Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
2025 yılında yayımlanan kitaplar arasında severek okuduğum çeviri kitaplardan üç tanesini seçtim: Han Kang’ın Sevgilinin Soğuk Elleri, Ian Genberg’in Detaylar, Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm adlı kitapları.
Han Kang’ın güçlü anlatımı, çarpıcı karakterleriyle dikkat çeken bu çok katmanlı romanını yine Göksel Türközü çevirisiyle okumak çok keyifliydi. Ian Genberg, 2024 Yılında Uluslararası Booker Ödülü alan Detaylar adlı kısa romanında bir kadının yaşamının farklı dönemlerine yoğunlaşıyor. İnsan ilişkilerinin çarpıcı ayrıntılarını cesaretle ele alırken hem akıcı hem de çok özgün bir dil kullanmasıyla beni etkiledi. Kitabın çevirisi Zeynep Tamer’e ait. Betimlemeler ve psikolojik ayrıntıların yalınlığı çok çarpıcıydı.
Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm adlı anlatı-romanı yazarın babasının hastalığı ve ölümüne kadar yaşanan süreçte insanın en büyük çaresizliği olan ölümle nasıl baş ettiğini tüm yalınlığıyla ve samimiyetle anlatıyor. Yazar, babasının renkli kişiliğini Bulgar toplumunun güncel hayatından ve geçmiş yaşantısından kesitlerle anlatırken çok tanıdık duygularla baş başa kalıyoruz. İnsanı sarsan dönüp kendi yasına ayna tutmasını sağlayan hem geçmişe hem de geçmişin kalıntılarıyla dolu “şimdi”ye yapılan büyüleyici bir yolculuk oldu benim için, Bahçıvan ve Ölüm. Haşine Şen Karadeniz Bulgarcadan çevirmiş.

Kalan iki kitap hakkımı yerli edebiyatımızdan kullanmak istiyorum. İlki Polat Özlüoğlu’nun Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar adlı ilk romanı. Romanda kahramanların hesaplaşmaları aracılığıyla bıçak sırtı birkaç konu ele alınıyor. Yazar gerçekçi anlatımıyla, güçlü betimlemeleriyle ve çok yönlü karakterleriyle bireysel acıların tarihsel yanına ayna tutuyor.
İkincisi henüz yeni okuduğum Esra Kahya’nın Tepsideki Melek adlı romanı. Esra Kahya bu romanıyla toplumumuzdaki farklı kuşaktan kadınların yaşamlarına ışık tutarken ironik ve akıcı anlatımıyla kadınlık mirasının izini sürüyor. Romanda toplumsal olayların bireysel acılara dönüştüğü kırılma noktaları farklı bakış açılarıyla ele alınıyor. Bu mirasın sembolik göstergesi olan bir tepsideki melek, sessizce tanık oluyor olan bitene.
Elbette benim kaçırdığım nice kitap vardır ama günceli takip etmek oldukça ciddi bir çaba istiyor günümüzde. İçlerinden beş tanesini seçmek de kolay olmadı. Affola…
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
Pınar Kür, Handan İnci, Selim İleri ve Hasan Özkılıç gibi çok önemli yazarlarımızı kaybettiğimiz bir yıldı. Her gidenle biraz daha azalıyoruz.
Yayınevlerinin romanı önceleyen yaklaşımlarına rağmen öykünün ve şiirin her şeye rağmen okunduğu ve dikkat çektiği bir yıl oldu.
Dünyada olduğu kadar ülkemizde de edebiyat, güncel siyasetten etkileniyor elbette. Birçok siyasi ve sosyal konuda imza kampanyaları düzenlendi. Kadın cinayetlerinin unutulmaması adına çaba gösterildi.
Yavuz Ekinci’nin Rüyası Bölünenler adlı romanının yayınlanması ve satışının yasaklanması, ifade özgürlüğü açısından, intihal tartışmalarının dava süreçleri gibi olaylar etik açıdan durup düşünmemiz gereken olaylardı.
Selim Temo’nun TÜYAP onur yazarı Murathan Mungan’a yönelik eleştirileri dikkat çekiciydi. Katılmak katılmamak adına belirtmiyorum bunu, tarihsel anlamda da bireysel açıdan da olan bitenlere farklı bir pencereden bakabilmek çok önemli.
Fransız yazar Annie Ernaux’nun iktidara, toplumsal adalete ve insan haklarına ilişkin açıklamalarıyla dikkat çekti. Haziran 2025’te katıldığı bir televizyon programında Gazze’deki şiddet ve insani krizle ilgili güçlü bir çağrı yaptı; şiddeti “soykırım” olarak nitelendirdi ve yazma eyleminin bile bu bağlamda yetersiz kaldığını söyledi. Yazarın katıldığı eylemlerdeki görüntüleri önemli edebiyat olaylarındandı bence.
Edebiyat kültür sanat beğenisi elbette değişip dönüşüyor. Okuyucuların bu hızlı çağda kısa ve yoğun metinleri tercih etmesi belki de doğaldır. Kuzeyden esen bu rüzgârı oldukça sevdiğimi söyleyebilirim.
Bu yıl da Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sının çok satanlar listelerinde yer alması tek başına bir edebiyat olayı gibi geliyor bana.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Niceliğin artmasıyla niteliğin azalması gibi bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz her alanda. Piyasa koşullarının belirlediği akıntıda, edebiyata yürekten emek veren ama bu karmaşada sesini duyurmanın yolunu bulamayan yazarların varoluşsal kaygılarının arttığını görüyorum. Bu durumdaki yazarlara kendimi de açık yüreklilikle katabilirim.
Bir de bu tür nedenlerle yazar olmanın her yerde kendini göstermek gibi bir zorunluluğa dönüşmesi çok büyük bir saçmalık gibi geliyor bana. Gittikçe yazarın kendi kitabını pazarlamaktan sorumlu olması gibi oldukça tehlikeli bir anlayış yerleşiyor. Bu kadar dışa dönük bir yaşam sürecek bir insanın kitaplarla ve yazmakla ne işi olabilir? Bunu gerçekten anlayamıyorum. Elbette okurlarıyla buluşup edebiyat söyleşilerine katılmak bu işin bir parçasıdır ama yazar bir gösteri sanatçısı olmamalıdır. Kendisi yerine eseri dolaşımda olmalıdır, diye düşünüyorum hâlâ.
Her şeyin hızlıca tüketildiği bir çağda edebiyat metnine macera dizisi beklentisiyle yaklaşan okur kitlesine yönelik popüler bir anlayış piyasa koşullarını belirliyor sanki. “Gerçek eleştiri”nin eksikliği sadece tanıtıma yönelik anlayışların yerleşmesine neden oluyor. Maalesef sadece çok satanları takip eden okurların sayısı artıyor, kitaplar ve yazarlar popüler kültürün nesneleri haline getiriliyor. Bu kadar hızlı tüketime yönelik edebiyat anlayışı kanonik ya da klasik olanla nasıl bir bağlantı kurabilir, topluma ne kazandırabilir gibi sorularının cevabı açısından endişeliyim.
Her zaman olduğu gibi bugün de en büyük sorun, ülkemizde yazarın geçimini başka işler yaparak sağlaması yani bir elin parmağını geçmeyecek ünlü yazarlar dışında yazar ve şairlerin yazarak ekonomik bağımsızlığını kazanamaması olsa gerek.
Dilerim ki bu hareketlilik içinde sakinlikle okuyabileceğimiz kendi hızımıza uygun yaşayabileceğimiz umutlarımızı tazeleyebileceğimiz ve yeniden hayal kurabileceğimiz bir yıl olsun, 2026.
