Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz.

Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine ve akademisyenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Saliha Nilüfer

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Tam mesai çeviri, kendi yazmaya çalıştıklarım, yayımlanacak kitapların incelenmesi, yan metinler derken güncel listeleri takip edemiyor, hayli geriden geliyorum. Ama temel ilgi alanımı yansıtan, okuduğum üç kitaptan söz edeyim: Birincisi İş Kültür’ün, ilgiyle takip ettiğim 21. Yüzyıl Kitaplığı serisinden Barış Gönülşen çevirisiyle çıkan Julian Cribb’in Gezegeni Nasıl Düzeltiriz, enerji iklim kriziyle, nadir malzemeler sorunuyla karşı karşıya olan toplumlarımız için eşitlikçi bir bakışla hayatta kalma modeli – bu konuda okuduğumuz distopik metinlerden farklı olarak geleceğe dair umut veren öneriler içeriyor.

İkincisi, Çiçek Öztek ve Çağla Öztek kardeşlerin Alef Yayınevi’nden çıkan Bahçede Hayatlar’ı; yıllar içinde aldıkları permakültür-iyi ekim eğitimleriyle, kendi deneyimleriyle şehrin tam ortasında arka bahçelerini nasıl verimli bir kompost deposuna, şenlikli ve bereketli bir bostana çevirdiklerinin son derece sürükleyici, esin veren hikâyesi – iddialı olacak ama kent tarihçesine ait kısa anekdotlarla birlikte, Türkçede daha önce örneğine rastlanmamış bir metin olduğunu söylemek isterim. Klasikler bizi biz yapan metinler, bu konuda hâlâ eksiklerim olduğunu fark ediyorum, dolayısıyla yeni baskısı yapılan Deniz Keskin çevirisiyle Koridor Yayınlarından çıkan Moby Dick yılın son günlerinde gelen, heyecanla okuduğum bir kitap.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Aslında 2025’te hayat üstümüze yıkıldı ve edebiyat da epey gerisinden geldi hayatın. Yine de galiba Sabahattin Ali’nin bütün listeleri alt üst ederek dünyada çok satar olması, iki buçuk milyon takipçili sosyal medyacıların radarına girmesi bir olay sayılabilir.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Edebiyatı “edebiyat ortamından” özellikle de sosyal medyanın tuzaklı sahasından bir türlü kurtaramayışımız bir numaralı sorun galiba. Orada konuşulan olumlu olumsuz hiçbir şeyin kalıcı, yapıcı, verimli bir yanı yok. Öte yandan kültür dünyasının tekeri de onsuz dönemezmiş gibi bir hava var ve hepimiz iyi kötü sineye çektik bunu. Hep söylenir: Seksen küsur milyonluk ülkede yazan, çizen, yayımlayan, okuyan toplamda on bin kişi ya varız ya yokuz. Var olana burun kıvırmak yerine yapılmayanlara kafa yorsak, birbirimizi daha çok desteklesek önümüzdeki ciddi konulara kafa yormaya sıra gelir belki; mesela pandemiden sonra okul dışında kalmış 1 milyon gencin varlığı, kitaba erişimi olmayan çocuklar ve gençler, ülkede ve dünyada sınırlarımızı daraltan sansür… Kitap kulüpleri yararlı mı değil mi diye tartışacağımıza bunları büyük şehirlerin dışına nasıl taşıyabileceğimizi konuşsak. Sansüre karşı hep birlikte nasıl sesimizi yükseltebiliriz düşünsek. Yeni yıl, kültür alanına katkıda bulunan bütün emekçiler, çevirmenler, okurlar, yazar ve çizerler açısından daha fazla dayanışma yılı olsun dilerim.

Bir de kendi adıma epeydir yoksunluğunu çektiğim şey mizah. Artık büyük hikâyeler, serüvenler değil bireyin yası/dramı ya da nasıl kurtulduğu konuşuluyor döne döne, en beğenilen anlatılar evlerde, odalarda, bir aile etrafında dönüp duruyor, bu türün tek başına bu kadar yer kaplıyor olmasını doğrusu yadırgıyorum. İnsanlık bugüne dek nice badire atlattı, savaşların orta yerinde acayip heyecanlı hikâyeler çıkardı, sadece bireyin kendini bulma macerasıyla ilgilenilseydi bugün okuduğumuz edebiyatın yarısı olmazdı herhalde. Yeni yıldan bir diğer dileğim: absürt mizahla yazılmış hepimizi sarsacak bir Türkçe metin.