Dünya’nın oluşumundan itibaren (50 Milyon yıl hata payıyla) 4 milyar 540 milyon 874 bin 676. Yıl, 3. Gün:
NİTELİKSİZ ADAM
İnsan Musil’i okurken kitabın, hayatımız gibi, bitmesini hiç istemiyor. Yazar da bitirememiş zaten. İyi ki dört kalın cilt. Dünya edebiyatında gelmiş geçmiş en iyi on eser arasında gösterilen Avusturyalı yazar Robert Musil’in Niteliksiz Adam’ının iyi Türkçe çevirilerine sahip oluşumuz bir şans.
Bu kitabı seviyorum. Her şeyi olduğu kadarıyla bırakıp terk ettiğimiz bu dünyada bizi, bir şeyi bitirememenin duygusuna biz henüz nefes almaya devam ederken alıştırıyor.
Bu kadar devasa bir yapıtta ne anlatılabilir? Hemen hemen her şey. Kitap, Avusturya’nın bürokrat ve seçkinlerinin yaşam ve düşünce dünyalarının içinden hem tarihe hem de insanlığın durumuna ışık tutan düşünceler taşıyor; hikâyeye değil fikirlere dayanıyor. Her şeyden önemlisi, fikirler dile getirilirkenki dil becerisine dayanıyor.
Almancanın en önemli felsefi ve politik eserlerin dili olduğu düşünüldüğünde, Niteliksiz Adam’ın bu dilde doğması rastlantı sayılmaz. Yazar adeta sözcüklerle hokkabazca oynuyor. Şaşırtıcı fikirler öne sürerek, dünyada düşünülmemiş bir şeyin kalmadığı görüşüne ezici üstünlük sağladığı gibi sonraki nesiller için bu görüşe alabildiğine katkı da sunuyor. Adeta, düşünülüp dile getirilmeyen hiçbir şey bırakmıyor.
Kitabı elime her alışımda gene bir Avusturyalı filozof olan Wittgenstein’ın “dünyamın sınırları, dilimin sınırları kadardır,” düşüncesinin doğruluğuna tanık oluyorum. Musil dilini neredeyse sınırsızca kullanıyor.

Takip edilesi, meraklı bir konusu olmadığı için zaman zaman açıp rastgele bir yerinden okurum. İkinci cildin “General Stumm devlet kitaplığına girer” başlıklı 100. Bölümünde, general, İmparatorluk Sarayı’nın kütüphanesini ilk kez ziyaret eder. Dünyanın en büyüklerinden biri olan kütüphanede üç buçuk milyon kitap bulunduğunu öğreniriz.
General, kütüphanenin işleyişiyle ilgili gördüklerinden ve duyduklarından çok etkilenir ve kütüphane düzenine hayran kalır. Bu düzeni ordudaki düzenle karşılaştırır ve askeri düzenle, savaşlar ve ölüm arasında kolayca kurulabilecek ilişkiyi kütüphane düzenine, dolayısıyla kitaplarla ölüm arasında bir ilişki varmışçasına edebiyata taşır. Düzen ve ölümü karşı karşıya getirir.
Yazar spekülasyona yol açabilecek konuları bilerek mi önümüze getiriyor, emin değilim. Eğer, edebiyatın yazarları öldürebileceğini kastediyorsa, orada yanılıyor. Çünkü, edebiyat yazarları genellikle öldürmeyi seçmez, süründürür(!).
Niteliksiz Adam’ı okumak, bir şarkıyı dinlerken alınan zevk gibi. Okurken verdiği doyumu aktarmak olanaksız.
8. Gün: HÜSNÜ KURUNTULAR
Yaz ve Kış
Yazlar ısındıkça ısınıyor. Bunaltıyor. Kışlar kış olmaktan çıktı. Karın meskeni dağlar oldu. Bahara hâlâ sözümüz yok. Mayıs çiçek rengi, Eylül yaprak.
Aylardan Eylül. Sisli bir sabah. Renkler gri bir tülün ardında solgun. Eylül, yüzünün hareli renklerini göstermekte isteksiz. Güz görümlüğü istiyor.
Aldatmak ve Aldanmak
Aldatma, doğanın icat ettiği, türlerin ve yaşamın devamını garantiye almaya yönelik bir tuhaf yöntem. İnsan türünün de hayatta kalma stratejisinde en önemli kozu aldatmadır. Hayvanlar ve bitkiler aleminde de böyledir. Aldatma duyuları hedef alır; gösterir, işittirir, gerekirse koklatır ve tattırır. Amacın gerçekleşmesi için gerçek yanılsanmalıdır. Bu, insanların dünyasında yalanla ve gözbağıyla sağlanır. Aldatma mekanizmaları bireye yöneltildiği kadar topluma da yöneltilebilir.
Eğri oturalım doğru konuşalım. Hayat, –bazen de gönüllü baş eğdiğimiz– büyük bir aldanıştan başka nedir ki?!
Ahlat ve Asma
Türlerin ve ırkların benzer amaçlar taşıması, onları karşı karşıya getirir. Bir asmanın ahlat ağacına tırmanıp onu sarması, havasız ve ışıksız bırakması nedir? Kavga bundan çıkar. Savaş bundan çıkar. Gülün dikeni “bana yaklaşma” mesajıdır. Silahlanma bu demektir. İnsana yüklediği ağır parasal ve duygusal maliyete karşın dünyada kan davalarının ve savaşların sürekliliğini, insanın beyin ve bellek (belgecilik) gelişmişliğinde aramak gerekir, çünkü hayvanlarda intikam duygusu yoktur.
(Son cümlemi yapay zekâya onaylattım. Bana “çok güzel ve derin bir soru” sorduğum için yeşil yapraklı bir dal hediye etti ve hayvanlarda intikam planlamak için gerekli olan “ahlaki farkındalığın” olmadığını söyledi. Çok da saygılı; ahlaki farkındalıkla “ahlak düşüklüğünü” kastettiğini sanıyorum.)
Ezikler ve Kimlikler
Ezik insanlar daima bir kimlik arayışında olurlar ve kendilerine yeni bir kimlik yapıştırıp ömürleri boyunca o kimliği korumaya çalışırlar. Gayretleriyle, toplumda saygı uyandıran mesleklere ve mevkilere sahip olsalar bile ezikliklerine neden olan reddettikleri kimliklerini içlerinden atamazlar. Kendilerinden başka biri olmak ve öyle görünmek hayatlarının tek amacıdır.
Gel gör ki gerçek değerler ve yapıtlar, kimlik sorunu olmayan, bir bakıma yaşamda gereksiz enerji ve zaman kaybetmeyen bireylerin zihinlerinden ve ellerinden çıkıyor.
Şovenizm ve Aile-izm
Hümanizmin en büyük düşmanı aile şovenizmidir; dışlamanın, ötekileştirmenin kaynağıdır. Şovenistlerde, insan sevgisi temelde aile ve sülale bireyleri dışındakileri kapsamaz.
Aile şovenizminin sularında kulaç atanlar, aynı zamanda onmaz bir insan sevgisine sahip görünmeyi de başarır. İnsana toz kondurmayan, haklarının yendiğini düşündükleri insanlar için dövünüp ahlayan insan tipleri arasında bunlar da vardır. Aile şovenistinin sahte insan sevgisi maskesi, aile bireylerinin tüm insanlardan üstünlüğü üzerine kurulmuş hiyerarşik merdivenin basamağında tökezlenirken düşer.
İnsan sevgisinin hiyerarşisi olmaz. İnsan, insanlık adına insanı sevmelidir. “Benim ailem” dairesinin çapı, benim hemşehrim, benim mezhebim, benim dinim, benim ulusum şovenlikleriyle genişledikçe, insan sevgisi yerini gösteriye bırakır. Sonunda, gerçek insan sevgisini aile şovenizmini sorgulayarak aşmış, insanlık adına hareket eden farklı ulusların farklı dindeki, mezhepteki, coğrafyadaki insanlarından öğrenmek zorunda kalırız.
13. Gün: BİFED GÜNLERİ
12. Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali bu yıl 8-12 Ekim tarihlerinde yapıldı.
Sözü hemen BIFED Direktörü Petra Holzer’e bırakıyorum. Açış konuşmasının bir yerinde diyor ki:
Eleştirel seslerin, mağdurların ve direniş hareketlerinin “gölge engelleme” yoluyla susturulması, yeni medya düzenimizin sıradan bir parçası haline geldi. Bunun sonucu ise, kaçınılmaz olarak dezenformasyon. Küçücük işler için bile yapay zekâ kullanımı hızla artarken, elektrik tüketimleri ve karbon emisyonları da aynı hızla yükseliyor.
Petra, konuşma metninde, toksik çevreler ve sağlık sorunları gibi olumsuz sonuçların asıl yoksulları ve etnik azınlıkları etkilediğini de vurguluyor.
96 dakikalık Arjantin, Almanya, Kolombiya yapımı Memleketime Bir Şarkı (2024) ilk izlediğim belgeseldi.
Arjantin kırsalının ortasında ve haftada birkaç kez uçakla tarım ilacı püskürtülen tarlaların içindeki bir ilkokulda müzik öğretmeni olan Ramiro, öğrencilerinin zehirleniyor olması gerçeğini bir şarkıyla topluma taşımaya karar verir. Söz ve besteyi öğrencileriyle birlikte gerçekleştiren Ramiro, sıra şarkısını topluma tanıtmaya gelince dünya gerçeğiyle yüz yüze gelecektir.

Projesi için okul müdüründen, öğrencilerinden ve komşu okullardan aldığı destekle yola çıkacak, ama yolu tarım ilacı şirketi ve çalışanları ile yerel Belediye tarafından kesilecektir. Projesi olası tüm bürokratik engellere takılacak, tarımla geçinilen bölgede istenmeyen adam ilan edilecektir.
Çabaları sonucu Arjantin’in ünlü şarkıcılarını projeye çekmeye çalışan Ramiro, sonunda büyük öğrenci korosuyla hayal ettiği ünlüler konserini gerçekleştirebilecek midir?
Film, bir müzik öğretmeninin ölümcül bir çevre sorunu konusunda toplumun suskunluğunu bozma mücadelesini, şehrini, ülkesini ve dünyayı ayağa kaldıracak kadar nasıl yükseltebildiğinin hikâyesi.
Gerilim filmlerini aratmayacak kurgusuyla, hiçbir gerçeği karanlıkta bırakmayan ve çoğu yetişkinin gözardı ettiği çocuk dünyasının zenginliğiyle ışıldayan “Memleketime bir şarkı” unutulmaz bir eko-belgesel.
19. Gün:
Yaşam, yalnız kendi karar ve seçimlerimizle yaşayamayacağımız kadar karmaşık ve bu gerçeği anlayabileceğimiz kadar da basittir.
Nazmi Özüçelik

Sevgili Nazmi, yine harika bir günlük okudum. Yaz ve kış, şiire kanatlanmış, çok hoş.
Teşekkürler.
Servet
Ben de keyifle izliyorum,söylemesi ayıp ‘yakın arkadaşımdır; aynı işyerinde aynı odada yıllarca birlikte çalıştık’ diye kendime pay çıkarıyorum!! ozkaplan50@yahoo.com
İnceliğin için teşekkürler, Süleyman’cım.
Sağ ol, Servet’cim. Mutlu oldum.