Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda adlı kitabı “Kadınlar ve Kurmaca” üstüne ayrıntılı bir metindir. Woolf, kitabın bir yerinde “Shakespeare’in döneminde bir kadın Shakespeare’in dehasına sahip olsaydı hikâyesi ne olurdu?” sorusunun peşinden gider. Shakespeare’e olağanüstü yetenekli, hayali bir kız kardeş yaratır, kıza Judith adını verir. Kız sahip olduğu yetenekten aldığı gücün verdiği cesaretle evden kaçıp Londra’ya gider. Tahmin edilebilecek engellerle karşılaşır ve bir kış gecesi intihar eder, yani başlamadan biten bir hayatın öyküsüdür düşünü kurduğu. “Tek kelime bile yazmayan, dört yol ağzında yatan bu şairin” Woolf hâlâ yaşadığına inanır. “Sizlerle benim içimizde yaşıyor” der. Aramızda dolaşma fırsatına ihtiyacı olduğunu söyler ve bu fırsatı ona kadınların vereceğini vurgular. Kadınların birçok şeyin yanı sıra özellikle tam olarak düşündüklerini yazma cesaretine sahip olduklarında fırsatın yakalanacağını ve bu fırsat sayesindedir ki “Shakespeare’in kız kardeşi olan ölü şairin sık sık çıkarıp bir kenara kaldırmak zorunda olduğu bedeni geri giyeceğine” inanır.

Wolf’u, Asuman Susam ve 10 şair cevaplıyorlar. Şair Asuman Susam’ın çağrısıyla başlayan çalışma 10 şairde yankı buluyor, bir akademik çalışma için kadınlarla yapılan sözlü tarih anlatısından (bizimhikayemiz.org) yola çıkarak yazdıkları belgesel şiirlerle kitabı çatıyorlar: Oraya Kendimi Koydum. Açık arşivdeki sesler, fotoğraflar, sözler, sözlü tarih, günlükler, röportajlar bir kez de şiirle duyulur, fark edilir hale getiriliyor. Anita Sezgener, Asuman Susam, Ece Eldek, E. İrem Az, Mihrap Aydın, Miray Çakıroğlu, Monica Papi, Nur Alan, Petek Sinem Dulun, Selcan Peksan ve Sevinç Çalhanoğlu, Judith’in bedenini geri giyebilmesini sağlayan bu kitapla ona aramızda dolaşma fırsatını veriyorlar.
Ortaklaşa bir çabanın sonucu olan kitap, belgesel şiiri çıkarıyor önümüze. Edebiyatımızda çok da karşımıza çıkmayan belgesel şiirde belgesel sinemadaki kameranın yerini kalem almıştır. Kameranın kaydettiğini bu kez kalem kaydetmiştir. Araç değişikliğe uğramıştır. 11 şair kalemi ellerine alıp, kayıt altına alınan yaşanmışlıkları metne (şiire) çevirip ortaklaşmalarını bir kitaba dönüştürmüşlerdir. Kaydetmek eylemi değişmemiştir ama araç değişmiştir. Daha fazla ağızla daha fazla kulağa ulaşmak için, yaygınlığı göz önüne alınarak şiir seçilmiştir.
Kitapta yer alan, şair Ece Eldek’in yazdığı “Kağıttan Kaplanlar ve Patikalar” şiirinde bir dize, hem sözlü tarih anlatısında hem de ortaya çıkan kitapta sesi olunan kadınların tavrını net bir şekilde anlatır bize: “(tam bayana göre) o ‘göre’yi duyduğum yerde tersi yerden gittim”
“Göre” ile hayatlarının her alanında karşılaşan kadınların hikâyesidir anlatılan. Ve bu ‘göre’yi duyduğu yerde tersine giden kadınlardır söz konusu olan. Hepsinin hikâyesinin kesiştiği alan tam da burasıdır; ‘göre’ye uygun yaşamaya zorlanmak. Kadınlar, bu ve benzeri kelimelerle hayatlarına çekilen sınırı ifade etmekte ortaklaşırlar. Hikâyeler tekil olabilir ama sorun ortaktır ve kitabın 11 şairin ortak çalışması olmasıyla örtüşür. (“Asuman Susam: “Tekil hikâyelerin kolektif olana çengellendiği yerleri birbirine diktik biz.”)
Kitapta yer alan şairlerin yaptığı, kadınların anlatılarının bir web sitesinin açık arşivinin sınırları içinde kalmamasını, oradan taşmasını, şiirin gücünden ve yaygınlığından yararlanarak daha duyulur hale gelmesini sağlamaktır. Bunun için de belgesel şiir ellerinden tutmuştur. “Gerçeğe sadakat”in belgesel şiirin temel ilkesi olduğunu göz önüne alırsak bu doğru bir seçim olmuştur. Çünkü önlerine koydukları anlatıları ancak gerçeğe sadakat göstererek şiire dönüştürdüklerinde hedeflerine ulaşabileceklerinin bilincindedirler. Kendi ifadeleriyle “bir malzemeye değil bir hayata bakmışlardır.” Bu bakma esnasında “duyguya açık olmuşlar, onunla karşılaşmışlar, çarpışmışlar ve bu ilişki içinde değişime uğramışlardır.” (Asuman Susam). Ayrıca okur için de bir dilekte bulunurlar: “okuma süreçlerinin de böyle böyle birbirlerine eklenmesi.”

Belgesel şiirse söz konusu olan; şiirsel söyleme yanaşmamak, ondan kaçınmak, sadece belgeleyip bırakmak, süslememek, bozmamak, bağlamından koparmamak, kaynak metne sadık kalmak, ona ihanet etmemek gerekir. 11 şair bu tuzaklara düşmeden kendilerini geriye çekip kadınlardan aldıkları sözü çoğaltarak belgesel şiire dönüştürmüşler. O sözün daha duyulur, daha okunur olmasında kalem sahibi olmalarının rolü büyüktür. Ne de olsa şiirden gelirler. Kitabı oluştururken şiir bilgi ve birikimlerinden güç alıp destek bulurlar. Kendi üsluplarını, bu çalışmaya özel seçtikleri “form ve söyleyiş” üzerinden şiire taşırlar.
Kitabın adı “Oraya Kendimi Koydum” ilk başta bir empati gibi algılanabilir. Şairlerin kitapla ilgili söyleşilerde belirttikleri gibi bundan özellikle kaçınmışlar, kendilerini hep geri çekmişlerdir. Çünkü burada söz konusu olan sözün öne çıkmasıdır, oraya konanın kendileri değil mevcut sözü çoğaltan bir söz olmasıdır. Anlatıları onların sözleriyle yeni bir metne çevirmişler ama anlatılandan kopmadan, uzaklaşmadan yapmışlardır bunu.
Yaptıkları bıçak sırtı bir çalışmadır tabii ki, anlatının ağırlığını kaybetmeden, onu tahrif etmeden şiir olarak söyleyebilme çabası içindedirler. Burada yazılacak olanın şiir değil belgesel şiir olduğunu bir an bile unutmadan kalemle kâğıdı buluşturmayı başarabilmişlerdir.
Şairler, kadınların sözlü tarih anlatısında oluşturdukları dili bir mürekkep gibi kalemlerine çekip beyaz kâğıdın üzerinde belgeselin ilkelerini gözeterek şiire tercüme etmişlerdir. O şiirler sayesindedir ki Virginia Wolf haklı çıkar; şair Judith bedenine geri dönmüş ve aramızda dolaşıyordur artık.
Melih Elhan
Bu yazı Kendine Ait Bir Oda, Oraya Kendimi Koydum kitaplarının ve Tabiat Kitap Söyleşileri – Çok Hikâyeler Var Böyle’nin, K24 Kitap’ta Deniz Gündoğan İbrişim’in Asuman Susam ile yaptığı söyleşinin bıraktığı izden yürüdü.
