Bana yobaz diyenlere, çok fazla örnek verildiği için iyi bilinen başka bir boykot örneğini de hatırlatmak isterim. Nazi destekçisi Nobel ödüllü yazar Knut Hamsun’un on binlerce okuru da yazarın Norveç’teki evinin önüne sessizce kitaplarını bırakıp, bir soykırımcının destekçisi olduğu için yazarın yazdıklarını okumayacaklarını medeni bir şekilde yazara anlatmışlardı.

Hiç uzatmadan söyleyeyim, yazıya doğrudan böyle bir başlık vermemin sebebi tam olarak böyle bir sıfatla suçlanmam. Önce bu kısmı bir anlatayım.
Tekrar polemik olmasın diye mevzuyu çok detaya girmeden özetlemek istiyorum. Geçen hafta bir yayınevi başka bir dilden çevrilen kitaba ülkedeki siyasi dinamikleri göz önünde bulundurarak sansür uygulamıştı. Sonra o çeviri kitabın editörü, “Kara Murat benim” diyerek suçu üstlendi. Azmettirici yayınevi cezai ehliyeti olmayan editörüne atf-ı cürüm yapmak suretiyle özür filan dilemeden bu işten sıyrılmış oldu.
Ben de bu sırada o yayınevinin yaptığı bu etik dışı uygulamaya tepkimi göstermek için birkaç X mesajı attım. Ardından da o yayınevinin bir yazarıyla ilgili onun gerçekten iyi bir yazar olmasına rağmen, başka yayınevlerinden çok rahat bir şekilde kitaplarının yayımlatabilecekken o yayınevini seçmesinin bir zorunluluk olmadığını, hukuk diliyle söyleyecek olursak taammüden yapılan bir seçim olduğunu, madem yazar böyle bir bilinçli seçim yapmışsa biz okurların da o yazarı ve yayınevini okumamak gibi bir tercih yapabileceğimizi söyledim. Zaten bir yazarın da kitabını başka bir yayınevi yayımlamıyor diye dünya görüşüne aykırı bir yayınevinden yayımlama diye bir zorunluluğunun olmadığını düşünüyorum ama o ayrı bir yazının konusu.
Hemen ardından o yayınevinin ve arkasındaki dev medya gücünün sosyal medya linçi başladı. Yobazlığımla, kültür ve sanat düşmanlığımla, faşistliğimle, barbarlığımla, o yazar kadar bilinen biri olmadığım için kıskançlığımla, kompleksli olduğumla ilgili çoğu küfür ve hakaret içeren onlarca mesaja maruz kaldım. Bunları yazan insanların büyük bir çoğunluğu da bot hesaplar filan değil, profilinde bilmem ne edebiyat ve sanat dergisinin editörü, bilmem ne üniversitesinin edebiyat doçenti gibi sıfatlar yazan muhafazakâr dünyanın edebiyatla uğraşan insanlarıydı. Bu yazıyı yazma sebebim, onlara vereceğim cevabı daha entelektüel bir şekilde ve zeminde vermek için olduğu için, sosyal medyada hiçbirine engelleme dışında bir cevap vermedim.
Tam da onların bana atfettiği yobazlık kelimesinin tersine, okurların bir yayınevini ya da yazarını boykot etmesinden daha özgürlükçü bir eylem ne olabilir ki diye düşünüyorum. Elbette ki okurların yayınevlerini ve yazarlarını sevme, destekleme hakkı kadar boykot etme ve okumama hakkı da vardır. Sonuçta kitap da, yazar da yayınevi de kutsal varlıklar değildir. Kutsal kitapların bile boykot edildiği bir çağda fanilerin yazdıklarının boykot edilmesi kadar daha doğal ne olabilir ki?
Özellikle bana yobaz diyen o muhafazakâr camianın çok iyi hatırlayacağı ve o zamanlar alkışlarla desteklediği bir boykotu onlara hatırlatmak isterim. Geçen yıl, tam da bu yazıyı yazdığım bugüne denk gelen 28 Ekim tarihinde içlerinde Nobel, Pulitzer, Booker ödüllü yazarların bulunduğu bin yazar bir bildiri yayımlayarak İsrail yayıncılık sektörüne karşı tarihin en büyük boykotunu başlatmışlardı. Sally Rooney, Abdulrazak Gurnah, Annie Ernaux, Viet Thanh Nguyen, Junot Díaz, Percival Everett, Rachel Kushner gibi yazarların yanında Yahudi kökenli yazarlar Judith Butler, Naomi Klein ve Miriam Margolyes’in de aralarında bulunduğu bu bin yazar mektuplarında, “Çoğunlukla doğrudan devletle çalışan İsrail kültür kurumları, onlarca yıldır milyonlarca Filistinlinin mülksüzleştirilmesi ve baskı altına alınmasını örtbas etmede, gizlemede ve sanata dönüştürmede önemli rol oynadı,” diyerek bu yayınevlerinden çıkan kitapların alınmamasını, yazarların bu yayınevlerinden kitaplar yayımlamamasını istediler. O zamanlar bu bildiriyi çılgınca destekleyen bu insanlar bu yazarları barbarlıkla, yobazlıkla, kitap düşmanlığıyla suçlamamışlar, bilakis soykırımcı İsrail hükümetinin karşısında oldukları için özgürlük kahramanları ilan etmişlerdi.
Bana yobaz diyenlere, çok fazla örnek verildiği için iyi bilinen başka bir boykot örneğini de hatırlatmak isterim. Nazi destekçisi Nobel ödüllü yazar Knut Hamsun’un on binlerce okuru da yazarın Norveç’teki evinin önüne sessizce kitaplarını bırakıp, bir soykırımcının destekçisi olduğu için yazarın yazdıklarını okumayacaklarını medeni bir şekilde yazara anlatmışlardı.
Yakın zamanda Türkiye’nin en büyük yayınevlerinden biri, alkollü araba kullanırken üç masum insanın ölümüne sebebiyet vermiş ve okurlar nezdinde cezasını yeterince çekmemiş bir yazarın hâlâ kitaplarını yayımlamaya devam ettiği ve ona imza günleri düzenlediği için okurları tarafından boykota uğramıştı. O zamanlar muhtemelen bana yobaz diyen birçok insan da bu boykota destek vermişlerdi.
İşin özü, yanlış yaptığı düşünülen bir yayınevinin ve yazarın boykot edilmesi kadar özgürlükçü bir eylem yoktur. Asıl yobazlık bu özgürlükçü eylemi yobazlık olarak nitelemektir. Bir de bir yayınevi ya da yazarını etik ilkeleri ihlal ettiği için boykot edene değil de, bir yayınevi veya yazar kitaplarından dolayı fiili saldırıya uğrarsa işte o zaman bunun karşısında olmayana yobaz ve barbar denilir.
Son olarak bana yobaz denilmesinin canımı o kadar da çok acıtmadığını ama başka bir şeyin canımı yaktığını söylemek istiyorum. Yobaz olmadığımdan emin olmaktan dolayı da olabilir tabii ki bu rahatlık. Bu yazıyı yazdığım sıralarda yüz elli bin gibi oldukça fazla görüntülemeye ulaşan ilgili X bildirimimin sadece elli tane beğeni ve iki tane destek mesajı alması asıl beni üzen şey oldu. Beğeni budalası olacak yaşlarımı çoktan geçtim, umurumda da değil yazdıklarımın beğenilip beğenilmemesi. Ama burada başka bir şey söz konusu. Gerektiğinde dost meclislerinde özgürlük, faşizme karşı direnme, yazarın bağımsızlığı, yandaşlık filan gibi konularda mangalda kül bırakmayan dostların böyle riskli bir konuda topa girmemesi canımı sıktı. Anladım ki, birçok kimse yayınevleriyle, oradaki yazarlarla arasını bozmak istemiyor. Neme lazım, bir gün lazım olurlar diye düşünüyor. Muhalifliğini, özgürlük savaşçılığını tatlı ve ılık sularda yapmanın konforlu alanından çıkmak zor geliyor. Canları sağ olsun o dostların da…
Ahmet Kaya gibi kendimi teselli ederim ben de: “Olsun gözüm olsun, bir ben kaldım, bir ben kaldım / Voltasında gecenin, hiç uyumamış ben…”
Ahmet Karadağ

Sevgili Ahmet Hocam, bahse konu yazarı tanımadığımızdandır X’teki paylaşımınıza tepki vermemek.
Teşekkür ederim açıklamanız için Sevim Hocam. Elbette sitemim bu durumu bildiği halde uzak duranlaradır… 🙏🌺
Sağlık olsun hocam. 🌿🌷
Yazıyı okumaya tahammül edemedim. Şunu diyeyim ketebe uzun zamandır kendimce boykot ettiğim bir yayınevi ancak ahmet bey, gerçekten polemik yaratmak isteyen, hatta liseli bir genç gibi ilgi bekleyen bir karakter. Tivitletine bakarsanız bu gerçeği görürüsünüz. Sürekli bir onaylama ve onaylanma ihtiyacı, sürekli bir mağduriyet. Sürekli. Her şeye üstten yorumlar ve gereksiz abartı şovlar. Onu takip eden herhangi bir ünlü kişiyi bile ss alıp paylaşarak, onur duyduğunu söyleyen biri. Bir takipten onur duyan biri sağlıklı olabilir mi?
ben ahmet bey hakkında şunu düşünüyorum hatta ketebeye zamanında dosya yolladığını ve kbul edilmediğini. çünkü 10 defa üst üste ketebe hakkında tivit atmış. bir kere tepki gösterir geçersin. ama bu kadar öfkeli yaklaşmak, hedef göstermek başka birr şey. samimiyetine asla inanmıyorum. ketebeye mail atmak gerek bu adam size hiç dosya yolladı mı diye, hatta bir deneyelim bakalım
Sevgili Mehmet Bey Kardeşim;
Öncelikle gerçek isminizle, cisminizle, resminizle yazarsanız yaptığınız hakaretlere bir cevap alma hakkına sahip olabilirsiniz. Böyle perde arkasından hakaret ederseniz sağlıklı bir iletişim kuramayız.
Sevgilerimle…