Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.

Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin… İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2024!

Burcu Alkan

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Benim bu yılki okumalarımın çoğu eski metinlerden oldu ama yeni çıkmışlardan sanırım en çok Ayfer Tunç’un Kuru Kız romanını beğendim. Bir kere Tunç’un hikâyelendirme dili çok hoşuma gidiyor. Basit bir hassasiyetin ötesinde ince ayar bir üslubu var. Kıyıda köşede kalmışın ruhunu başarıyla yakaladığını düşünüyorum. Romanın Kuru Kız’ının öyküsü gündelik olanın ağırlığını, hoyratlığın sıradanlığını ve sahipsiz kalana nasıl her türlü muamelenin reva görüldüğünü bahsettiğim türden bir ince ayarla sunuyor. Ayfer Tunç toplumumuzun sıradan karanlık tarafını çok iyi tanıyan, gören bir yazar. Romanı daha bir lezzetli yapansa Kuru Kız’ın ‘inadına’ karakteri. Nitekim Kuru Kız şartlarına teslim olmuyor ki, roman dünyanın obur ucunda başlıyor. ‘İnadına’ kadın karakterlere bir zaafım olduğunu itiraf edeyim.

Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Edebiyat dünyasının küresel sorunlardan etkilenmemesi mümkün değil. Hatta çoğu zaman küresel olaylarla hırpalanan bir alan bizimkisi. Galiba bu nedenle edebiyat olayı olarak benim dikkatimi hep çatışmalar ve sorunlar çekiyor. Mesela gecen sene Salman Rüştü’ye yapılan saldırı entelektüel özgürlükler ve edebiyatın yeri bağlamında beni çok düşündürmüştü. Bu sene de Frankfurt Kitap Fuarı’nda Adania Shibli’ye verilecek ödülün iptal edilmesinin zamanın ruhuna dair bize çok şey söylediğini düşünüyorum. Bir yandan dijital teknolojilerle hızla küreselleşmeye devam ederken, diğer yandan kimlik ve kültür algılarının katılaşmasıyla gittikçe içe kapanan toplumların çelişkili, çatışmalı gerçekliğinde işimiz çok zor. Bu bağlamda dünya edebiyatı genişlemeye, açılmaya çalışırken küresel edebiyat piyasası siyasi baskılara yenik düşüyor. Hoyrat ve zor bir çağda kültür, sanat, edebiyat alanları gerçekten savunulacak son kalelerden ve Frankfurt Kitap Fuarı örneğinde olduğu gibi “Batı” bu çağın sınavında sınıfta kalıyor.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Edebiyat ortamının sorunları geçen yıldan bu yana pek değişmiş değil, aksine artarak devam ediyor. Ben sadece en yaygın olanlardan ve beni en çok rahatsız edenlerden birinden bahsedeyim. Sosyal medyanın edebiyat ve kültür alanında kalitenin düşmesinde başı çektiğini düşünüyorum. Elbette dijitalleşmenin edebiyata çok faydası oldu. Fakat sosyal medya bu bağlamda suyu fazla bulandırıyor. Aslında yazdığı çok da okunmaya değmeyecek, boş laf kalabalığı olan bir sürü “yazar” sosyal medya sayesinde piyasada geniş yer kaplıyor. Baktığınız zaman bahsi gecen metinlerin kalitesi sabun köpüğünden hallice. Hatta bazı “iyi” yayınevlerinin de bu yöne kaydığını görüyorum. Bu yaygın piyasa odaklı tavır editörlük mesleğini de zayıflatıyor. Burada “kapı bekçiliği”nden bahsetmiyorum elbette. Dert edindiğim nokta iyi edebiyata harcanan onca yetişmiş emeğin kıymetinin hiçe sayılması ve bunun neden olduğu kaçınılmaz kalite kaybı. Sonra bakıyoruz ki, metinlerin kendisi iyi olmadığı gibi, söz konusu yazarların bilgisi, görgüsü, kalibresi de şaibeli. Hızla değişen sosyal medyatik akıntılarda iyi yazarları, metinleri fark edebilmek artık çok fazla çaba ve kuvvetli bir okur-yazarlık bilinci gerektiriyor.