Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz.

Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine ve akademisyenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Mustafa Seyfi

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Ahmet Günbaş – Unutma Yarışı (Klaros Yayınları): Unutma Yarışı, Ahmet Günbaş’ın çoğunluğu kendi hatıralarından oluşan kendi kişisel tarihinin bir vesikası. Şairliği gibi öykücülüğü de insanca bir yaşamdan, hakça bir paylaşımdan yana olan yazarın öykülerinde kendimden çok şey bulduğumu söyleyebilirim.

Erol Özyiğit – Haritada Uzak Bir Yer / Kara Kış Üçlemesi (Pikaresk Yayınevi):Erol Özyiğit şiirinin yeteri kadar fark edildiği kanaatinde değilim. Edebiyat -moda deyimle- yalnız “kültürel çevre”dekilerle mi sınırlı kalmalı, yoksa her yerde görünür olmayı dert edinmemiş isimleri de görmemiz gerekmez mi? Hiç şüphe yok ki her şiiriyle bize bambaşka bir şiirselliğin kapılarını açan Özyiğit de ikincisini seçenlerden. Ve Haritada Uzak Bir Yer şairin en olgun şiirlerini görebileceğimiz kitaplarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bir “seçki” kitap. “Kara Kış Üçlemesi” alt başlığı da üç kitabın bir araya gelmesinden ötürü. Tek bir şiir kitabıyla o şair hakkında bütünlüklü bir fikir edinmek olası değildir elbet. Ancak Haritada Uzak Bir Yer, Erol Özyiğit şiiri için çok kıymetli bir sinopsis.

Önder Birol Bıyık – Şair Şiire Karşı (Şey Kitap Yayınları):Soruşturmaya yanıt verenlerin çoğu kendilerini bu yıl en çok etkileyen kitaplara -gözümden kaçan olduysa affola- şiir, öykü ve romanlar üzerinden yanıtlar vermiş. Önder Birol Bıyık’ın çeşitli yayınlarda ve kendi sayfasında paylaştığı yazılarından oluşan Şair Şiire Karşı, benim listemde bunun istisnasını oluşturan tek kitap. Deneme/eleştiri olarak kategorize edebileceğimiz bu kitabıyla Bıyık şiir dünyamıza, şairlere ve mevcut edebi sisteme karşı yergilerini ve övgüleri son derece etkili bir dille, yergilerinin de övgülerinin de altını sağlam temellerle doldurarak ifade etmiş. Adı her ne kadar “şiire karşı” olsa da Önder Birol Bıyık’ın bu eseri şiir için çok kıymetli bir üretim.

Bülent Akay – Yaşlanmıyor! Eşikteki Çul Gibi Eskiyor İnsan (Şiirden Yayınları):Bülent Akay’ın dördüncü kitabında gitgide gelişen, kendi sesini bulan bir şairin ustalaşmaya yaklaşmış şiirleriyle karşı karşıyayız. Şiirlerini yayımlamaya geç diyebileceğimiz bir yaşta karar veren Akay; çağ insanının yabancılaşmasını idrak etmiş ve bununla ilgili meselesi olan bir şair. Bu olumsuzluğu da iç içe olduğu tabiatın dili gibi süsten püsten uzak, bağırmadan, ne’liğinin farkında ve abartısız dizelerle ifade ediyor. Akay şiirinin en yetkin örneklerini de bu kitapta bulmamız mümkün.

Onur Akyıl – Masovra (Aleni Kitap):Onur Akyıl bir yerlerde yazmaya, okumaya, üretmeye devam ediyor halen. Masovra’da da kendisinin kakofoniden uzak ama bütün kalıpları yıkmaya gönüllü poetikasının en özgün örnekleriyle karşı karşıyayız.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Ölümden ciddi bir şey yok hayatta. Bu yıl beni en çok edebiyatımızda yer edinmiş isimlerin vefatları etkiledi desem yanlış olmaz. Hasan Özkılıç, Şerif Tezgörenler ve yazmaya başlamasında az da olsa desteğim olan, binbir heyecanla hazırladığı ilk öykü kitabının yayımlanmasına az süre kala kitabını göremeden hayata veda eden Emel Zehra Tunçinan… Ölüm hak, doğru. Fakat hakkaniyet her zaman doğru mu, bilemiyorum.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Azınlıkta kalan isimleri, azınlıkta kalan birtakım gelişmeleri saymazsak edebiyat ortamımıza baktığımda sorundan başka bir şey görmüyorum. Daha yeni Nihat Ziyalan’a yapılan ayıp mesela. “Kültürel çevre” içerisinde olmadığı için, şiiri gözden gelinircesine açıklamalar yapılması… Kalabalığın içinde durmayanı dışlayan bir sürü psikolojisi… Nedir ki bu kültürel çevre; belediyelerin şiir günleri mi, meyhane masaları mı, al gülüm ver gülüm usulü ısmarlama yazılar mı, eş dost ağırlanan imza günleri mi? Bu mantıkla bakarsak bizle aynı çevrede olmayan yabancı bir sanatçının şiirini, romanını, filmini, resmini takip etmeyelim hiç. Yahut Nazım Hikmet’in, Orhan Veli’nin, Turgut Uyar’ın şiirini de okumayalım, malum onlar da kültürel çevreden uzakta bir mezardalar… Edebiyat ortamı “kokuyor”. Böylesi bir kokuşmuşlukta yapacak tek şey kalıyor herkese; edebiyatı ciddiye alın, edebiyatçıları değil.