2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
2024’te yayımlanan Gölgeli Muhabbetler’i sayabilirim. Ne yazarsa nasıl yazarsa yazsın, Cemil Kavukçu öykülerine ancak okumayı yeni sökmüş çocuk saflığıyla yaklaşabiliyorum.
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
Her Gece Bodrum’u ve Yarın Yarın’ı nasıl bir mutlulukla okuduğumu hâlâ çok iyi hatırlıyorum. Selim İleri’yi ve Pınar Kür’ü kaybetmek üzücüydü.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
En temel sorun oto sansür ve yayıncıların ekonomik nedenlerle kitap basarken yaşadığı sıkıntılar. Çevirmenlerin, editörlerin, yayınevi çalışanlarının da emeklerinin karşılığını yeterince alamadığını düşünüyorum.
Bir diğer sorunu geçen sene verdiğim cevapta da belirtmiştim: Benim için edebiyat ortamımızdaki sorun demek artık o büyük kitaplar yazılmıyor anlamına geliyor. Edebiyat dergilerinin havada uçuştuğu günler geride kaldı. 90’ların edebiyat ortamına şahitlik etmiş biri olarak bu benim için evet, kişisel bir sorun. O günlerle bugünleri kıyaslayamam mümkün değil. Peki benim geçmişi ölçüt alarak sorun diye ortaya koyduğum şey acaba bugünün edebiyata meraklı bir üniversite öğrencisi için de geçerli mi?
Her dönemin toplumsal dinamikleri var ve ortaya koyduğum bu karamsar tablo sadece bir dokunuşla değişecek türden değil. Örneğin hep dile getirilen “Edebiyatımız maalesef bu halde çünkü bizde eleştiri yok,” düşüncesi de günümüz toplumsal dinamiklerinin bir sonucu. Mesela neden artık Notos üç ayda bir çıkıyor? Sanırım olması gerekeni yaşıyoruz, bize düşen bu. Yaşar Kemal’in, Yusuf Atılgan’ın, Oğuz Atay’ın, Adalet Ağaoğlu’nun yazdıkları ortadayken Fethi Naci 1980 yılındaki yazısında Cortazar’a, Calvino’ya Beckett’e bakıp “Türkiye’de roman var mı?” diye soruyordu. 2025’te ben şimdi ne diyeyim?
Son olarak buradan Onur Çalı’ya seslenmek istiyorum. Soruşturmaya verdiği yanıtları okudum. Seneye bu son soruyu kaldırmayı düşündüğünü yazmış. Bence bu soruyu sormaya devam etmeli ancak benim gibi her sene aynı kişilere sormak yerine, örneğin edebiyat fakültelerimizin hocaları ya da üniversitedeki hatta liselerimizdeki edebiyat kulübü öğrencileri gibi farklı grupları tercih etmesinin daha yerinde olacağını düşünüyorum.
Bana düşüncelerimi soran Parşömen’e teşekkür eder, herkese iyi yıllar dilerim.
