Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.

Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

Hatice Günday Şahman

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Bu sene 2023 yılında çıkan kurmaca eserleri okumaya yeterince zaman ayıramadım, ağırlıklı olarak kurgudışı kitapları ve çok uzun süre önce okuduğum bende iz bırakan kitapları, klasikleri (ama ne varsa eskilerde var duygusuyla değil) tekrar okudum. Bu nedenle sorunuzu 2023 yılında okuduğum kitaplar üzerinden cevaplamaya çalışacağım.

Çeviri kitaplar arasında, eserleriyle olduğu kadar, yaşamı ve intiharıyla da edebiyat dünyasının en ilginç isimlerinden olan Sylvia Plath’in hayatının son bir yılını konu alan kurgusal otobiyografi Delice Coşkun’dan çok etkilendim (Çev. Aylin Ünal, Kırmızı Kedi) Yazılanların gerçekle ne kadar örtüştüğünü bilmiyorum, önemli değil. Bana dokunan, özdeşlik yakaladığım yer evli / hamile / anne / kocası da edebiyatçı olan Sylvia’nın yazma noktasında yaşadığı açmazlar, zorluklar, “Daktiloda takılı kalmış kâğıtta yıpranan kelimeler” oldu. Bu esnada kadınların yazamayışları / engellenmeleri deyince Charlotte Perkins Gilman’ın kendi yaşam öyküsünden izler taşıyan Sarı Duvar Kâğıdı kitabını tekrar okunacaklar listeme ekledim, ilgi duyanlara, henüz okumayanlara da tavsiye ederim.

Yazarın kendi yaşanmışlıklarından yola çıkarak yazdığı Vigdis Hjorth’ün Miras (Çev. Dilek Başak, Siren Yayınları) ensest, cinsel istismar gibi tüm yaşamı etkileyen travmatik durumların yansımaları, ters yüz edilen aile ilişkilerine odaklı akronik romanı içerik açısından olduğu kadar üslup açısından da çarpıcıydı. Yazarın kendi gerçeğini kurmacaya taşırken gereksiz duygusallık, ajitasyon ve melodrama kesinlikle düşmeyişi, takındığı mesafeli yaklaşım övgüye değer.

Yerli romanlardan Ayşegül Bayar’ın Rengini Benden Alan (Vacilando Kitap) romanını mutlaka anmak isterim. Bayar’ın cesur kalemi, eşcinsel birey Olcay ekseninde toplumun ikiyüzlü ahlak anlayışı ve tabular cenderesinde sıkışıp kalmış yaşamları, en yakınları eliyle parçalanmış benlikleri, siyah ve beyaz dışında rengin kabul edilmediği dünyada rengârenk kanatların varlığını sürdürme mücadelesini aktarıyor. Duygu aktarımı da çok güçlü olan metni, geçmiş ve bugün arasında sürekli bir gidiş gelişin yanı sıra kahramanın içinde yaşattığı farklı kişilikler arasındaki geçişler ve gelgitlerin kurgulanış şekli ve örüntüler anlamında da başarılı buldum. Toplumda LGBT+ bireylerine karşı bu denli ötekileştirme, yok sayma ve hatta linç girişimi varken Rengini Benden Alan’ı okurla buluşturan Vacilando Yayınevini özellikle kutlamak isterim.

Okuyabildiğim yeni yayınlanan öykü kitapları içinde Cabir Özyıldız’ın Eski Zaman Türküsü’nün (Vacilando Kitap) özellikle okura yaşattığı sahicilik duygusu bağlamında başarılı bulduğumu söylemeliyim. Yazarın kalemini kamera gibi kullanarak yaptığı mekân ve karakter betimlemeleri, nesneler üzerinden yaratılan atmosfer, öykü dokusuna uygun olarak argoyu, sokak dilini ve yerel söylemi kurguya yedirmesi ve burada gözettiği denge ile anlatılan hikâyelerin sanki yazarın yanı başında yaşanmış da bize anlatıyor gibi bir gerçeklik ve inandırıcılık taşıması bakımlarından beğendim.

Kurgu dışı kitaplardan devam edecek olursam; Yazının Ucu (Enis Batur), Edebiyat Mutluluktur (Zülfü Livaneli) Akan Zaman Duran Zaman (Melih Cevdet Anday) ilk aklıma gelenler. Deneme türü ile aramdaki “soğuk ve seviyeli ilişkiyi” sıcaklaştıran Onur Çalı’nın Gemilerle Seyahat Eden Sözcükler (Sia Kitap) ve Dünlükler (İthaki Yayınları) kitaplarını da severek ve ilgiyle okudum. Çalı’nın üstten bakış taşımayan, birikimini paylaşırken malumatfuruşluk yapmayan, ince nüktedanlıkla ve samimiyetle kotarılmış metinlerinin daha çok okurla buluşmasını dilerim. Aynı dilek Tuba Dere’nin müzik kültürümüzü farklı yönleriyle irdelediği, okura (sanırım daha çok benim kuşağıma demeliyim) nostaljik esintiler yaşatan, Emret Güzelim – İstediğin Şarkıyı Emret (Kayıp Kayıt Kitap, 2023) deneme kitabı için de geçerli.

Bir Yazar Gibi Okumak: Kitapseverler ve Kitap Yazmak İsteyenler İçin Bir Kılavuz (Francine Prose, Çev. Seda Çıngay Mellor, Kıraathane Yayınları), Dünya Romanının Serüveni (Necip Tosun, Ketebe), Örme Biçimleri – Bir Ters Bir Düz Fragmanlar (Nurdan Gürbilek, Metis Yayınları) kitaplarının özellikle yazmaya gönül verenlerin kitaplığında bulunması gerektiğini düşünüyorum.

Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

2023 depremin ve sonrasında yaşanılanların damga vurduğu bir yıl oldu benim için. Okumaktan, yazmaktan elimizin çekildiği, yazdıklarımızı “paylaşmaktan mahcubiyet” duyduğumuz bir dönem yaşadık. Öte yandan depremin üzerinden henüz birkaç gün geçmişken bir gazetenin “Fotoğrafların dili yoktur, konuşmazlar. Ama istedik ki bu kez sesleri duyulsun. Sözü işin üstatlarına bıraktık. Depreme dair en çarpıcı kareleri Ayfer Tunç, Buket Uzuner, Tuna Kiremitçi, Aslı Perker, Nedim Gürsel, İsmail Güzelsoy, ve Seray Şahiner kaleme aldı” duyurusuyla kaleme alınan yazıları da gördük. Gelen tepkiler üzerine yazarlar ve gazete özür diledi ama maalesef böyle bir şey yaşandı. Daha vahim bir durum ise bir üniversitenin deprem konulu üstelik para ödüllü bir yarışma düzenlemesi. Burada da sosyal medya üzerinden tepki gösterildi ama yeterli olmadı yarışma iptal edilmedi. Ve ne yazık ki bildiğim kadarıyla edebiyat camiasında varolan örgütlü yapılardan yazarlar sendikası, yazarlar birliği ya da derneklerden bir açıklama yapılmadı. Açıklama olup olmadığı konusunda internette araştırma yaparken Hatay’da enkazlar üzerinde bir de film çekildiğini öğrendim. Deprem hepimizi bir şekilde mutlaka etkiledi ve bu illaki yazılacak, ana tema deprem olmasa bile satırlara sızacak, ben de yazabilirim ama zamanlama, niyet, ortaya konuş tarzı önemli diye düşünüyorum.

Yazarken aklıma geldi savaş, deprem, ekonomik kriz kıskacında hâlâ yazıyor / okuyor olmamız, yeni kitapların basılması, fuarlar düzenlenmesi, Parşömen gibi bağımsız sitelerin varlığı, edebiyat soruşturmaları yapılması takdire şayan değil mi? “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” tadındaki ruh halimden sıyrılmak için çıkmak belleğimi zorluyor ve buluyorum hem önemli hem güzel bir şeyler:

Metis Yayınları ve Sanat Kritik tarafından düzenlenen Bilge Karasu Günleri her ne kadar katılamasam da “Orda bir köy var uzakta” ezgisiyle sevindiğim bir etkinlik. Ankara ve diğer şehirlerde de böylesi etkinlikler yapılması umuduyla…

Nilüfer Belediyesi’nin her sene bir yazar belirleyip o yazar odağında bir dizi etkinlik düzenlemesi bu sene Tomris Uyar ile devam etti. Söyleşiler, sempozyumlar, okuma günleri, sergiler… Bir önceki paragraftaki dileğimi yineliyorum diğer şehirlerdeki yerel yönetimler de böyle işler yapsa keşke.

Murathan Mungan’ın yeni kitabı 995 km.’nin yayınlanması, yazarın gittiği şehirlerde yoğun ilgi görmesi, imza kuyruklarının beklemeyi göze alamayacak uzunlukta olması, söyleşi yapılan mekânlara insanların sığamayışı (Ankara için söylüyorum) ben kitabımı imzalatamasam da mutlu etti. Bu ilginin pek çok değerli yazarımıza da gösterilmesi dileğiyle.

(Bu bölüm dilek kutusu gibi oldu: Sevgili Parşömen bir sonraki senenin soruşturma sorusu böyle dileklerden oluşabilir mi? Sinerji yaratırız belki kamuoyu olmasa da…)

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Sorunuz bir Osmanlı Paşasının ülkenin durumuna dair “Siz dıştan biz içten yıkmaya çalışıyoruz, yine de yıkılmıyor,” sözünü hatırlattı.

İktidar, yayınevi, yazar, okur, yaratan, yaşatan, yaralanan, yararlanan, yazıklanan… olarak hepimizin bir parçası olduğu ve denklemde yerimizin sürekli değiştiği, geçmiş yıllarda benim ve soruşturmaya cevap veren pek çok kişinin ifade ettiği sorunlar aynı şekilde hatta katmerlenerek sürüyor. Amma velakin yıkılmıyoruz. Sorunları bir kez daha tekrarlamaya gerek yok, lakin geçen seneki kapanış cümlemi tekrarlamak isterim. Ne demiş Albert Camus: “Edebiyat olan her yerde umut vardır.” Umudumuz ve kitaplarımız yaşamımızdan eksik olmasın.