Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.
Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Bu yıl yayımlanan ve daha önce yayımlanmış ama bu yıl okuduğum kitaplardan bir liste hazırlamanın daha makul olacağını düşünüyorum.
Öncelikle Büyük sermayeler olmadan çok iyi işler yapan Holden Kitap’tan çıkan iki kitabı saymak isterim. William Gay’den Ebedi Ev ve Harry Kressing’den Aşçı. Ebedi Ev, Amerikan taşra edebiyatının çok iyi işlenmiş bir örneği bence. İki bölümden oluşan kurmacanın ilk bölümünde yazar giderek gerilimi artırıyor, ikinci bölümde ise –okuru romanın içine iyice yerleştirdikten sonra– gerilimi sürdürüp tüm düğümü ağır ağır çözüyor. Aşçı ise bugüne kadar okuduğum kurmaca metinlerin içindeki en manipülatif karakteri odağına almış bir roman. Böylesi uç karakterleri çizmek pek kolay değildir. Yazar bunu karikatürizeye kaçmadan başarabilmiş.
Vecdi Çıracıoğlu’nun Son Voli adlı kitabı da geç kalmış bir okuma oldu benim için. Bu buluşmayı daha evvel yaşamak isterdim. Zira yazarın üslubu gezdiği, adımladığı sokaklar, kenarında oturup arkadaşlarıyla demlendiği deniz kokuyor. Biraz da sanırım Sait Faik tadını almam beni fazlasıyla mutlu etti.
Kırık Rahvan (Semih Öztürk) daha öncesinde okuduğum bir yazarın beklentimi fazlasıyla karşılayan yeni kitabıydı. Semih Öztürk kendi yolunu çizebilmiş bir yazar. Tıpkı Hakan Sarıpolat gibi. Onun da ilk kitabından sonra bu yıl çıkan ikinci kitabı Şehri Terk Eden, olağandışının olağanlaştığı, olağanı olağandışı kurmacalarla işleyen öyküleri içeriyor. Ki bu iki kitabı da çok sevdim. Biz de Yarın Güleriz (Özgür Çırak) de beni yanıltmayan kitaplardan biri oldu.
2018 yılında çıkan ancak bu yaz okuma fırsatı bulduğum, doğrusu pek de işitmediğim bir kitaptan da bahsetmek isterim. Dilek Çınar’dan Bekleme Odası. Dilek Çınar karakter öykülerini çok iyi yazmış. Üslubu oturmuş, iyi bir yazar. Buradan yazarı ve kitabını –benim gibi– ıskalayanlara da önerim olsun bu kitap.
Deneme türünde ısrarla takip ettiğim Onur Çalı’nın Gemilerle Seyahat Eden Sözcükler’ini en yorgun zamanlarımda keyifle okuduğumu hatırlıyorum. Şiirde Zeynep Arkan’ın geçtiğimiz sene çıkan ancak bu sene okuduğum Gözleri Olan Hiçbir Şeyi adlı kitabını saymadan geçmek de istemem.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Ferit Edgü ve İsmail Kadare’nin ölümü. Benim için bu iki büyük yazarın kaybı oldukça üzücüydü.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
Basılı dergileri takip etmekte zorlandığımı itiraf etmem gerek. Ancak dijitalleşme ile birlikte evrilen dergiciliği göz ardı etmiyorum. Bunu önemsiyorum. Öyküleri, denemeleri, kitap incelemelerini okumaya çalışıyorum. Bunun için de Parşömen, Oggito, İshak Edebiyat gibi ortamları takip ediyorum. Vacilando ile ilgili olarak da bakınıyorum buralara. Öyküler okumaya çalışıyorum bol bol. Dikkatimi çeken yazarların bir sonraki öykülerini bekliyorum. Düzenli olarak olmasa da Kitap-lık dergisini de okumaya çalışıyorum.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Ortam diye tabir edilen şeyler de edebiyatla ne denli alakalı bilmiyorum. Gerçekten edebiyatla –hangi türüyle olursa olsun– anılmak, uğraşmak, yaşamak isteyen yazar, şair ya da yayıncıların “Siz şurada yapın yapacağınızı” denilerek bir kenarda tutulması. Bir sürü üç nokta koyabiliriz buraya. Sözün özü ortam var ama edebiyat neresinde o tartışılır. Başka sorun aramaya da gerek yok sanırım.
