Parşömen’in 2019 yılından beri sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Buket Arbatlı

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Sayı kısıtlaması olunca insan çok zorlanıyor gerçekten. Yüz Kitap’dan çıkan Walter Kempowski’nin Her Şey Nafile isimli romanı çok etkilendiğim bir kitap oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında geçen roman Almanların aymazlığını, son dakikaya kadar yaşadıkları inkârı çok iyi anlatıyor. Karakterler ilginç, kendine has bir ironisi var. Lars von Trier’in yönettiği Europa filmini hatırlattı. Bir de kullanılan dile hayran kaldım, muhteşem bir düzensizliğe sahip, o da anlatıya sahicilik katmış.

Sel yayınlarından çıkan Sara Mesa’nın romanı Bir Aşk da kahramanı Nat ile beni büyüledi. Tüm kadınlık ve aşk hallerini harmanlamış gibiydi kadın kahraman. Neredeyse acıma duygusuyla adamla yatar, sonrasında kendi yarattığı bir aşkın içine düşer, dibe en dibe vurur. Üstelik taşra denilen ikiyüzlü küçük cehennemde etrafındakilerin büyütecinin altında böcek gibi debelenmektedir. Neyse yazar bize acır ve yine de umut var hissiyle roman biter. Mükemmel.

Zarife Biliz’in şiir kitabı Herkesin Hayvanı Kendine Benzer, Sözcükler yayınevinden çıktı. Şiir hakkında konuşmak zor. Bazen sadece bir mısra sizi yakalar, bazen bir ritim ya da mırıldanılan musikiyi duyarsınız. Ya da Beyazıt, kubbelerin üstünden bize seslenir, bir bakarsınız Baylan Pastanesi’nde gelmeyen sevgiliyi beklediğiniz o saatler avcunuza düşer. Bu duyguları yarattığı için minnettarım.

Gülhan Tuba Çelik’in hediyesi, Küresel Roman: 21. Yüzyılda Dünyayı Yazmak isimli hacmi küçük ama anlattıkları iddialı kitabı zevkle okudum. Edebiyat eleştirmeni Adam Kirsch, bazı öykü kitaplarında rastladığım ve belki de zaman zaman benim de düştüğüm tuzaklardan söz ediyor. Evrensel olmak adına özgünlüğü hem konuda hem de dilde kaybetmek. Netflix dizilerine benzeyen öykülerden mürekkep kitapların piyasada dolanmasına yol açıyor.

Antalya Edebiyat Günleri En İyi Öykü Kitabı ödülünü paylaşan Özlem Dikeçligil’in son kitabı Karanlığın İcadı’nı, ilk kitabı kadar olmasa da etkileyici buldum. Bundan sonraki kitaplarında felaket ve ölüm temalarını daha az işlemesini umut ediyorum.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Derya Sönmez’in Öteki Hayvanlar kitabıyla Sait Faik Hikâye Armağanı Doğan Hızlan Özel Ödülü’ne ve Türkan Saylan Sanat Ödülü’ne layık görülmesine çok sevindim. 2024 yılında Sel Yayınlarından çıkan kitap gerçekten bu ödüllere layıktı. Aynı şekilde Sibel Türker’in son romanı Cennette Gibiyim’le 2025 yılında tekrar Duygu Asena Roman Ödülü’nü alması beni mutlu etti. 2025 İlhan Berk Şiir Ödülü’nü Oğulcan Kütük, Dimdik Bakma Rehberi’yle kazandı. İlk kez düzenlenen bir yarışmaydı sanırım ve Kütük gerçekten hak etti. Biraz şahsi olabilir ama Clarice Lispector’un iki romanının –Bir Hayat Nefesi ve Karanlıktaki Elma– Can Yayınları’ndan çıkması, Gospodinov’un Türkiye’de film yıldızı kadar ilgi görmesi heyecan vericiydi.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

En önemli sorunun kitap maliyetlerinin artması olarak görüyorum. Matbaası olmayan bağımsız yayınevleri sıkıntı içinde, eskisi gibi kitapevlerine gidip kitap almak bir lüks haline geldi. Fuarlarda gençlerin kuruşları hesapladığını görmek iç acıtıcı. Buna rağmen yine yazmaya ve yayınlamaya inatla, cesaretle devam edenler var. Umut verici. Mine Kırıkkanat’ın, Elif Şafak’a açtığı intihal davasını ise komik buluyorum. Verilen kararı okuyan birisi kitap yazmaya cesaret edemez. Yavuz Ekinci, bu kitabı neden yazdın diye yargılandı, inanılır gibi değildi. Sıkı edebiyat terimini çok severim, okuru kısıtlıdır, bilinçlidir. Yazarlar onlar tarafından beğenilmek, okunmak ve karşı karşıya gelmek de ister. Ancak iyi bir romancı olan arkadaşım Çağnam Erkmen’in dediği gibi söyleşiler, imza günleri yazarların kabul günü gibi oldu. Okurlar nerede?