Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz.

Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine ve akademisyenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Süreyya Köle

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

2025 yılıyla sınırlı kalmadan, bu yıl okuduğum kitaplardan beşini seçecek olursam;

DÜNYAYA YENİ GELEN OKURLAR İÇİN / Barış Bıçakçı

Takıntılı olduğum yazarların başında geliyor Barış Bıçakçı. Ne yazsa okurum, nasıl yazsa okurum. Bende durum buyken, “Dünyaya Yeni Gelenleri” okuyup kararınızı kendiniz verin, derim. Benden yine tam puan.

ÇELİŞKİ / Barış İnce

“Bu kitaptaki anlatıcı da anlatılanlar da elbette hayal ürünüdür. Ancak kişiler de kurumlar da hayal ile gerçeğin bütünüdür” notuyla karşılıyor okurunu Barış İnce; gazeteciliğin yavan dilinden uzak, edebiyatçılığını ortaya koyarken sizi bir serüvenin içine çekiyor. Barış İnce’nin Eskişehir Öykü Günleri’nde adıma imzaladığı kitabını severek okudum. Belki bu sevmede Barış İnce’nin güzel bir insan olmasının da etkisi vardır, kim bilir? Öneririm.

MERYEM’İN ÇİÇEKLERİ / Abdullah Ataşçı

Tabu sayılabilecek, yazması cesaret isteyen konuların yazarı Abdullah Ataşçı. Bunu yaparken edebiyatı ıskalamayan, nitelik kayısıyla hareket eden bir tarafı var. Onun yazdıklarını okurken içinizi kaplayan tedirginlik, insan yanımızın ezberlerimizle tutuştuğu kavga sanırım.

KERBEROS / Bayram Sarı

Dumanı üzerinde bir yorum olacak bu. Kitabın kapağını az önce kapattım. Bayram Sarı bu kitabında zaten başarılı olan öykücülüğünü daha da yukarılara taşımış. İşlediği konular ve kurduğu dil insanın okuma isteğini alabildiğine arttırırken, her öykü kafanızda farklı farklı sorgulamalara yol açıyor.

ERMİŞ / Halil Cibran

Bazen yalnızca geçmişi özlersin ve yalnızca geri dönmek için okursun bazı kitapları. Ermiş’i okumuş, ondan etkilenmiş herkese selam olsun.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Bilgi Yayınevi tarafından Muzaffer İzgü anısına düzenlenen 2025 Muzaffer İzgü Çocuk Romanı Yarışmasında ödül verilmeme kararı alınması pek çok yönüyle çok sarsıcı geldi bana. Öncelikle bu kararı alma cesareti ve samimiyetini gösteren seçici kurulu içtenlikle kutlarım.

Toplamda 130 dosyanın gönderildiği yarışmanın seçici kurulunda Mavisel Yener, Ayfer Gürdal Ünal, Dilge Güney, Deniz Alev ve Cahit Ökmen’in olduğunu görüyoruz. Yarışmanın sürekliliği ve marka değerinin korunması kaygısıyla hareket etmeyen seçici kurulun tutumu son derece kıymetli. Diğer yandan bu 130 dosya ne olacak? Çocuk edebiyatının para kazandırdığı düşüncesi, çocuklara yazmanın kolay olduğu algısıyla birleşince bu alanda ciddi bir suiistimal, nitelik kaybı olduğunu görüyoruz. Seçici kurulun kararı elbette 130 yazar için vazgeçme sebebi oluşturmayacaktır. Ancak yine de genel düşünce, tablonun hiç de parlak olmadığını gösteriyor bize. Biraz da bu sebeple İstanbul Öykü Günleri’nde bir günü tamamen çocuk edebiyatıyla ilgili söyleşilere ayırma kararı aldık. Tespit etmek, çözüme dönük ilk adım olacaktır kuşkusuz.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Çok sorun gibi değil ama dikkat çeken bazı durumlar diyelim.

Mış gibiler, taklitler çağını yaşıyoruz. Eski dönemlere özenenleri, o zamanın arkadaşlık ilişkilerini sandıktan çıkarıp üzerine geçirmeye çalışanları görüyoruz. Ama olmaz. Onların yaşadığı, zorlama bir tutum, yapmacıklık içermiyordu. O tek enstrümanın telleri gibiydi her biri. Ortak bir sesi hep birlikte çıkaracak, ortak bir dünya görüşüne sahiptiler. O nedenle herkesin bu kadar kişisel hareket ettiği, bencilliğin gırla gittiği bir dönemde bu kadar cambazın aynı ipte oynaması zor.

Bir de şu imza meselesi. “Edebiyatçılar şu konuda tepki gösterdi! Bildiriyi imzalayan yazarlar şunlar, şunlar!” Hırsından ağlayanlar olduğunu bilmek ne acı… Mesele ne? Vay beni yazardan saymadılar. Orada adı geçen herkes yazar mı peki? Tam bir komedi. Yakın olduklarını sandığınız “arkadaşlar” birbirinden kendilerine gelen imza destek isteğini saklıyorlar. Şaka gibi değil mi? Ama kötü bir şaka. Yazarlığın yazdıklarından ibaret olmadığını anladıkları günler uzak değildir umarım.

Daha bu ve benzeri, tam da bu çağın özelliğine yakışır, kendini kandırmak üzerine kurulu pek çok sahtelik alameti… Oysa sahicilik candır. Yoksa okur yaşadıklarınıza bakıp yazdıklarınıza nasıl inansın?