
Kuş. Uzun, çatallı ve bol yapraklı dalın üzerinde bir iki adım. Dünyayı hemen kavrıyor; dünya aşağısı, yukarısı ve ortasıdır. Yumurta kabukları biçimsiz. Çatlayalı epey zaman oldu. Öylece kaldılar yuvada. Kardeş yok, anne birkaç gündür gelmedi. Aç mı? Sayılır. Bir kuşun aç olup olmadığını nasıl anladığını hiç düşünmediniz. İnsanlar akıllıdır.
Kuş uçmadan, uçmayı denemeyerek, bir tırtıl gibi sürünerek ağaçtan aşağı inmeyi düşünüyor. Deniyor. Korksa da yapmalı bunu, içinden böyle geliyor. Bir kuş için ilginç bir arzu. Oldukça uzun bir zaman. Aşağıya inmek, bir ağacın aşağısına inmek, köklere, toprağa yaklaşmak kolay değil, hemen olacak bir şey değil. Zaman alacak bir şey. Evet, kuş ya da kuşlar için bile.
Ağacın gövdesi kuşa aşağıya inmesinde yardımcı oluyor aslında. Çünkü yıllardır, ona söyleyeceklerini biriktirdi, onun geleceğini biliyordu. Hatta büyürken hep kuşun geleceği günü hayal etti. Görür görmez tanıyacağını biliyordu kuşu, ağaç. Ağaçlar enteresan şeyler bilirler. Hep tutmak zorundadırlar içlerinde bu enteresan şeyleri, buna inanmak zor, ağaçların hareket edememesinin nedeni budur aslında, kökleri değil. Size bu büyük sırrı vermekle yükümlüyüm, tarihten gelirken karşılaştığım bir yük bu. Fakat uzatmaya gerek yok. Şimdi bahsedilmesi gereken şey oldukça başka.
Kuş ayakları toprağa değdiğinde uçmanın ne demek olduğunu anladı. Ağacın dibindeydi. Tam dibinde. Ağaca baktı küçük boynunu hareket ettirip. Bir zaman önce yukarıda olduğuna inanamadı. Yukarısı; inanılmayacak kadar göğe yakın bir yer. Elbette ağacın sayesinde. Ağaç küçük bir ağaç olsaydı, gök bu kadar yakın olmazdı. Kuş bir şey söylemek istedi ve ağzından yalnızca bir “cik” çıktı. Büyük bir şaşkınlık ve yeni bir bilgi için elinden gelen, ağzından çıkan yalnızca buydu. Tüm canlıların benzer problemleri var. Kuş henüz bunu bilmiyor, ömrünün sonuna kadar da öğrenemeyebilir. Kendisinin de bir canlı olduğunu biliyor mu acaba? Ya da bundan nasıl ve ne kadar emin? Ayakları toprağa değdiği için mi… Uçsa bir hayale kapılabilir öyleyse, uçsaydı yani.
Kuşun bu derin dünya hali esnasında, bir ses duyması iyi oldu. Ses ağaçtan geliyordu. İşin tuhafı kuş sesi anladı üstelik insanların dilinde. Kuşun insanların dili olup olmadığını, hatta nelerin insan olduğunu bilmesi bile beynimizi zorlayan bir şey. Fakat ağacı ağaç olarak biliyorsa, ağaç da onun kuş olduğunun farkındaysa, bir şeyler kendiliğinden işliyor olmalı.
Ağaç kuşa basit bir şey söylemişti: “Merhaba.” “Merhaba,” dedi kuş. Nasıl “merhaba” dediğini bilmeyerek. “Bu halinde güzel,” dedi ağaç, “Çok değiştiğini kabul etmeliyim ama…” Kuş duyduğu sesleri anlamasına şaşıramadan, duyduğu seslerin anlamına şaştı. Pek de uzun olmayan bir zaman dilimi boyudur dünyadaydı ne de olsa. “Teşekkür ederim,” dedi ve ekledi kuş, “Daha önce nasıldım bilmiyorum ama…” Mahcuptu bunu söylerken. Ağaç kuşu süzdü, “Daha önce,” dedi, “Daha önce en az benim kadar uzun boyluydun.” “En az senin kadar uzun boylu…”
Kuşun küçük aklından ister istemez daha önce bir ağaç olduğu geçti; ağaç, şu karşısında duran, onunla konuşan ve üstünden aşağıya indiği şey. Ağaç çok geçmeden yeniden duyurdu kendini kuşa. “Tam yirmi yıl oldu. Yirmi yıl önce, sanırım kırklı yaşlarındaydın. Uzun, upuzun sakalların vardı. Aksayarak yürüyordun. Avucunun içindeydim, bir bebek bile değildim. Henüz yoktum, olacaktım, başka bir şeydim.” Kuş dinliyordu. Toprağın tıpkı ağacın ayaklarını sardığı gibi kendi ayaklarını da sardığını hissetti. Oradan bir daha ayrılamamaktan korktu bir an. Korkusu çabuk geçti. Ayaklarına baktı, bir tanesini kaldırdı sonra indirdi ve bilinçsiz tekrarladı yine ağacı “Avucumun içinde…”
“Sonra,” diye devam etti ağaç “Beni toprağa yerleştirdin özenle, hava almam için delikler bile açtın. Besledin. Korudun. Büyüttün. Benden bile uzundun o zamanlar. Ben seni tanıyorum. Adını bile biliyorum. Çocuklarının adını da. Eşinin de.”
Kuş kanatlarını çırptı, uçamadı, olduğu yerde havalandı azıcık, daha da yakınındaydı ama şimdi ağacın, daha da dibinde. Sadece, “Ama nasıl,” diyebildi. “Sen,” dedi ağaç, “Bir insandın yıllar önce, beni buraya diktin. Dün gibi hatırlıyorum.”
Küçük kuş tıpkı ayakları toprağa ilk değdiğinde olduğu gibi, şimdi yeniden uçmanın ne demek olduğunu anladı. “Bu,” dedi, “İnanılmaz.”
Tam ağaç bir şeyler daha söylemek üzereydi ki küçük kuş havalandı. Annesi ayaklarıyla yakalamıştı onu. Dala bıraktı.
“Anne!” dedi küçük kuş, “Ağaç benimle konuştu! Ben, ben onu buraya diken insanmışım!”
Anne “Cağğk!” dedi ve yavrusunun üstüne oturdu.
Onur Akyıl
