Fatma Umay’ın Epona Yayıncılık etiketiyle Mart 2024’te yayımlanan Ev Yapımı Kozmos’unu mercek altına aldığım bu yazımın başlığı biraz göz korkutuyor olabilir fakat bu başlığı, metnin ana eksenlerini çok başarılı bir şekilde birleştirdiği için tercih ettim. Bu başlıkta iki temel kavram bir araya geliyor.

Sonsuz Döngüde Bir Yaratılış: Metindeki tekrarlar, tekerlemeler ve olayların “geriye sarılması” bu sonsuz döngüyü ifade ediyor. Metinde yer alan yaratım (ekmek yoğurma, örgü örme) ritüelleri sürekli bir şekilde yapılırken bu ritüeller bir noktada yıkımla son buluyor ve her şey başa dönüyor. Bu döngü, ana karakterin arzularını, bastırılmış annelik duygularını ve bir türlü tamamlanamayan yaratım çabasını simgeliyor.

Ev İçinden Yükselen Bir Kozmogoni: Ev Yapımı Kozmos ilk bakışta masalsı bir hikâye gibi görünse de katman katman açıldığında Türk mitolojisi, halk inanışları, psikanalitik çözümlemeler ve feminist okumalarla beslenen zengin bir yapıya sahip. Yazar bir yandan gündelik olanı, ekmek yoğurma, kışlık konserveler hazırlama, kavanoz doldurma, örgü örme, kutsal yaratım ritüellerine dönüştürüyor; diğer yandan kadının yalnızlığını, yaratıcılığını ve ataerkil tahakkümle mücadelesini ev içinden yükselen bir kozmogoniye taşıyor. Kozmogoni diyorum çünkü evrenin veya kozmosun yaratılışını, kökenini ve gelişimini açıklayan teorileri ve inanç sistemlerini ifade eden bir sözcük. Bu kavram, genellikle mitolojik ve dini metinlerde karşımıza çıkıyor. Bence Ev Yapımı Kozmos’da kadının gündelik ev işleriyle yeni bir evren yaratması, bu kavramın modern ve kişisel bir yorumu olarak ele alınabilir. Kozmogoniler, bir yaratıcı tanrının veya ilkel bir gücün evreni nasıl oluşturduğunu anlatırken aynı zamanda bu sürecin sembolik anlamlarını da taşıyor. Böylece metin, kadın bir yaratıcı/anlatıcı figürünün en üstte konumlandırılmasında ve ev içinden yükselen bir yaratılış hikâyesinde kendini gösteriyor. Tam da bu kısım, metnin mitolojik ve feminist okumalarını öne çıkarıyor. Anlatıyı zihnimde anlamlandırırken göstergebilimsel yaklaşımlar, psikanalitik, yapısal ve postmodern eleştiriler arasında gidip geldim. Metindeki ikili karşıtlıkları (kadın/erkek, yaratım/yıkım, ışık/karanlık), ritmik tekrarlar ve tekerlemelerle “anlamın yeniden üretimi”, Freud’un “arzu ve bastırma” kavramları, Jung’un arketipleri, Lacan’ın “eksik olan” fikri, metnin oyunbazlığı, masal ve mitle modern psikolojiyi aynı potada eritmesi hepsi tabiri caizse gözümün önünden film şeridi gibi geçti.

Ana karakterin bir bir yitirdiği çocukları, yeniden doğurma ve bastırılmış annelik arzusu bana Freud’un “Bilinçdışı hiçbir şeyi kaybetmez,” tespitini hatırlatırken hem koruyucu hem yıkıcı Umay Ana’nın yansıması Jung’un “Büyük Anne Arketipi”ni, yine metindeki sürekli çözülme ve yıkım da Lacan’ın eksiklik kavramını (hiçbir yaratım tamamlanmaz, her şey geriye sarılır) aklıma getiriyor. Ev Yapımı Kozmos’un Batı edebiyatıyla Türk edebiyatı içerisinde karşılıklarını bulduğum birkaç yazar da var bana göre. Mesela Sylvia Plath gibi yazarlar ev içini kadın bilincinin hapishanesi olarak işlerken Türk edebiyatında Latife Tekin evin büyülü gerçekçiliğini kullanıyor. İşte Ev Yapımı Kozmos bu iki damar arasında köprü kuran bir metin. Ev hem yaratımın merkezi hem de yıkımın sahnesi. Kadın, mutfağında Tanrıçalaşıyor ama erkek figür, kadının yarattığını yok ederek bir yerde ataerkil tahakkümün sembolü oluyor. Yine Sevim Burak’ın deneysel üslubu, tekrarlı ve kırık anlatısıyla Italo Calvino’nun masalsı dil ile modern bilinç arasında kurulan köprü benzeri bir şeyler var Ev Yapımı Kozmos’da.

Metin, “Zamanın behrinde…” (s.7) ifadesiyle başlayan destansı bir dille açılıyor. Tekrarlar ve tekerlemeler birer büyü formülü, tılsım gibi:

“Uyan! Uyan! Uyan!” (s.12).

“Sen benim kocamsın! Sen benim kocamsın! Sen benim kocamsın!” (s.15)

Türk masallarındaki “Dandini dandini” ya da çocuk oyunlarındaki “hani bana hani bana” gibi ritimler hem güven verici hem de obsesif bir yankı yaratır fakat bu metinde tekerlemeler yalnızca folklorik bir öğe değil, aynı zamanda bilinçdışının sesi, metni diğer bölüme bağlayan geçiş köprüleri gibi. Umay Ana ve Ülgen Ata figürleri doğrudan yaratılış mitini çağrıştırması için kullanılmış. Kadın karakter, Umay Ana gibi bereketin ve doğurganlığın taşıyıcısıyken erkeği yaratansa Ülgen Ata’dır. Erkek figürün zamanla canavara dönüşmesi kadının bilinçdışında korktuğu ataerkil tahakkümün bir dışavurumu. Yumaksa kaderin ipliği, bereketin simgesi ama sonunda kara kedi tarafından çözülen bu ip yığını bu çözülmeyle yalnızca kişisel bir yıkım değil, mitik ölçekte bir kıyameti de başlatıyor.

Fatma Umay

Metinde okurun dikkatini ilk çeken şey bana göre sayı motifleri. “Bereket olsun diye üç nefes üflediğim” yumak, eski Türk inançlarında ve Şamanizm’de kutsal bir sayı olan “üç”ü referans alıyor. Üç, evrenin üç katlı yapısını (yer, gök ve yeraltı) veya yaşam döngüsünün aşamalarını (doğum, yaşam, ölüm) temsil ediyor. Ayrıca, yazarın bir kediyle “dört” nala oynayan kocası arasındaki çatışması, “dört” sayısının döngüsellik ve tamamlanma sembolizmi üzerinden var olan düzenin bozulduğunu ve tamamlama gücünün yitirildiğini düşündürebilir. Sayıların yanına renkleri de ekleyebilirim.

Siyah: Harabe evin duvarları ve kara kedi → yok oluş, uğursuzluk.

Kırmızı: Çaput, duvak → doğurganlık, nazara karşı koruyuculuk.

Beyaz: Tül, süt, gömlek → saflık, koruyuculuk, başlangıç.

Mor: Menekşe, arsız bitki → gizem, aşk ve sır.

Üç: “Üç nefes üfledim” → şamanik kutsallık, doğum-yaşam-ölüm döngüsü.

Yedi: Yedi nesil, yedi kat gök → evrensel bütünlük.

Kırk: Kırklama, geçiş dönemi → lohusalık ve yeniden doğum.

Umay Ana ve Ülgen Ata gibi figürler, Türk mitolojisine doğrudan göndermeler, metnin fantastik gerçeklik zeminine oturması, Umay Ana’nın dişil yaratım gücü (yeri ve kadını yaratması), Ülgen Ata’nın eril yaratım gücü (göğü ve erkeği yaratması) metnin ana çatışması, bütün bu semboller geleneksel Türk mitolojisi motiflerinin modern bir hikâye içinde nasıl yeniden yorumlandığının iyi bir göstergesi. Kısacası bence bu anlatı genel yapısı itibarıyla Yaratılış Efsanesinin modern bir kadının dünyasına uyarlanmış hali. Bu alegorilerle ince ince örülmüş anlatı feminist okumaya da oldukça açık. Kadının kendi emeğiyle yarattığı bu kozmosta erkek figür, başlangıçta edilgen ve bağımlıyken zamanla kendi dünyasını kelimelerle kuruyor fakat kadının yarattıklarını yok ederek. Bu, ataerkil düzenin kadın emeğini nasıl tükettiğinin güzel bir alegorisi. Sonunda kadının yalnız bir Tanrı gibi kalışı hem trajik hem de ironik.

Ev Yapımı Kozmos tekerlemeleriyle büyü, renk ve sayılarıyla folklor, psikolojik derinliğiyle psikanaliz, feminist okumasıyla toplumsal eleştiri taşıyor, belki daha pek çok şey de. Bence bu yönüyle Türk edebiyatında özgün bir örnek hem de dünya edebiyatındaki büyülü gerçekçi ve feminist metinlerle diyalog kuruyor. Bütün bunların yanında bölüm başlıklarının, görsel metinlerin daha iyi bir mizanpajı hak ettiğini de belirtmeliyim, belki diğer baskılarda bu söylediğime dikkat edilir.

Yazarın dediği gibi söz büyüyüp yumak olmadan yazımı Ev Yapımı Kozmos’un bir tekerlemesiyle toparlayayım.

Yuvarladım yumağı, yumakta buldum tarağı, tarağı verdim Umay’a, Umay bana buğday verdi, buğdayı verdim kuşa, kuş bana kanat verdi, kanadı verdim göğe, göğ bana yağmur verdi, yağmuru verdim yere, yer bana ot verdi, otu verdim koyuna, koyun bana yün verdi, yünü verdim Umay’a, Umay bana yumak verdi.

Şeyda Başer Eroğlu