İlk kitabın heyecanı ayrıdır. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar tıpkı sonrakiler gibi kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın? Yazarlık bize özgü hatalarımızla, acemiliğimizle birlikte bir uzun yolda yürümek değil mi zaten?
İlk öykü kitapları yayımlanmış yazarlarla 2015 yılından beri “İlk Göz Ağrısı” söyleşileri yapıyor, ilk kitaplarının heyecanını paylaşıyoruz. Sitare Kanşay Sarayönlü, 169. konuğumuz.

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
Ben salonunda kocaman kütüphane olan bir evde büyüdüm. Kitaplarla olan ilişkimin miladı, okuma yazma bilmezken o kitapları okuma hayallerime dek uzanır. Sekiz dokuz yaşımda ilk şiir denemeleri… “Süt, bal, et ve bir de arkadaş lazım beslenmek için, sonsuz sevgilerle…”
Sonra yıllar sonra bir kitap okudum ve hayatım değişti. (Böyle bir şey varmış hakikaten) Ikigai denen Japon felsefesi yaşamımızda gerçekten yapmamız gereken tek şeyi bulup ona odaklanırsak gerçek anlamda mutluluğu yakalayacağımızı öğütlüyordu. Kompozisyon derslerinin en hevesli öğrencisi olmalarım, eş, dost, akrabanın sen mutlaka yazmalısın telkinleri, işyerindekilerin mailime son bir dokunuş at talepleri, kalemi her elime alışımda bir türlü bırakamadığım için istemsizce de olsa el âlemin kalemini araklamalarım… Düşündüm ve gerçekten yapmak istediğim şeyin yazmak olduğuna karar verdim. Sabah yedi akşam yedi arası beyaz yakalılık görevimi ifa ettiğimden geriye sınırlı vakit kalıyordu. Ahşap boyama kursunu, suluboya fırçalarımı, patchwork denemelerimi filan hepsini bir kenara bırakıp sadece yazma konusunda kendimi geliştirmeye odaklandım. Teorik tarafımı geliştirmek için atölyelere devam ettim, yaratıcı yazarlık kitapları okudum, yeni yazarların kitaplarını takibe aldım, daha sistemli okumalar yapmaya çabaladım. Yaklaşık beş senedir böyle…
Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?
Ben bir sinema tutkunuyum. Başlarda izlediğim filmlerle ilgili inceleme yazıları yazıyordum. Sonra okuduğum kitaplarla, öykülerle ilgili yazmaya başladım. Öykü okumayı da pek sevdiğimden baştan beri kendi öykülerimi yazmayı hedeflemiştim. Kısa öykülerle başladım. Yazdıkça öykü türünü daha çok sahiplendim.
Öykü yazmak sınırsız bir alan yaratıyor. Karakterler, zaman, mekân, gerçek ve gerçek dışı arasında dilediğimce kalem oynatabiliyorum. Deneysel çalışmalara, sınırları zorlamaya, meseleleri farklı yönleriyle ortaya koymaya ve yaratıcılığa müsait bir tür öykü. Benim için yeri ayrı ve hep öyle kalacak.
Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?
Çok çektim : ) Öykü dosyamı pek çok yayınevine gönderdim. Bazıları yayın programlarının uygun olmadığına dair nazik mesajlarla dönüş yaptılar. Birçoğu dönüş dahi yapmadı. Sabırlı olmam gerektiğinin farkındaydım ama hevesim kırılmadı değil.
Zeynep Eşin ile Tomris Uyar Öykü Yarışması vesilesiyle tanışmıştık. Alakarga’da, Parma’da güzel işlere imza atıyorlardı. Öykü dosyamı gönderdim, bir okur musun dedim. Sağ olsun ilgilendi, Faruk (Duman) Hoca da beğenmiş, olumlu dönüş yaptılar. Böylece ilk kitabım Tanıdık’ın macerası başladı.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?
İlk yazma denemelerime Gaye Dinçel’in Yazı Çizi Atölyesinde başlamıştım. Sonrasında dostluğumuz devam etti. Yayın sürecinde sıklıkla bilgi alışverişinde bulunduk. Öykü dosyamın ilk editörlüğünü de Gaye yaptı.
Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?
Epey zaman geçirdim sanırım. Kayıp Rıhtım’ın farklı temalar çerçevesinde her ay yayınladığı öykü seçkisi için bir yılı geçkin süre öyküler yazdım. Mızrak, mühür, piramit, uçan daire gibi enteresan konularda yazma denemelerinin kurgulama yetkinliğimin gelişmesine epey faydası oldu.
Parşomen, Edebiyat Haber, İshak Edebiyat, Litera Edebiyat en çok takip ettiğim dergiler. Hevesle kaleme alıp gönderdiğim öykülerimin, film, öykü ve kitap inceleme yazılarımın, bu mecralarda yayınlanması, değer görmesi, okurlarla buluşması yazma motivasyonumu besleyen en önemli kaynak oldu. Misafirlerin karşısında çıktıktan sonra da mutfakta bolca vakit geçirmeye niyetim var. Mutfak önemli.
İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz, ne buldunuz?
Hıdırellez’de, yıldız kayarken, kahve falında filan dilek dilenir ya. Benim kendim için dileğim kendi kitabımı imzalamaktı hep. Gözümün önünde kitabımı imzaladığım sahne tüm detaylarıyla beliriveriyordu. Hayalim gerçek oldu. Öykülerim basılı bir kitap vesilesiyle okurla buluştuğu için çok mutluyum. Umarım insanlar öykülerimi severler, hikâyelerimde kendilerinden, yaşamlarından bir şeyler bularak sahiplenirler.
Tanıdık ilk kitabım. Artık bir kitabım da olduğu için kendime yazar diyebilirim diye düşündüm başta. Ne güzel. Yaşamımda ne değişir? Kitabım okunup paylaşıldıkça, bir de insanlarda hoş izler bırakmayı başarabilirse çok mutlu olurum, güzelleşir yaşamım.
Peki, bundan sonra?
Yazmaya devam edeceğim. En sevdiğim şeyi yapmaya. Hikâyeler anlatmaya. Daha iyisini yazmak için çabalamaya. Benim yapacağım bu. Sonrası okurda. Son sözü hep okur söyler.
