Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk. Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

Mustafa Aplay

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Gerald Murnane’in Bir Milyon Penceresi’ne bayıldım. Zambra’nın Şilili Şair’ini sevdim. Eleştirilerim var ama Zambra’nın yarattığı anlatıcı persona ondan okuduğum şeyleri beğenmem için yeterli. Onurhan Ersoy’un Yavaşla adlı öykü kitabı güçlü bir ikinci adımdı. Unuttuğum çok kitap vardır muhtemelen ama iki kitabı da deneme kontenjanına ayırayım: James Wood’un Parçalanmış Miras’ı ve Güven Adıgüzel’in Hayvanlar Kitabı. Deneme kıvamı arayanlara tavsiye ederim.

Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Bilge Karasu Günleri iyiydi, enteresandı. İş olsun diye yapılmadığı belliydi. Bilge Karasu üzerine düşünmek iyi geldi bana, keyif verdi.

Hulki Aktunç’un günlüklerinin devamının yayımlanmasına sevindim ama açıkçası kitap biraz hayal kırıklığına uğrattı beni. Çok fazla bölümün çıkarıldığı ve atlandığı görülüyor. Varislerinin kararı olsa gerek. Elbette buna karşı çıkacak halimiz yok ama üzülmek de hakkım, sanıyorum.

Son olarak: Pakdil’in kitaplarının tekrar basılması ve gündeme gelmesi iyi oldu. Gerçi gündeme geldi mi, tartışılır ama bunun için bir imkân doğdu en azından. Türk denemesinin parlak isimlerinden biri Nuri Pakdil. Önemini vurgulamak için fırsat kolladığım yazarlardan biriydi bu yıl, burada da fırsatı kaçırmayayım.

Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?

Kitaplık ve Sözcükler’e eskiden beri bir bakarım. Dikkatimi çeken sayıları ve yazıları alırım. Ne yazık ki beni eskisi kadar heyecanlandırmadılar bu sene. Kitaplık’ta Mehmet Ergüven’in, Sözcükler’de Oğuz Demiralp’in yazılarını izledim. Notos’u takip etmeyi bıraktım. Hece’yi düzensiz, Olağan Hikâye’yi düzenli takip ediyorum. Olağan Hikâye renkli bir dergi ama onlar da nitelik sorunlarını çözemediler bana kalırsa. Bir de Post Öykü var tabii, dergiyi hem çıkarıyor hem okuyoruz.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Edebiyatın teknik bir mesele olduğunun unutulduğunu düşünüyorum çoğu zaman. Türk edebiyatı mı Türkçe edebiyat mı tartışmasını yine politik zeminde yapabilirsiniz. Ya da sosyologlarla birlikte “Türk Öyküsünde Kadın” gibi konuları tartışmakta bir beis yok. Ama bu işin bir de teknik yönü var. Hızlıca örnek veriyorum: Öyküde hızı nasıl ayarlayacağız, yoğun bir anlatımın sorunları neler, Bilge Karasu Dil’ini nasıl kurmuş, Tahsin Yücel karakterlerini nasıl yaratmış, Oğuz Atay’ın ironisi yeni kuşakları nasıl etkiledi? Edebiyat hakkında konuşuyormuş gibi yapıp böyle konularla hiç ilgilenmemek tuhaf geliyor bana. Sabahtan akşama kadar “Türkçe edebiyatı değil, Türk edebiyatı.” diyecek birileri de, Türk öyküsünü masaya yatırıp bütün “ataerkil kodları” tespit edecek birileri de nasıl olsa bulunur. Zanaatımız üzerine daha çok kafa yormamız lazım.