Gökhan Arslan

103.

sana hiç dokunmadan geçecek bir ömrü düşünüyorum. çocuklar kuş ölüleri topluyor ağaçlardan.

104.

çayırda bir hareketlilik var, diyor beyaz burunlu bıldırcın, gözlerini kısıp uzun uzun otların arasına bakarak. ötede, ağılın etrafında uçuşan su sineklerinin sesi geliyor. ayrık otlarının sırtına bıraktığı izi görüyorum sen yana dönünce. nasıl seviştiysek artık, yanık anızların kokusu doluyor havaya. zamanıdır, iki suskun taşa dönüşebiliriz.

105.

içimde bir ahmed arif can çekişiyor.

106.

kirpiklerin ne kadar uzun, dedin. söyleyemedim aslında sana doğru uzadıklarını. dallarını oturduğun sandalyeye eğen ağaç bildi sadece bunu.

107.

paylaştığımız sırlar mı bu kadar uzaklaştırıyor bizi, birbirimizden?

108.

pikesi sıyrılmış kanepenin üstünde çırılçıplak yatıyordum; hantal, yorgun ve yaralı gövdemle. çok güzelsin, dedin bir anda. sokaktaki elektrik direğine konmuş bir karganın yüksek sesle güldüğünü duydum. sanırım ilk ve son defa o gece sevdim gövdemi.

109.

hiç mi, diye sormaya korktum, cevap vermezsin diye.

110.

oturup aynı anda şiir yazıyoruz bazı günler. zaman suskun bir ırmak gibi senden bana doğru akıyor. kâğıdın üstünde incitmeden dolaşan kalemin sesini duyuyorum. bir sözcüğün üstünü karaladığında, bir çizik atılıyor dünyanın tenine. kâğıt olmak istiyorum o an. masanda, solgun sarı ışığın altında, gövdem çiziklerle dolu.

111.

soru sormanı özlüyorum. sormadığın her soru bir kancaya dönüşüp etime saplanıyor.

112.

deniz çok uzaktaydı ama sesini duyuyorduk. dirseklerin masanın üstünde, parmaklarınla güneşi çiziyordun boşluğa. önce köşedeki terk edilmiş eve baktın, sonra da bana. benden bir iz aradım üstünde; bir kolye, bir küpe, bileklik, fular, toka… usul usul gidip yerleştim o evin içine.

113.

neden bu kadar beklettin, demeyeceğim. geldiğin gün dünyanın ilk günü olacak.

114.

sırtıma dokundu elin. hayatımda ilk defa birine açtım onu. çapanın ilk defa değdiği bir toprak parçası gibi. şimdi oraya ekeceğin tohumları bekliyorum.

115.

yeryüzünde bugüne dek yaşanmış bütün aşkları düşünüyorum, bir de kendiminkini. demek böyle bir aşk da varmış diyorum.

116.

hiçbir şeyin her şeye dönüştüğü günlerdi. kendimi o kadar çoğalttım ki yanında, dünyanın en kalabalık şehrinde buldum gölgemi. yeşil sandalyede oturan da bendim, denizden çıkan buhar da. rüzgârını üstümüze döken ağaç, masadaki toz zerreleri, az ileride suya yuvarlanmış taş, dudaklarının çay bardağında bıraktığı leke, yıkık taş duvarın köşesinden dönen tekir kedi, zakkum dalında yürüyen karıncalar, toprak patikada düşe kalka, dizleri kan içinde koşan çocukluğum. o gün öğrendim; insan nasıl da kalabalıklaşıyor sırtı sırtına değince bir yangının.

117.

buradan çıkardığım sözcükler, hayatımın en güzel sözcükleri. sessizce yürüyüp gittiler.

118.

otlarla seviştim yokluğunda, ağaçlarla aldattım seni. içimde kırık şarkılarıyla gezinen rüzgârla, kâğıdı sessizce terk eden harflerle, anahtar deliğinden içeri sızan gün ışığıyla, fırtınanın sokaklara taşıdığı dalgalarla, sararmış eski fotoğraflarla, kurumuş bir yaprağın gölgesiyle. seni her şeyle aldattım da bir kendime dokunamadım gökyüzünün terk ettiği odalarda.

119.

bir gece rüyamda gördüm çıplak omzunu. kalabalık bir karınca sürüsü yavaşça aşağı inip koltuk altına sığındı. bir ter damlası yürüdü onların açtığı yoldan. bir karınca olmak istedim o an. ve ezilmek kolunla kaburgalarının arasında.

120.

bir kedinin omurgası gibi esniyor kemiklerin, yağmurlu bir gecede, yarım kalmış şarkılarla sevişirken.

121.

gövdende küçücük bir nokta aradım, sonsuza kadar kıvrılıp uyumak için.

122.

seni anlattığım kaçıncı ağaç bu bilmiyorum. içime batıyor aşağı doğru eğilmiş dalları. çok yakında bir ormanla geleceksin yanıma.

123.

ateşe atılan bir flütü tutmuşum gibi yanıyor elim, sana dokunmadan geçirdiğim her saniye. közün içten içe tükettiği bir ağaçla yarışıyorum.

124.

renklerin günden güne solduğu bir dünyada, kıyıdan sessizce uzaklaşan bir ada gibisin, dört tarafın mürekkeple çevrili. bir albatros dönüp duruyor başımın üstünde, içimde akrepler geziniyor. kapanırken gıcırdıyor hayatın kapısı. gözlerim ufukta, kaybolmanı bekliyorum. yok gövdenden başka sığınabileceğim bir kara parçası.

125.

dokuz yaşındaydım, hayatımın ilk acısını sırtımda tattım. kaç yıl geçti aradan, yaram şimdi kanamaya başladı.

126.

sorulmamış her soru, ters dönmüş bir soru işareti. kendimi çengellere astım. bekliyorum, iri ve hantal elleriyle derimi yüzsün diye yokluğun.

127.

sabahtı, saçların tokadan kurtulup ortaya dökülüvermişti birden. yeni sürülmüş toprağın kokusunu duymuştum uzaklardan.

128.

ağacı saran yosun gibi sarsan ya beni.

129.

her sabah bütün tenin çiyle kaplı uyanıyorsun yatağında. ne zaman ayaklansan, bir ırmak olup zamana akıyorsun. ceplerinde şıkırdayıp duruyor bir ölünün kalbinden çıkardığın taşlar.