Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine, bağımsız kitapçılara, akademisyenlere sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin… İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2024!

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Bu soruya bir telif kurgudışı ve bir çeviri kurgu ile cevap vereyim:
Anne Ben Düştüm mü?, Beliz Güçbilmez.
Vaktinin önemli bir bölümünü okumaya ayıran herkesin bir noktada zihnine düşmesi mukadder sorulardan biri: “Tamam okumaktan haz alıyorum. Peki ama tüm bunlar ne işime yarayacak?” Kastım elbette “Bu kadar kitap okuyacağıma kodlama öğrenseydim şimdiye köşeyi dönmüştüm” gibi neoliberal bir kâr/zarar hesabı değil. Ancak insan yaptığı işin derinlerdeki anlamını sorgulamadan da edemiyor. Beliz Güçbilmez bu kitabında kurmaca okumanın (ve birkaç ay sonra maalesef okuduklarımızın çoğunu unutmanın) bize tam olarak ne katabileceğini teknik dile kaçmadan tane tane anlatıyor. Güçbilmez’in Anne Ben Düştüm mü? kitabı okuma ve yazmanın anlamı üzerine düşünmek isteyenler için kaçırılmayacak bir fırsat.
Yolcu, Ulrich Alexander Boschwitz.
1938 yılında ilk kez yayımlandığında pek ilgi toplayamayan bu roman, 2021 yılında yeniden keşfedildi. Roman 2019’da Suzan Geridönmez, 2023’te Anıl Alacaoğlu tarafından Türkçeye çevrildi. Kitapta Yahudi Almanı saygın iş insanı Otto Silbermann’ın hayatının Nazi iktidarının yükselişiyle birlikte nasıl tepetaklak olduğunu kara mizahı yer yer çok iyi kullanan bir yazarın kaleminden okuyoruz. Boschwitz bizi Silbermann’la birlikte uzun tren yolculuklarına çıkarıyor, raylar üzerinde bilinmeze doğru giden kaçak kahraman üzerinden insan doğası üzerine keskin tespitlerde bulunuyor.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
İthaki Yayınevi özelinde patlak veren ancak bu yayıneviyle sınırlı olmadığını çok iyi bildiğimiz yayınevi emekçilerinin haklarını yeterince alamaması sorunu ilk aklıma gelenlerden. Evet bu sektörde öyle uçuk kârlar falan olmadığını hepimiz biliyoruz ancak yayınevi çalışanlarının da asgari bir güvenceye sahip olması şart.
Diğer taraftan Oksijen gazetesinin “deprem fotoğraflarını konuşturma” konseptli absürt girişimine –kendimizi biraz zorlayarak– iyi tarafından bakarsak, bu olay belki de edebiyatın felaketler/acılar karşısında ne yapması –daha da önemlisi ne yapmaması– gerektiğine dair bir tartışma başlattı. İsrail’in Filistin zulmü bağlamında da bu tartışmayı devam ettirmek gerektiği fikrindeyim, özellikle de acıları estetize etme ya da acıları fırsat bilip belediye destekli etkinlikler düzenleme gibi girişimler karşımızda dururken. Bu bağlamda yine bu yıl içinde yayımlanan Başkalarının Acısına Bakmak (Susan Sontag, çev. Osman Akınhay) kitabı iyi bir başlangıç noktası olabilir.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Ülkemizde alım gücü günden güne düşerken yayıncılık sektörünün bundan etkilenmemesi düşünülemez. Bu durum biz okurlara kitap fiyatlarında artış ve bazı pahalı kitapları satın almayı başka baharlara erteleme biçiminde yansıyabiliyor. Bu soruna kalıcı bir çözüm bulma sorumluluğu tabii ki ülkeyi yönetenlerde. Ancak zor zamanlarımızda acaba bazı sorunlarımıza dijital çözümler biraz olsun derman olur mu diye sormaktan kendimi alamıyorum.
Evet, şu anda Türkiye’de ve dünyada e-kitap piyasası basılı kitap piyasasından çok daha önemsiz ve evet insanların alışkanlıklarını değiştirmek çok kolay değil. Yine de yıllarca korsan filmler izleyip korsan müzikler dinleyen bir kuşağın Netflix ve Spotify’a hızlıca adapte olması gibi örnekler karşımızda duruyor. Kağıt ve dağıtım maliyetini sıfırlayacak radikal bir dönüşüm yayıncılık piyasasında da olmaz mı dersiniz? Belki çok uzak bir hayal ama bence yine de üzerine düşünmeye değer.
