Erkan Karakiraz, İçgeçit (2016), Gürült. (2018), Ayrıca bkz. Erkan Karakiraz (2021) kitaplarından sonra Fısıldayangaleri (2024) kitabı ile şiir macerasını sürdürüyor. Yer Üssü Alfa ve UBA fanzinlerini çıkartan Karakiraz, eleştiri odaklı internet sitesi EK Dergi’de ve CazKedisi ile Kurşun Kalem edebiyat dergilerinde, ayrıca Pikaresk Yayınları’nda editörlük yaptı. Şiir yanında şiir üzerine eleştiriler de kaleme alan Karakiraz, müzik, video-art ve kısa film alanlarında da yapıtlar veriyor. Karakiraz’ın zaman zaman çeviri yaptığını da biliyoruz. Erkan Karakiraz ile tüm bunlar ve şiir kitapları üzerine konuşacağız.
Aslıhan Tüylüoğlu

Aslıhan Tüylüoğlu: Son şiir kitabınla başlamak istiyorum. Kitabın ismi, Fısıldayangaleri. Fısıldayangaleri, bir mimari terim. Aynı zamanda akustik bilgisi içeriyor. Bu terimin sözlük anlamını buraya almak istiyorum: “Yüksek frekanslarda ses içbükey bir yüzeyin çevresini küçük küçük atlamalar yaparak, adeta sürünerek dolaşır. Bu olayın meydana geldiği yere fısıldayangaleri denir. Buna özellikle kubbenin eteklerinde rastlanır. Kubbenin bir yanındaki küçük bir fısıltı, 40-50 metre uzaklıkta, kubbenin öteki ucunda işitilebilir. Ses böylece kubbeyi birkaç kez dolanabilir.” (Doğan Hasal, Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü). Dediğim gibi, aynı zamanda da akustik bilgisi içeriyor. Şiir ve müziğin kaynaştığı bir terim kendiliğinden. Kendiliğinden şiir gibi bu tanım ve isim… Kitap boyunca mimari bir yapı kuruyorsun aynı zamanda. Şiirlerin bölümlerinden görülüyor bu. Yoğun bir terim kullanımının anlamayı güçleştirdiğini söyleyebiliriz ama şiirlerde dizelerin son harfleri yerine “_” kullanılması, o sözlerin fısıldayangaleri’de edildiğini gösteren biçimsel bir özellik olmuş. Son harfler kolaylıkla doldurulabiliyor. Ama aynı anda hem göz hem kulak hem zihin koordinasyonu yaparak yorumlamak gerekiyor.
Erkan Karakiraz: Dize fikrinin beni dürttüğü epey uzun bir zaman boyunca dizelerin sonundaki sözcüklerin son seslerinin eksiltildiği, on bölümden oluşan bir şiir üzerinde çalışmıştım (kitaba sekiz bölümü aldım, iki bölüm ayrıca yayımlandı). O dönem, bir yandan mimarlık üzerine okumalarım da arttığı için, kimi mimari terimler ister istemez şiirlere sızmaya başlamıştı. Bu sonucu fark etmeye başladığımda, hem bir disiplin olarak hem de şiir içerisindeki karşılığıyla mimarinin üzerine gitmeye devam ettim. Senin de çok iyi tespit ettiğin üzere, dizelerin sonundaki sözcüklerin son seslerini eksiltmem, bende de bu sözlerin fısıldayangaleri özelliği gösteren bir yapıda zikredildiği duygusunu uyandırdı ve beni son derece kışkırttı. Benim için en önemlisi, İçgeçit ve Gürült.’te başlattığım, Ayrıca bkz. Erkan Karakiraz’da biçemin kendisi hâline getirdiğim döngü fikrini, bu kitapta, Fısıldayangaleri’de de sürdürme olanağının doğması oldu. Sesler, hiçbir zaman kaybolmuyor, boşlukta dönüp duruyorlar çünkü. Bir başka önemli konu ise fısıldayangaleri teriminin yapılardaki akustik kusurlardan biri olması. Mimari bağlamda, mekânlardaki konuşma anlaşılabilirliğinin ve genel/işitsel konfor şartlarının bozulmasına sebep olan bazı akustik kusurlar vardır. Eko, titreşimli eko, çoklu ve uzun gecikmiş yansımalar, gölge, odaklanma ve elbette fısıldayangaleri. Bunlar, insanın kusurlu yanlarına işaret etmesi açısından benim ilgimi çekti ve kitabın içeriğini, biçimini umduğumdan çok daha iyi tamamladı.
Aslıhan Tüylüoğlu: Gürült.’teki başlıklara/içeriğe dikkat ettiğimizde, bu kitapta da mekânlarla ve zamanla uğraşan şiirler yazmış olduğunu görüyoruz. Örneğin gün-ay-yıl şeklinde değil de gün-ay-saat-dakika-salise olarak ‘varsayım’ları yazmışsın. Şiirlerdeki diğer başlıklar mekâna gönderiyor. Şiirde mekân ve zaman imgenin parçalanıp tekrar kurulduğu iki kavram. Ne dersin?

Erkan Karakiraz: Gürült.’e değinmen iyi oldu, çünkü daha adından başlayarak bir ses eksiltmesi var o kitapta da. Sesin, sözün eksiltildiği ve yine mekânlarda sessiz sakince dolandığı bir ana tema vardır orada da. Diğer taraftan Gürült., fikir olarak Fısıldayangaleri’nin tam tersidir; orada sesler yankılanmaktan, kusurlara sebep olmaktan ziyade emilerek sönümlenir. Bu açıdan Gürült. ekosuz bir oda gibidir. Bu arada dünyada, Minnesota’daki Orfield Laboratuvarı’nda, gerçekten de böyle bir oda var. Ses şiddeti -9.4 desibel. Dünyanın en sessiz odası olarak rekorlar kitabına geçen bu oda, ekosuz oda olarak da nitelendiriliyor; sebebi, özel yalıtım malzemeleri sebebiyle ses kaynaklarından açığa çıkan tüm ses dalgalarının tamamen emilerek söndürülmesi ve odadaki hiçbir ses dalgasının yansımaması. Bu odada yüksek frekanslı sesler de üçgen şeklindeki yalıtım malzemelerle kaplı duvarlara çarparak duvarın içine doğru yansıtılarak sönümleniyor. Gürült.’teki ses eksiltmeleri, sessizlik, sessizliğin olmayışı/olamayışı temaları, İçgeçit’te de kendine yer bulmuştu. Evet, zamanın parçacıklara bölünmesi fikri de hep eşlik ediyor şiirlere. Bir de bu gözle okunabilir yazdıklarım.
Aslıhan Tüylüoğlu: Lirik şiirden oldukça kaçındığını, entelektüel, yazılı olan argümanlara dayalı, altyapısı olan bir şiir yazdığını gözlemliyoruz. Türk Şiirinin çoğunluğu ise geçmişten günümüze lirik şiirin boyunduruğu altında. Seni bundan uzak kılan nedir? Yazdığın şiirin Türk ve Dünya Şiirinde öncülleri kimler sence ve şiirinin gelecekteki yeri üzerine ne düşünüyorsun?
Erkan Karakiraz: Şiire dâhil olduğum tarihsel sürecin sonucu olabilir diye düşünüyorum. Kaçınmak, birincil güdülerden değil benim için yazarken. Her bir şiir özelinde o şiirin talep ettiği unsurları kullanmaktan sakınmıyorum. Biçim değiştirmiş, dönüşmüş bir lirizm, yine de ara ara varlık gösterdi şiirimde. Kadim olana eklenerek, yazma pratiğinin göreliliğinin farkındalığıyla, bazen de yazılanın kendi varoluşunda yitip gitmeyi seçerek, kimi zaman yanılarak, kimi zaman deneyerek, söyleyeceğini biçemden ödün vermemeye odaklanarak sezdiren bir yerden sesleniyorum galiba. Bu galiba önemli. Bir okus pokus hâli. Tabii daha çok parodik bir Hoc est enim corpus meum bağlamında. Çoğu zaman da emin olamama, ayartılma, ayartma hâli ve belki de bundan -imkânsız da olsa- keyif alma. İsim zikretmeye gerek yok. Tarihte mimêsiste bir kırılma girişiminde bulunan herkesin bir payı var. Hepimiz o evrende parçacıklarız. Yazdıklarımın, şiir düşüncesi üzerine kafa yoranlar, o tarihsel bağlantıları kurabilenler için anlamı olabileceğini öngörüyorum; umutsuz, kötümser olmadan, hiyerarşileri ortadan kaldırarak, hep söylediğimi tekrar edecek olursam, tozum(uz) bile kalmayacak, diyebilirim. Bu bilgi, beni şiir yazmaya ve okumaya motive eden sebeplerin başında geliyor.
Aslıhan Tüylüoğlu: İlk kitabından itibaren düzanlatım şiirlere yer verdin, Ayrıca bkz. Erkan Karakiraz başlıklı kitabın ile tamamen düzanlatım şiir yazdın. Şiirlerin biçimi üzerine oldukça kafa yorduğunu görüyoruz.
Erkan Karakiraz: ‘Şiir’in biricikliğinin dayatması gibi geliyor bana bu sonuç. Şiiri şiir yapan unsurlar, her bir şiirde farklı, diye düşünüyorum; her şiirin gereksindiği ögeler, her seferinde, başka başka. Biçim söz konusu olduğunda da öyle. Önceliğini yoğunlaştırdığınız, sivrilttiğiniz öge değiştiğinde okurun dikkat kesildiği odak da değişiyor, diğer ögeler hafiften flulaşıyor. Amaç hep aynı: Şiiri yakalamak. Birincil güdü, aman düzanlatım deneyeyim ben burada, türünden bir güdü değil bendeki.
Aslıhan Tüylüoğlu: Şiir kitaplarına toplu olarak baktığımda, biçimsel arayışların çok etkin olduğunu görüyorum. Biçimin de anlam ürettiğini düşünürsek verili olana bir karşı koyuş bu. Zaman zaman deneysel olanı öne çıkartıyorsun. Soyut, deneysel şiir ile kesişim, birleşim kümeleri olan kitaplar hepsi. Yani birer ara kesit. Anlamı tamamen dışlamıyorsun ama en uca taşıyorsun. Doğru düşünüyor muyum? Bu konuda neler söylersin?
Erkan Karakiraz: Anlamı dışlamıyorum. Onu biraz derine gömüyorum belki. Biçimi ise anlamı derinlerden çekip yüzeye çıkarabilecek ögelerle oluşturuyorum; biçim, içeriğin, konuların, temanın görünürlüğünü mümkün kılma görevi üstleniyor gibi. Biraz uzaktan bakmak da gerekebilir şiirlere bunlar dikkate alındığında. Çok yakından bakıldığında, ayrıntılarda kaybolunabilir.
Aslıhan Tüylüoğlu: Ayrıca bkz. Erkan Karakiraz ise kitap tasarımı, kapak ve arka kapağı, kurgusu ile de ayrıca dikkat çekiyor. Bir küçük ansiklopedi olarak kurgulanmış sanki. Ben okurken “bkz. …” kısımlarını okuyarak ilerledim, sayfa sırası takip etmedim. Bu kitap, kurgusu ile bir bulmaca özelliği de taşıyor. Okura şiir dışında birçok şeyi de çözme zorunluluğu getiriyor. Bu kitap için neler söylersin, yapmak istediklerin anlaşıldı mı?
Erkan Karakiraz: Sanırım tüm kitaplarım içerisinde, tasarımı, kurgusu, içeriği, barındırdığı boşluklar ve biçimiyle en kompleks olanı Ayrıca bkz. Erkan Karakiraz. Çok parçalı, neredeyse imha edilemez bir yapısı var onun. Kendi iç dinamiği, kendi kendine göndermelerde bulunması nedeniyle, dijital olarak yayımlanmış olsaydı bağlantılar/butonlar eklenerek bir aplikasyon olarak da çalışabilirdi. Kitabın ana meselesi, okuru yaratıcı okur olmaya, zorunlu kılmadan, kendi doğallığında davet etmesi. Okur, gönüllü ya da gönülsüz, okumaya başladığı anda ortada çözülmesi gereken bir bulmaca ya da tamamlanması gereken bir görev olmamasına karşın bir tür oyuna katılmış gibi hissediyor. Aldığım dönütler bu yönde. Canlı bir organizma gibi işleyen yapısından kaynaklanıyor olabilir. Burada okurun sınırlarını zorladığım düşünülebilir. Aksine, bugüne değin okurun en fazla olumlu tepki verdiği kitabım Ayrıca bkz. Erkan Karakiraz oldu. Şairlerden de beni yazmayı sürdürmeye teşvik eden çok fazla olumlu tepkiler, yorumlar aldım bu kitap üzerine. Etkinlik ve söyleşilerde de böyle oldu. Sürprizleri olan bir şair ve yazar olduğum düşünüldü ki bu düşünceyi haklı gösteren kitaplar yayımladığım için yadırgamıyorum bu yaklaşımı. İlk dört kitapta yazmak istediğim şiiri kurduğumu düşünüyorum. Yapı itibarıyla yerleşmesi için ısrar gerektiren bir şiir yazdığım yorumunu kabul edebilirim. Sonraki çalışmalarım da bu minvalde olacak büyük olasılıkla.
Aslıhan Tüylüoğlu: Sanatçı olarak çok yönlü bir kişiliğin var. Özellikle müzik, video-art işlerin ve kısa filmler de oldukça vaktini alıyor gibi görünüyor. Farklı alanlarda çalışmak seni nasıl besliyor? Bunlar birbiri ile dost mu düşman mı? Kendi şiirlerini, ustaların şiirlerini ve şair kadınların şiirlerini besteledin, çeşitli etkinlikler yaptın, sosyal mecralarda Ta Ke(n)disi ve The Karakiraz adları altında yayımladın. Sözün müziği ilham ettiği doğru mudur? Beste yaparken hangisi önde?
Erkan Karakiraz: Sanat ve anti-sanat bağlamında, zamanla birbirinin içinden çıkan, birbirini besleyen işlere dönüştü hepsi. Dost/düşman ilgisiyle yaklaşmıyorum hiçbirine. Müzik ve video-art işleri, kısa filmler çok az yer tutuyor bu toplamda. En başta şiir olmak üzere, deneme, söyleşi ve eleştiri çok daha fazla eğildiğim alanlar. Müzikte, şarkı formatı üzerinden ilerleyen bir süreç işliyor bende çoğu zaman. Sözün müziği, müziğin sözü gerektirdiği, birbirinde kaybolup birbirini tamamlayan bir yapı söz konusu orada; yine de işin doğası gereği bir tür tetiklenme olduğu doğrudur elbette.
