şey o kadar karara bağlanmış durumda ki… Arada bir kadın edebiyatçılar bildiri yayınladı, birtakım ifşalar açıkladılar takip edebildiğim kadarıyla. Çok önemli bir gelişmedir. Bu ifşalarda, umarım küçük adamlardan sonra büyük adamlara da bir ara sıra gelir. Bekliyorum. Gelmezse, sanırım o iş de altmış yaşına geldiğimde bana kalacak. Şimdilik susuyorum.

Bir de yılın sonuna doğru Selim Temo’nun Murathan Mungan hakkında yaptığı açıklama kayda değerdi. Görüldü mü? Herkes okudu ama kimseden çıt çıkmadı tabii ki. Temo’nun X’e attığı metin çok önemliydi. Geçiştirildi. Türk edebiyatı / Türkçe edebiyatı şeklinde saçma tartışmada da ilk kavram üzerine yıllar önce yaptığım tanımın doğru olduğunu Selim böylece ifade etmiş oldu. Gerçi adı bile henüz konamamış edebiyatımızın durumu ortadadır. Türk olsa ne olur, Türkiye olsa ne. Yerli olsa ne olacak, Türkçe edebiyat olsa ne. İçinde Türkiye olmadıktan sonra, içinde bir şey kalmadıktan sonra… Ne fark eder!

Şah olanlar, şahbaz olarak köşe tutmaya devam ediyor. İsmet Özel ne demişti bir zamanlar, tarihte sessizlik varsa, işler iyidir, edebiyatta sessizlik varsa her şey kötü gidiyordur. Bizde bir sorun yok maşallah! Çıt yok. İşler kötü. Ama iyidir boş verin, yakışır. Tarihte bedeli ödenmemiş hiçbir şey yok. Bu da bir şeylerin bedeli demek.

Mutlu olduğum tek şeyle bitireyim: Halen Özdemir İnce yaşıyor, halen Cevat Çapan yaşıyor, halen İsmet Özel yaşıyor. Halen Ataol Abi yaşıyor. Sıkı sıkıya tutunalım derim bu adamlara. Böyle işte. Selam! Balıkçı gibi söylersek, merhaba!